Barış Anneleri ile röportaj (1) 2026-06-26 09:05:41   “Mürvet Anne, ‘Biz anneler gözü açık ölüyoruz, bundan sonra böyle olmasın istiyoruz’ sözleriyle barış talebini dile getirirken, Saadet Anne ise, ‘Biz uzatılan barış elinin tutulmasını istiyoruz ve onurlu bir barışın, dilin, kimliğin ve varlığın inşasını talep ediyoruz’ dedi.”   Jineolojî Dergisi    Jineoloji Dergisi, Ankara’ya giderek Dışişleri Bakanlığı önünde eylem gerçekleştiren Barış Anneleri ile  bir röportaj yaptı. Röportajın dergide yayınlanan ilk bölümünü yayınlıyoruz.     Jineoloji Dergisi: Mücadele ederken birçok zorlukla baskıyla karşılaştınız; bize bunlardan biraz bahsedebilir misiniz?    Mürvet Anne: Yakın zamanda 6 otobüsle, toplamda 250 anneyle, Ankara’ya Dışişleri Bakanlığı’nın önüne yürütülen savaşı protesto etmek amacıyla gittik. Dışişleri Bakanlığı’na gitmemizin sebebi, söz konusu savaşların kararının burada alınmış olmasıydı.  Bu eylemselliğimizin amacı yürütülen kirli savaşın durdurulmasıydı.    Kimyasal silahların, tankların, topların ve uçakların kullanılarak çocuklarımızın öldürüldüğünü tüm dünyaya duyurmak istedik. Bütün devletlerin bu savaşta parmağı var, hepsi bize karşı bir birlik içerisindeler. Biz hakkımız olanı istedik, bu taleple hareket ettik. Ankara’ya gittiğimiz gibi kolluk kuvvetleri bizi ablukaya aldı. Kitlemizi böldüler ve bir araya gelmemize izin vermediler. Biz Amed’den giden anneler olarak aceleyle pankartlarımızı açtık ve eğer diğer annelerle bir araya gelmemize müsaade edilmezse oturma eylemi yapacağımızı söyledik. Onlar da “Oturma eylemi yapmayın, sizi bir araya getireceğiz.” dediler ve kitlemiz bir araya geldi. Sonrasında kara çelengimizi Dışişleri Bakanlığı’nın kapısına yerleştirip basın açıklamamızı gerçekleştirdik ve geri döndük.    Biz sadece barış anneleri olarak oradaydık ancak devletin tüm kolluk gücü oraya yığılmıştı ve etrafımızı sarmışlardı. Bu tutumları bizi bugüne kadar iğne ucu kadar tedirgin etmedi ve o gün de o kalabalıkla bizi korkutamadılar. Korkuyor olsaydık oraya gitmezdik her şeyi göze almıştık. Bu esasla basın açıklamamızı gerçekleştirip geri döndük. Orada şahit olduklarımızla şunu söyleyebiliriz: Biz annelere bunu reva görenler kim bilir çocuklarımıza neler yaşatıyorlardır, dile getirmek mümkün değil...   Saadet Anne: Bazı eylemsellikler gerçekleştiriliyor ve biz anneler olarak inisiyatif alıp en önde duruyoruz. Diyoruz ki gençlerimiz arkada dursun biz anneler en önde duralım. Biz en ön saflarda yer aldığımızda polisler, askerler sanki karşılarında bir ordu varmış gibi davranıyor, biz bunun ne anlama geldiğini biliyoruz. Annelerin en önde yer almasının onlar üzerinde yarattığı korkuyu görüyoruz.    Mürvet Anne de bahsetti, biz Barış Anneleri olarak Ankara’ya gittik. Buradan Ankara’ya kadar hiçbir sorun yaşamadık ancak Ankara’ya adım attığımız an karşımızda onları gördük. Örneğin geçenlerde Koşuyolu’nda gerçekleştirilmek istenen yürüyüşte direnmemize rağmen önümüzü açmadılar, yürüyüşümüzü engellediler. Biz de engellendiğimiz için başkaca taraflara dağıldık, biber gazı ile plastik mermi ile bize saldırdılar.    Batıkent ışıklarının oraya vardığımda kızımla beraber, kol kolaydık. Yürüdüğümüz esnada anons üzerine polislerden biri beni iterek yere düşürdü. Kızımın tepki göstermesi üzerine “Alın alın…’’ dediler ve bir arbede yaşadık. Bu süreçte bu tarz şeyleri yaşıyoruz. Barış deniyor ama barış sürecinde böyle şeyler olmaz, olmamalı. Barış bu şekilde gerçekleşmeyecek.    Madem bir barış süreci var o gün o yürüyüş engellenmemeliydi, önümüz açılmalıydı. Barış için açmaya çalıştığımız her yolda başka bir engelle karşılaşıyoruz. Karşı tarafta barışa dair hiçbir açık yol göremiyoruz. Biz o günleri görmek istiyoruz. Buradan çağrımızı yapıyoruz, PKK üç adım attı siz de bir adım atmalısınız diyoruz. Barış için o adımı atsınlar ve bir yol açsınlar. Biz barış için bunu istiyoruz.   J.D.: Barış ve Demokratik Toplum sürecinin örülmeye çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Peki sizler bu süreci nasıl görüyorsunuz? Barış Anneleri olarak sizlerin bu süreçten talepleriniz nelerdir? Sürecin başarıya ulaşması için sizce sivil toplum kuruluşlarına-iktidara ne gibi sorumluluklar düşüyor?   