Demokratikleşmenin olmazsa olmazı: Umut hakkı 2026-05-08 09:01:02     Nazlıcan Nujin Yıldız   İZMİR – Umut hakkının uygulanması yönünde atılacak adımların, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne büyük katkılar sunacağını söyleyen Faraşin Gümüş, süreçle birlikte yakalanan tarihi fırsatın, kalıcı bir barışa dönüşmesi için siyasi ve hukuki adımların bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti.   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından yapılan Barış ve Demokratik Toplum Süreci devam ederken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) “umut hakkı” kapsamında verdiği kararlar, Türkiye tarafından hâlâ hayata geçirilmiş değil. İmralı’daki tecrit politikalarının sürdürülmesi hem uluslararası hukukun hem de toplumsal barış beklentisinin görmezden gelindiği yönünde tepkilere yol açarken, bu noktada, sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için yalnızca söylem düzeyinde kalan adımların yeterli olmadığı, fiziksel özgürlüğe giden yolun açılmasının belirleyici olduğu da halklar tarafından sıkça vurgulanıyor.   Konuya dair konuşan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İzmir yöneticisi avukat Faraşin Gümüş ile konuştuk.    ‘Umut hakkı, sürecin ilerlemesi için kritik önemde’   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit koşullarının kaldırılması ve umut hakkının tanınmasının, Türkiye'de demokratikleşmenin olmazsa olmaz bir koşulu olduğunu ifade eden Faraşin Gümüş, siyasal düzlemde ise bu durumun, barış sürecinin sağlıklı ilerlemesi için kritik önemde olduğunu belirtti. Umut hakkının temel bir insan hakkı olduğunu söyleyen Faraşin Gümüş, “Umut hakkı, bireylerin özgürlüğe kavuşma ihtimaliyle sınırlı olmayan; beklentiler, fırsatlar ve planlar üzerinden yaşamı anlamlandırma haklarını da kapsayan çok katmanlı bir kavramdır. Türkiye’de  idam cezasının kaldırılmasının ardından 2002 yılında bir kişiye uygulanabilecek en ağır yaptırım olarak düzenlenen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, sivil ölüm dediğimiz ya da ölümü zamana yayma olarak ifade edebileceğimiz İçerisinde çok yoğun tecrit ve izolasyonu barındıran sistem yani bir nevi işkencenin modern ceza sistemindeki bir görünümü olarak karşımıza çıkan sistem nedeniyle yaşanan hak ihlalleri sonrasında başlatılan hukuki süreçler umut hakkı tartışmalarını gündeme getirmiştir. Bununla ilgili ilk başvuru ve süreç de Sayın Abdullah Öcalan üzerinde İmralı’da yaşatılan tecrit sistemidir. Umut hakkı tartışmalarını başlatan süreç, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Öcalan/Türkiye kararından sonrasında olmuştur. AİHM, tahliye umudu olmayan ömür boyu hapis cezasının AİHS’nin 3’üncü maddesini ihlal ettiğine hükmetmiş, mahpusların bir gün bile özgürlüğe kavuşma umudu olmadan tecrit edilmesini insan onuruna aykırı bulmuştur. İlk karar olması nedeniyle önemlidir” dedi.   ‘Umut hakkının yerine getirilmesi bir lütuf değil’   Verilen kararın üzerinden on iki yıl geçtiğini anımsatan Faraşin Gümüş, “Mahkeme, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının, hiçbir koşulda gözden geçirilmesine imkân tanımayan infaz rejiminin, insan hakları standartlarıyla bağdaşmadığını ortaya koyarak Türkiye’ye önemli yükümlülükler hatırlatmıştı. Hem yazılı hem sözlü uyarılara rağmen Türkiye hala bu kararın gereklerini yerine getirmemektedir. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, bu çağrılarında gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına ilişkin mevcut infaz rejiminin uluslararası insan hakları standartlarına uyumlu hale getirilmesini söylemektedir. Bu kapsamda en geç 25 yıl sonunda gözden geçirme ve koşullu salıverilme imkânı tanıyan bir mekanizmanın oluşturulması gerektiği vurgulanmaktadır. Umut hakkının uygulanması bu bakımdan hukukun üstünlüğü, adil infaz rejimi ve toplumsal barış açısından temel bir gereklilik arz etmektedir. Bu hakkın hayata geçirilmesi için herhangi bir siyasi sürece ertelenmesine de gerek yoktur.  Umut hakkının uygulanmasının gerekli olduğu tartışmasını, bugün yapmamamız gerekir. Çünkü mevcut anayasada ve yasalarda dahi bunun uygulanması gerektiği ve bu kararın bağlayıcı olduğu çok nettir. Anayasa madde 90 çok nettir. Mevcut yasa ve taraf olunan uluslararası sözleşmeler arasında bir çelişki olması halinde, uluslararası sözleşmenin bağlayıcı olduğu yazmaktadır. Bu nedenle söz konusu AİHM kararlarının uygulanması gerektiği, mevcut anayasada dahi sabittir. Bu hakkın gereklerinin yerine getirilmesi bir lütuf değildir” şeklinde konuştu.   