‘Ev içi emek görünmeyen değil, yok sayılan emektir’ 2026-03-14 09:03:12   İSTANBUL - Ev işçisi Serpil Yılmaz, kadınların ev içi emeğinin görünmeyen değil yok sayılan bir emek olduğunu belirterek, ev işçiliğinin kadınlara “doğal sorumluluk” gibi dayatıldığını ve bu döngünün toplumsal cinsiyet rollerindeki dönüşümle kırılabileceğini söyledi.   Toplumsal yaşamın en temel dayanaklarından biri olan ev içi emek, yıllardır kadınların karşılıksız ve görünmeyen emeği üzerinden sürdürülüyor. Ev işleri, bakım ve duygusal yük çoğu zaman sevgi, fedakârlık ya da annelik rolü içinde tanımlanırken, bu alanın bir emek biçimi olduğu gerçeği geri plana itiliyor. Kadınların yaşamını kuşatan bu görünmez yük, eşitsizliğin en derin ve en süreklileşmiş biçimlerinden biri olmaya devam ediyor.   Kendini “ev işçisi” olarak tanımlayan Serpil Yılmaz ile görünmeyen emeği konuştuk.   ‘İnsan yetiştiriyoruz, küçümsenecek bir iş değil’   Mesleğini “insan yetiştirmek” şeklinde tanımlayan Serpil Yılmaz, “Biz yetiştirip belli bir eğitim verdikten sonra öğretmene gönderiyoruz. Öğretmen de öğretiyor. Çok önemli bir iş yaptığımı düşünüyorum. Dört tane çocuk büyüttüm. Okutuyorsunuz, eğitiyorsunuz; iyi insanlar olsun, topluma faydalı olsun, kendisine faydalı olsun diye emek sarf ediyorsunuz. Bu küçümsenecek bir şey değil. İş saatimiz olmayabilir ama en büyük emeği biz veriyoruz” şeklinde konuştu.   ‘İş tanımı yok, maaş yok, güvence yok, çalışma saatleri belirsiz’   Çalışan kadınların varlığının güç verdiğini kaydeden Serpil Yılmaz, kamusal alanda çalışıyor olsaydı işinin bir adının ve tanımının olacağını dile getirdi. Serpil Yılmaz, “Sabah kalkardım, ‘Ben şu işi yapmaya gidiyorum’ diyebilirdim. Ve ona göre kendimi programlayabilirdim. Ama ev işçisi olduğunuzda böyle değil. Ayrıca biz ev hanımı değiliz, patron da değiliz; sadece bu evlerin yöneticisiyiz. Bir zamanlama ayarlamasını siz yapıyorsunuz. Çocukların aldığı gıda ile ilgileniyorsunuz. Bunlar hep emek isteyen şeyler. Ama bir işiniz olsa, benim işim budur, statüm de budur denirdi. Bizi zannediyorlar ki mesela sabahtan kalkıyoruz, saçlarımıza bigudileri sarıyoruz, sabahlığımızı giyinip kahvemizi yapıyoruz. Böyle bir şeyimiz yok, bizim de sorumluluklarımız var. Evde olduğunuz zaman bu sorumluluklar daha da katlanıyor. Çünkü evdesiniz ve bir işi yapıyorsanız iyi yapmak zorundasınız. Gün sonunda kimse size aslında teşekkür etmiyor. Teşekkürünüz; çocuklarınız başarılı olmuşsa, terbiyeliyse, toplumdan böyle bir geri dönüş aldıysanız mutlusunuz; sigortanız, maaşınız bu. Tabii bir işimiz olsaydı mutlu olurduk” diye belirtti.   ‘Gün içinde birçok role bürünüyoruz’   Günün sabah 7.15’te çocukları okula hazırlamakla başladığını ve ardından ev temizliği, yemek gibi ev işleriyle ilgilendiklerini ifade eden Serpil Yılmaz, “30 yıldır burada oturuyorum. Yardıma ihtiyacı olan birisi varsa yardımına koşarsınız. İşleri yaptık, süpürdük, sildik, evi bir düzene getirdik diyene kadar saat 15.00 oluyor ve çocuklar geliyor. Tekrardan masa koyulur, kaldırılır. Sonra öğretmenlik başlar. Gün içinde farklı rollere bürünüyorsunuz. Mesela komşu oluyorsunuz, sabah annesiniz, sonra eşsiniz, sonra ablasınız. Kimse sormaz, hani bir planın var mı, bir yere gidecek miydin diye. Derken akşam olur. Çalışan birisi olsaydım, mesela bir öğlen yemeği saati var çalışan kadınların. Bizim öyle bir saatimiz yok. ‘İşte makyaj yapın, eşinizi öyle karşılayın’ diyorlar; saçımızı bile zor tarıyoruz” diye belirtti.   ‘Toplum değişmeden bu döngü kırılmaz’   Kadın katliamının ev içinde yaşandığına ve faillerin hep erkekler olduğuna dikkat çeken Serpil Yılmaz, fail erkeklerin çocukluktan itibaren yanlış yetiştirildiğini ifade etti. Serpil Yılmaz, “Bizim kuşak hâlâ geleneksel düşünüyor. Ama yenilenmemiz gerekiyor. Büyük kızım 30 yaşında, onun küçüğü 1998 doğumlu, ikizlerim 2014 doğumlu. İki kuşağı da gözlemledim. Ama bizim de hatalarımız var. Kendimizi yenilemiyoruz. Çünkü sizi yargılayan bir toplum var. O toplumun değişmesi gerekiyor öncelikle. Yaş grubu yenilenmedikçe devam edecek. Yenilenmeyince çatışma çıkıyor. Çocuklarım için çalışmadım, en büyük fedakârlığı ben yapmış oldum. Belki değişik bir yerde olabilirdim” şeklinde konuştu.   ‘Güvencemiz yok’   Ekonomik bir gücünün olmadığını, 53 yaşındaki bir kadın olduğunu ifade eden Serpil Yılmaz, “Maaş yok, sigortamız da yok. Aslında görünmeyen değil, yok sayılan emek. Çalışırken de eve geliyordum, yine evin işçisi sizsiniz. Benim eşim de bana çok yardımcı oluyordu ama sonuçta son şey yine sizde. Yani ocağın altını kapatacak olan sizsiniz. Ekstradan yoruluyorsunuz” sözlerini kullandı.   ‘Evin bekçisi gibi sürekli evdeyiz’   Ev işçilerinin sürekli evde durduğunu ve adeta evin bekçisi hâline geldiğini ifade eden Serpil Yılmaz, “Türkiye şartları eskisi gibi olsaydı belki bir hafta sonu sinemaya gidebilirdik, tiyatroya gidebilirdik. Ben de başka şeyler yapıyorum. Biraz da kadınlar kadınlara, kadınlar kendi kendilerine yardımcı olmalılar” şeklinde dile getirdi.   ‘Eşler aynı statüdedir’   Kadınların birer eşya veya meta olmadığını, ancak önceden kadınların evlendirilmek yoluyla adeta satıldığını ifade eden Serpil Yılmaz, “Biz hayatımızı birleştiriyoruz, sorumluluk ortak olmalı. Eşimizle aynı statüdeyiz; eşiniz de bir ailenin çocuğu, siz de bir ailenin çocuğusunuz ve bir hayat birleştiriyorsunuz. Birinin sorumluluğunu üstümüze almak için evlenmiyoruz ama evin sorumluluğu bende. Ben olmazsam bu yok. O zaman sevme de bitiyor. Acımaya dönüyor iş. Daha da değersizleşiyor kadın, daha görünmez oluyor. Sen çalışmıyorsan, evdeki işleri yapıyorsan eşin de bunun farkında olmalı. Kadının bir ekonomik bağımsızlığı yoksa, yapabilecekleri de bunlarsa ona göre davranmalı” şeklinde konuştu.