Mürvet Anne: Öncelikle mücadele etmeyi hiçbir zaman bırakmamamız gerekiyor. Biz şimdiye kadar namuslu olanlara sesleniyorduk ancak şimdi söyleyeceğim şeyi tüm dünyanın duymasını istiyorum. Biz artık sadece namuslu olanlara değil namussuz olanlara da sesleniyoruz. Herkes ayaklanmalı ve bu davaya sahip çıkmalı. Bu dava herkesin davası.    Bugün bu ülke özgürleştiğinde namuslusu da namussuzu da bir arada yaşayacak çünkü. Bu sebeple herkes bu davayı sahiplensin ve bu direniş başarıya ulaşsın...  Zamanında olduğu gibi Şeyh Said, Seyid Rıza, Koçgiri gibi bir vaka daha yaşansın istemiyoruz, başarıya ulaşmak istiyoruz. Ben bugün 4 evladımı verdim, bunu başarıya ulaşmak için yapıyoruz, biz evlatlarımızı barışı başarıya ulaştırmak için kaybediyoruz, öyle olmasa ben de herkes gibi evlatlarımı yanıma alıp hayatımı sürdürürdüm. Bu aşamada herkesin dürüst çalışması gerekiyor, ben vekillerimize, partilerimize sesleniyorum; dürüst çalışsınlar ve bizimle de süreci paylaşsınlar gizli saklı işler yapmasınlar.     Bugün meclis çalışmalarından haberimiz olmadığı zaman kandırılmış hissediyoruz. Biz ilk başlarda bazı şeylerin bize söylenmemesini her seferinde hayra yorduk, yeter ki barış sağlansın süreç bozulmasın dedik.  Ama hiçbir şey düzelmedi. Biz kendimize, partimize ve Abdullah Öcalan’ın yürüttüğü sürece güveniyoruz ama devlete güvenmiyoruz çünkü hiçbir adım atmadılar ve bizi hiçbir şekilde kabul etmediler. Tam da bu sebepten dolayı inancımız kalmadı artık. Bugün burada barış süreci yürütenler Rojava’da halka saldırıyor.    Kobanê’nin yarası yüreklerine düşmüş, bu yüzden gidip Kobanê’ye saldırıyorlar. Psikolojik olarak iyi durumda değiliz, sürekli gözümüz kulağımız orada ve her saniye haberlere bakıyoruz. Bu ana kadar da hep “Savaş kapının önündedir’’ dedik ancak şimdi savaş evin içinde ve herkes bu savaşın içerisinde. Ben ve sen, hepimiz bu savaşın içerisindeyiz. Herkes kendine sahip çıkmalı, sürece sahip çıkmalı, Rojava’ya sahip çıkmalı... Her dört parça da birdir. Herkes bir yerde haklarına kavuşmalı, biz de insanız; bizim de kültürümüz, yerimiz yurdumuz, kimliğimiz var. Biz bu kadar direnip mücadele ediyorken neden haklarımızdan mahrum kalalım?  Bizim de haklarımız var.    Saadet Anne: Bu zamana kadar sadece Diyarbakır’da Barış Anneleri Meclisi vardı ama artık Kürdistan’da ve Türkiye metropollerinde de meclislerimiz kuruldu. Anneler barış diyor, barışı istiyor. Herkes, Türk de Kürt de bugün barış için Barış Annelerine elini uzatsın ve hep birlikte bu ülkeye barışı getirelim diyoruz. Artık savaşlar olmasın, engellemeler olmasın. Biz kardeşiz diyorlar ama biz kardeşliğe dair bir şey görmedik. Kardeşlik böyle olmaz, biz kardeş değiliz o kardeşliği göremiyoruz.  Biz bir adım atıyoruz, bizler Barış Anneleriyiz diyoruz bize “sözde Barış Anneleri” diyorlar. Bu kir ve hainlik yüreklerinde olduğu sürece elbette barış olmayacak.    Biz barış dediğimizde siz de elinizi o barış eline uzatın, bakın bakalım barış sağlanıyor mu sağlanmıyor mu? Onların barışa yönelik bu tavırlarını kınıyoruz. Biz uzatılan barış elinin tutulmasını istiyoruz ve onurlu bir barışın, dilin, kimliğin ve varlığın inşasını talep ediyoruz. Dilimizi, kimliğimizi ve kültürümüzü özgürce yaşayabildiğimizde barış sağlanmış diyebileceğiz. Sağlanacak barışın içerisinde bu taleplerin de dile getirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Onurlu bir barış, dil ve kimlik inşa edilsin istiyoruz.    Yani kısacası, hakkımızı versinler evlerine dağılsınlar.   J.D.: Röportajı bitirmeden son olarak ne söylemek istersiniz?    Mürvet Anne: Herkesi saygı ile selamlıyorum. Herkes sorumluluk bilinciyle ayaklanmalı, bugün mesele varlık ve yokluk meselesidir. Biz anneler gözü açık ölüyoruz, bundan sonra böyle olmasın istiyoruz. O gün genç bir kızın bana okuduğu kitapta geçen bir kısmı anlatmak istiyorum. Benim üzerimde çok etkisi oldu ve epeyce ağladım. Biz anneler olarak yüreğimiz hassastır çok şey yaşadık çok acı çektik diyoruz ama...    Kitapta zindanda olan biri anlatılıyor ve diyor ki “Ben annemin öldüğü haberini alınca gururdan insanların içinde ağlayamadım, koğuşta başımı battaniyeme gömüp ağladım.” Ben bu kısmı okunduktan sonra dedim ki “Ben sandım ki bir biz çocuklarımızın hasretini yüreğimizde yaşıyoruz meğerse çocuklarımız da bizim hasretimizi çekiyormuş...” Ben ne diyeceğimi bilmiyorum... Düşünün kitaplar da yazıyor bu gerçeği... Bu kadar yeterli...    Bu yazı, Jineolojî Dergisi’nin “Kadın ve Barış” dosya konulu 37. sayısından kısaltılarak alınmıştır.