6 yıllık tutsaklığın ardından: Varlığımız tanındı, sıra demokratik yaşamda 2026-09-08 09:05:00   Beritan Tunç   İZMİR - Cezaevinde geçirdiği süreçte Kürt kimliği ve kadın mücadelesine dair farkındalığının derinleştiğini belirten Medine Orhan, “Varlığımız tanındı, sıra demokratik ortak yaşamda” dedi.   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı çağrıyla başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci, çatışmalı sürecin sona ermesi ve kalıcı barışın sağlanmasına yönelik tartışmalarla devam ediyor. Sürecin ilerlemesiyle birlikte demokratik çözüm, hukuki düzenlemeler ve ortak yaşamın nasıl güçlendirileceği başlıkları da ele alınan konular arasında yer alıyor. Yıllar süren çatışmalı dönemin ardından başlayan bu yeni süreç, özellikle kadınlar açısından barışın yaşamın her alanında karşılık bulması ve gelecek kuşakların savaşın olmadığı bir ortamda büyümesi bakımından önem taşıyor.   27 Ağustos’ta Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nden tahliye edilen siyasetçi Medine Orhan, yaşadığı tutukluluk sürecini, etki ve sonuçlarını, kadın mücadelesini ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair görüşlerini anlattı.   Medine Orhan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Îdir (Iğdır) Tozan (Tuzluca) İlçe Eşbaşkanı iken 2016’da İzmir’de gözaltına alınarak “örgüte üye olmak” iddiasıyla tutuklandı. Kars, Erzurum, Bayburt ve son olarak İzmir Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde kalan Medine Orhan, yargılandığı Iğdır 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı. Yaklaşık bir yıl cezaevinde kalmasının ardından görülen ilk duruşmasında Bayburt M Tipi Kapalı Cezaevi’nden tahliye edilen Medine Orhan, cezasının Yargıtay tarafından onanması üzerine 20 Ocak 2021’de yeniden tutuklanarak Şakran Kadın Kapalı Cezaevine götürüldü. Medine Orhan, cezasını tamamlamasının ardından 27 Ağustos’ta Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildi.   Tutuklanma süreci   Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Tuzluca İlçe Eşbaşkanlığı görevine başladıktan kısa bir süre sonra siyasi operasyonların başladığını belirten Medine Orhan, 2016 yılında babasının rahatsızlığı nedeniyle bulunduğu İzmir’de gözaltına alındığını söyledi. Gözaltının ardından Îdir’e (Iğdır) götürüldüğünü kaydeden Medine Orhan, “Sorgulamam orada başladı ve ardından tutuklandım. Iğdır'da bir iki gece kaldıktan sonra Kars'a sürgün edildim. Kars'ta yaklaşık 23 gün kaldıktan sonra Erzurum'a sevk edildim. Erzurum'da aynı düşünceden arkadaşlarımın yanına gittiğimde rahatladım. Orada birkaç ay kaldıktan sonra siyasi sürgünler başladı ve bir grup arkadaşımla Bayburt'a sürgün edildim. Bayburt'ta yaklaşık sekiz ay kaldıktan sonra 2017 yılında görülen ilk mahkemede tahliye oldum” dedi.   ‘Cezaevinde Kürt'ün ne için mücadele ettiğini anladım’   Yaklaşık dört yıl sonra, 20 Ocak 2021’de cezasının Yargıtay tarafından onanması üzerine ikinci kez tutuklanarak bu defa Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’ne gönderilen Medine Orhan, cezaevi sürecinde yaşadığı değişim ve dönüşümü şu sözlerle anlattı: “Tutuklanıp arkadaşların yanına gittiğimde daha çok anlamaya çalıştım ve anlam verdim. Çünkü partideyken, çalışmalardayken, o çalışmanın içindeyken yoğunlaşamadım. Herhangi bir hukuksuzluk yapmıyorduk. Ama daha sonra siyasi anlamda tutuklanınca anladım ki yönelme farklıydı. Amaç farklıydı. Bunları anladım o süreçte. Cezaevinde bunun üzerine çok yoğunlaştım. Yoldaşlarımdan yardım aldım, destek aldım. Bir anne olarak duygusal anlarım çok vardı. Zorlandığım anlar çok oldu, çocuklardan dolayı. Ama anladım ki benim çocuklar için mücadele etmem gerekiyordu. Yoldaşlarım sayesinde güçlü kalmayı başardım, beni ben yapan onlar oldu. Onlara gerçekten çok minnettarım. Yoldaşlığın ne olduğunu öğrendim. Davanın ne olduğunu daha iyi anladım. Bir Kürt'ün ne için mücadele ettiğini anladım. Yani Kürt olarak, isim olarak vardık ama kendimiz yoktuk.”   ‘Sürece kendimi kattım, süreci anlamaya çalıştım’   Cezaevinde Kürt kimliği ve dili üzerine de yoğunlaştığını kaydeden Medine Orhan, yaşadığı dil kaybının çocuklarına da yansımaması gerektiğini söyledi. Medine Orhan, “Bugün ben de bir Kürt’üm ama Kürtçeyi çok fazla konuşamıyorum. Bu beni çok incitti. Yani bugün ben konuşamıyorken çocuklarım hiç konuşamaz. Bu süreçte önüme hedefler koydum. Ben eski Medine, anne değil, ben mücadeleci bir kadınım. Toplumu yaratan kadındır. Topluluğu bir arada tutan kadındır. Bir anne, bir kadın olarak bilinçlenmem gerektiğini anladım. Çabaladım ve kendimde çok değişimler yarattım. Sürece kendimi kattım, süreci anlamaya çalıştım” diye konuştu.   ‘Varlığımız tanındı, sıra demokratik ortak yaşamda’   Süreçte gelinen aşamanın sevindirici olduğunu belirten Medine Orhan, çatışmanın bitmesinin, barışın sağlanmasının önemini vurguladı. Kürt halkının hiçbir zaman çatışmadan yana olmadığını dile getiren Medine Orhan, “Hiç kimse çatışmanın içinde çocuklarını büyütmek istemez. Onlara bir gelecek sağlamak istemez. Çatışmanın olduğu yerde yaşam yoktur. Bugün gelinen aşama gerçekten çok onur verici. Bugün geldiğimiz aşamada yasalar çıktı. Artık Meclis’te bile bu yasaların çıkması demek, Kürt’ün var olduğunun kanıtı demektir. Kürt her yerde Kürt olarak vardı ama bugün dünya Kürt'ü tanıyor. Kürt'ün geçmişini, tarihini biliyor, komünal yaşamını, kültürünü, dayanışmasını biliyor. Varlığımız tanındı. Bundan sonraki aşama demokratik bir şekilde ortak yaşamı paylaşmak olacak. Buna inancım tam. Bunun için de çabam olacak. Daha güzel yarınlar için, gelecek için, gençlerimiz için artık hiçbir annenin gözyaşı dökülmemesi için çabalamalıyız” sözlerini kullandı.   ‘Sürecin sağlıklı yürüyebilmesi için muhatap İmralı’   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın süreci devletle birlikte yürütmesi gerektiğine dikkat çeken Medine Orhan, “Örgütün önderi olarak Sayın Abdullah Öcalan ve Türkiye Cumhuriyeti'ni yöneten Cumhurbaşkanının süreci yürütmesi gerekir. Çünkü bugün farklı ülkelerin kışkırtmaları, süreci bozma girişimleri var. Süreci istemeyen, süreci bozmak isteyen, barıştan yana olmayan ülkeler var. Bunun daha sağlıklı yürüyebilmesi için muhatabın İmralı olması gerektiğine inanıyorum. 50 yıllık bir savaşın ardından temkinli, hata yapmadan, yürütme bilinci oluştu. Çocuklarımıza, gençlerimize güzel yarınlar bırakacağız. Büyüklerimizin tarihini, toplumumuza gelenek göreneklerimizi anlatacağız. Acılarımızla, sevinçlerimizle ortak bir birleşimde buluşacağımıza inanıyorum” dedi.