Devletin ‘Aile Yılı’ söylemi, şiddet verileriyle çelişiyor

  • 09:02 26 Nisan 2026
  • Güncel
Pelşin Çetinkaya 
 
AMED - Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı verilerde şiddet ve koruma tedbirlerindeki artış dikkat çekerken, DBP Kadın Meclisi üyesi Elif İpek Tirenç, bunun ekonomik, sosyal ve siyasal boyutları olan derin bir krize işaret ettiğini belirterek, 6284’ün etkin uygulanmamasına tepki gösterdi.
 
Geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanlığı, 2025 verilerini açıkladı. Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı 2025 Adalet İstatistiklerine göre kadına yönelik şiddet başvurularındaki artış dikkat çekerken, 6284 kapsamında verilen önleyici tedbir kararlarının son 9 yılda yaklaşık 5 kat arttığı görülürken, artan bu koruyucu tedbir kararlarında 2025 yılında toplam 22 bin 628 koruyucu tedbir kararı alındığı verisi de dikkat çekti. 2025 istatistiklerinde ilk kez 6284 sayılı ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun kapsamında verilen tedbir kararlarına da yer verildi. Bu kararların yüzde 79’unu da kadınlar oluştururken, 22 yıllık AKP iktidarı döneminde, 2001 ile 2025 yılları arasında şiddetin, boşanma oranlarının ve koruma tedbirlerinin artışı gözler önüne serildi.
 
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Kadın Meclisi üyesi Elif İpek Tirenç, rapora ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
 
‘Aile Yılı’ söylemi ile kadın politikaları çelişiyor’
 
Kadınlara yönelik politikalar ile “Aile Yılı” söylemi arasındaki çelişkiye dikkat çeken Elif İpek Tirenç, “Devletin bir yandan ‘Aile Yılı’ ilan etmesi gibi bir gerçekliği varken, bir yandan da kadın kazanımlarını hazmedemeyen; sürekli onları geri itmeye çalışan; İstanbul Sözleşmesi’ni fesheden, 6284’e müdahale etmeye çalışan, kaldırmak isteyen ya da etkin uygulanmaması için elinden geleni yapan bir yaklaşımı var. Şimdi bunlar yaşanırken, bir yandan da ilk kez bu verileri açıklamış olması aslında ‘Aile Yılı’ ile ilgili nasıl bir politika izleyeceklerine dair ciddi bir şüphe de doğuruyor. Yani 6284’te kimi değişikliklere ya da düzenlemelere gidilmek niyetiyle de aslında bu yapılmış olabilir diye düşünebiliyor insan. Çünkü 6284 ve şiddetle mücadele yasası ile ilgili başvuruları çok net ortaya koymuş. İnsanlar 6284’ü artık daha çok biliyor, daha çok kullanmak istiyor ve bazen tek çare olarak sığınıyor. Çünkü başka gidebileceği bir yer yok” dedi.
 
‘Her boşanmanın arkasında şiddet var’
 
Elif İpek Tirenç, yüksek şiddet ve boşanma verilerinin çok boyutlu bir krize işaret ettiğini, yapılan çalışmalara göre ise boşanmaların büyük kısmında kadına yönelik şiddetin bulunduğunu aktararak, “Kürdistan açısından bile baktığınızda, 9 yıllık kayyım sürecinde gerçekten kadınların şiddetle mücadelede başvurabilecekleri tek mekanizma devlet mekanizmasıydı. Bu anlamda 6284’ün artık bu kadar sahiplenilmesi, bu kadar bilinmesi ve kullanılmaya çalışılması, her ne kadar etkin uygulanmasa da kullanılmaya çalışılması, acaba devlet nezdinde bir tartışmaya mı yol açtı diye düşünmek gerekiyor. Öte yandan verileri konuşmak lazım; şiddet verileri, boşanma verileri çok yüksek. Bu durum aslında bir krize de işarettir. Yani hem işin ekonomik boyutu, hem sosyal boyutu hem de siyasal boyutu açısından büyük bir krize işaret ediyor. İnsanların geleceklerine dair çok ciddi anlamda şüpheli oldukları, kararsız ve belirsiz bir sürece girdikleri ilişkiler tabii ki bireysel ilişkilere de yansıyor. Boşanmanın hangi gerekçelerle daha çok başvurulduğuna dair bir veri yok. Ama biz kendi yaptığımız çalışmalardan da biliyoruz ki her boşanmada bir şiddet öyküsü oluyor; özellikle kadına dönük bir şiddet öyküsü oluyor” sözlerine yer verdi.
 
‘Şiddet ve boşanma verileri toplumsal krizi gösteriyor’
 
Artan şiddet ve boşanma verilerinin ekonomik, sosyal ve siyasal boyutlarıyla derinleşen bir krize işaret ettiğini söyleyen Elif İpek Tirenç, “Şiddetin mevcut toplumun bir gerçekliği olduğunu biliyoruz. Bugüne kadar yasalar çıktı, sözleşmeler imzalandı ama bunların hiçbiri etkin uygulanmadı. Devlet dışındaki kadın örgütlerinin bugüne kadar şiddetle mücadeleye dair ‘ne yapılmalı, nasıl yapılmalı’ sorularına verdiği yanıtlara artık kulak verilmesi lazım. Çünkü ortaya çıkan, toplumu saran bu şiddet sarmalına karşı çözüm üretemeyen bir devlet pratiği var. Yıllardır 6284 etkin uygulanmıyor. Bunun etkin uygulanması halinde, en azından önleyici anlamda birçok şiddet vakasının önüne geçilebileceğini söylüyoruz. Ancak bunun İstanbul Sözleşmesi ile bağlantısı özellikle koparıldı. Çünkü biliyorsunuz, 6284 sayılı yasa İstanbul Sözleşmesi’nin uyarlama yasasıydı. Yani aslında 6284 sayılı yasa, kendini dayandırdığı ve doğduğu sözleşmeden artık kopuk. Dayandığı bir sözleşme yok. Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmesi gerekiyor” diye belirtti.
 
‘Şiddet verileri alarm veriyor’
 
Elif İpek Tirenç, açıklanan verilerdeki yüksek artış oranına dikkat çekerek bu tablonun izahının zor olduğunu belirtti.  Elif İpek Tirenç, “Bakanlık topluma bugün kendi eliyle verileri sundu. Ama bunu nasıl izah edeceğini de açıkçası merak ediyoruz. Çünkü bu kadar korkunç sayıları izah etmek mümkün değil. Bu kadar yüksek bir artış oranını açıklamak mümkün değil. Buna dair nasıl tedbirler alınacak? Belki de bu bir fırsattır. Bu fırsatı değerlendirmek lazım. Yüzünü daha çok topluma, kadın örgütlerine, kadın mücadelesine çevirmesi gerek. Bu şekilde belki yeni bir başlangıca vesile olabilir” diye konuştu.