KESK İstanbul Kadın Meclisi: Yarın çok geç olabilir 2019-04-03 18:33:00   İSTANBUL - KESK İstanbul Kadın Meclisi üyesi Gülseren Güngördü yüzlerce tutuklu ve hükümlü kadının süresiz dönüşümsüz açlık grevine başladığını belirterek “Yarın çok geç olabilir. Basına sansür uygulayarak, görmezlikten gelinerek sorun çözülemez. Yetkililer derhal adım atmalı. Sorun diyalog yoluyla çözülebilir” dedi.    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KEKS) İstanbul Kadın Meclisi, cezaevinde yaşanan baskılara ve açlık grevine dikkat çekmek için Eğitim Sen İstanbul 3 Nolu Şube’de basın toplantısı düzenledi. Basın açıklamasında “Yaşama ses veriyoruz” pankartı asılırken,  KESK İstanbul Kadın Meclisi adına konuşan Gülseren Güngördü, cezaevlerinde yaşanan ihlallere yönelik her gün yeni bir haber ve olayın kamuoyuna yansımasının arkasında iktidarın yürütmüş olduğu baskı politikasının olduğunu söyleyerek “Ayakta sayım dayatması, ters kelepçe uygulaması, sayım ve telefon görüşmelerinde askeri tekmil ve askeri nizam dayatması, karşıt görüşlü tutuklu, hükümlülerin aynı ring aracıyla hastane ve mahkemeye götürülmesi ve bu sırada yaşanan nefret saldırıları, sağlık hakkına erişim engelleri, çıplak arama, keyfi disiplin cezaları, sürgün sevk, özel alanları da görecek biçimde kameraların konulması, havalandırmaların üzerlerinin tel kafesle kapatılması, aşırı doluluk nedeniyle birçok hapishanede yerlere yatak konularak yerde yatmak zorunda bırakılma gibi ihlaller sıkça kamuoyuna yansımaktadır” diye belirtti.   Kadın tutuklu ve hükümlülerin aileleriyle, avukatlarıyla aylarca, yıllarca görüştürülmemesi temel insan haklarına aykırı olduğunun altını çizen Gülseren, temel sorunların çözümünde baskı politikalarının ciddi toplumsal sorunlara, kutuplaşmaya ve gerginliklere yol açtığını dile getirdi.   ‘Görmezlikten gelinerek sorun çözülemez’   Cezaevinde devam eden açlık grevlerine değinen Gülseren, şöyle konuştu: “Anti demokratik politikalar nedeniyle onlarca cezaevinde seçilmiş kadın milletvekillerinin, belediye başkanlarının da olduğu yüzlerce kadın tutuklu, hükümlü günlerdir süresiz, dönüşümsüz açlık grevine başlamış durumdadır. Yarın çok geç olabilir. Basına sansür uygulanarak, görmezlikten gelinerek sorun çözülmüş olmaz, aksine daha ciddi sonuçlara yol açarak büyüyebilir. Geri dönüşü ve telafisi mümkün olmayan sonuçlar ortaya çıkmadan yetkililer derhal adım atmalı, sorun diyalog yoluyla çözülmelidir. Sağlık örgütleri ve insan hakları örgütlerinden oluşan bir heyetin cezaevlerine ziyaretlerde bulunmasına izin verilmelidir. Açlık grevlerinde ‘sıvı, B grubu vitamin, tuz, şeker ve karbonat’ alımı yaşamsal olduğu kadar, eylem sonlandıktan sonra kalıcı beyin hasarlarının önlenmesi açısından da kritik olduğu göz önüne alınarak gerekli tedbirler alınmalıdır.”   Cezaevinde yaşanan hak ihlallerinden ve bu ihlallerin sona erdirilmesi talebiyle devam eden açlık grevlerinin şuana kadar çözülememesinden kaygı duyduklarını dile getiren Gülseren, “Biz biliyoruz ki cezaevlerindeki kadınların onurlarını, yaşam haklarını, sağlık haklarını korumak, gereğini yerine getirmek devletin sorumluğundadır. Biz KESK’li kadınlar olarak yaşam hakkından yana olduğumuzu, anayasal hakların uygulanması, can kayıplarının olmaması ve yaşam hakkının korunması gerektiğini belirtiyor, tüm kadınları bu süreci takip etmeye ve duyarlı olmaya çağırıyor” diye konuştu.   ‘Bu sorun kadın sorunudur’   Ardından söz alan Ayfer Koçak ise Leyla Güven’in açlık grevi eyleminin 140 günü geçtiğini, cezaevlerinde ise 100-80-60- günü geçtiğini dile getirdi. Bugün artık açlık grevi meselesinin kadın meselesi olduğunun altını çizen Ayfer, şunları ifade etti: “Bir anne bu gün yaptığı açıklamada ‘biz evimizde yemek pişiremiyoruz’ diyor. Çocukları  açlık grevinde olan annelerin yaşadığı duruma bu. Yaşam hakkının tehlikeye gelmiş olması çok vahim bir durum. Bu bir kadın sorunu ama en çokta toplumun sorunu haline gelmiştir. İş yerlerimizde bunu konuşamıyoruz. Bu süreç bir bütün olarak görünmez kılınmaya çalışılıyor. Basın yayın organlarına yansımıyor. İş yerlerinde ya da kamunun her hangi bir alanında tartışılmaza hale geldi. Değil gündemleştirilmesi konuşulamıyor dahi. Hatta siyasi her hangi bir tartışmadan kaçınılması durumu söz konusu Biat kültürü egemen kılınmaya çalışıyor. Siyasal politik bütün süreçlerin tartışılması engelleniyor.”