Atılması gereken adımlar   Umut hakkının uygulanması yönünde atılacak adımların, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne büyük katkılar sunacağını vurgulayan Faraşin Gümüş, “Umut hakkı, Türkiye'deki birçok yasada yer alan mutlak engellerle ilgili bir durum. Yani, ölünceye kadar hapis cezası infaz kanunu başta olmak üzere, terörle mücadele kanunu ve Türk ceza kanununda düzenlenmiştir. Yeniden topluma dönme, toplumla bütünleşme, yaşamla bir araya gelme olanağını ortadan kaldıran bu maddelerin ortadan kaldırılması gerekir. Umut hakkının yasal gelişmelerinin ilk adımı budur. Bu mutlak yasakların ortadan kaldırılması gerekir. Özgürlük ihtimalini değerlendiren kurulların,  İdare ve Gözlem Kurulları gibi yapısı değiştirilerek, bu kurullar tarafsız ve bağımsız yargı mensuplarından oluşturulması gerekmektedir. Bunlar, atılması gereken temel ilk adımlar olacaktır” diye belirtti.    ‘Söylem düzeyinde kalan beyanlar, somut adımlara dönüşmedi’   Kürt sorununun, demokratik ve barışçıl çözümü konusunda, büyük bir umut yaratan tarihi bir süreçte olunduğunu dile getiren Faraşin Gümüş, “Her şeyden önce, İmralı'daki hapishane statüsünün kaldırılması ve yeni bir siyasi ve politik zemine taşınması gerekmektedir. Tecridin sona ermesi, yalnızca bireysel bir hak ihlalinin giderilmesi değil, toplumsal barışın ve demokratik toplum perspektifinin güçlenmesi anlamına gelir. Sayın Öcalan'ın koşullarının iyileştirilmesi, barış sürecinin daha hızlı ve pozitif yol almasını sağlayacak bir statü değişikliğini zorunlu kılmaktadır ve bunun gerçekleşmesi ise ilk olarak barışa olan inancı güçlendirecektir. Türkiye’nin yakın geçmişteki başarısız çözüm girişimi ve dünya örnekleri gözetildiğinde, barış sürecinin kesintiye uğramaması ve nihai olarak da başarıya ulaşması için gerekli reformların hızlıca hayata geçirilmesi hayati önem taşımaktadır. Mevcut durumda fiili silahsızlanma iradesine karşılık, devletin bu iradeyi destekleyecek geçiş dönemi yasalarını hayata geçirme konusunda, söylem düzeyinde kalan bazı beyanlar haricinde süreci tahkim edecek somut adımlara dönüşmediğini görüyoruz. Dünyadaki çatışma çözümü deneyimleri göstermiştir ki; hukuki ve idari reformlarla desteklenmeyen, yasal statüye kavuşturulmayan müzakere girişimleri, tekrarlanma ve eskiye dönüş riski taşımaktadır” diye ifade etti.   ‘Süreç, kalıcı barışı kurma meselesi olarak ele alınmalı’   Sürecin yalnızca bir güvenlik veya teknik silahsızlanma meselesi olarak değil; Türkiye’nin demokratikleşme kapasitesini güçlendirme, kalıcı iç barışı kurma meselesi olarak ele alınması gerektiğini vurgulayan Faraşin Gümüş, “PKK’nin silah bırakmasına ilişkin çerçeve yasa, daha fazla ertelenmeden en kısa zamanda çıkarılmalıdır. Yasa geniş ve kapsamlı olmalı, çatışmanın bütün sonuçlarını tamamen bertaraf etme amacı taşımalıdır. Bütünlükçü bir bakışla kaleme alınmalı, açık ve ölçülebilir bir amaç taşımalıdır. Kapsamı da açıkça oluşturulmalıdır. Yasa metni açık, yoruma kapalı ve öngörülebilir olmalı, infaz ve dönüş süreçlerinde idari ve hukuki keyfiliği önleyecek kesinlikler ve güvenceler içermelidir. Hukuk devletinin yeniden inşası ve hukuki güvenlik ilkesi gereğince AİHM ve AYM kararlarının gereği yerine getirilmelidir. Kayyım uygulamasına son verilerek kayyım atanan belediyelerin seçilmiş başkanları görevlerine iade edilmelidir. Yaşam hakkı tehdidi ve birçok ihlal ile karşı karşıya olan hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalı bu konuda yasal ve idari reformlar gerçekleştirilmelidir. Mahpusların tahliyelerini keyfi bir şekilde engelleyen İdare ve Gözlem Kurulları kaldırılmalı, mahpusların infaz süreleri kanunla belirlenmeli, belediye başkanları, siyasi aktörler ve gazeteciler ve sivil toplum örgütü temsilcilerine yönelik yargısal tacizden vazgeçilmeli, tutuksuz yargılama bütün yargısal süreçlerde esas alınmalıdır. TMK kaldırılmalı, TCK ve ilgili mevzuatın AİHM ve AYM kararları doğrultusunda öngörülebilirlik ve kanuni belirlilik ilkesi çerçevesinde yeniden düzenlenmelidir” ifadelerine yer verdi.   ‘Tarihi fırsat, kalıcı barışa dönüşmeli’   Faraşin Gümüş, son olarak şu ifadelere yer verdi: “Çatışmasızlık ve silahsızlanma ile elde edilen bu tarihi fırsatın, kalıcı bir barışa dönüşmesi için siyasi ve hukuki adımların mümkün olan en kısa süre içinde hayata geçirilmesi, mücadelemizi sonuna kadar büyütmemiz gerekiyor. Halkımıza, sivil toplum kuruluşlarına, hukukçulara, hepimize düşen en büyük sorumluluk da budur.”