‘Cinsiyet eşitlikçi düzen kurulana kadar mücadele edeceğiz’ 2020-08-14 09:01:01   DİYARBAKIR - İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme tartışmalarına tepki gösteren Dakah-Der Başkanı Newroz Fidan "Cinsiyet eşitlikçi bir düzen kurulana kadar kadınlar olarak mücadele etmeye devam edeceğiz ve İstanbul Sözleşmesi’nden  asla vazgeçmeyeceğiz" dedi.   AKP-MHP iktidarının İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmeye yönelik başlattığı tartışmalar devam ediyor. Sözleşmeden çekilme tartışmalarına yönelik kadınların tepkisi ise hemen her gün sokaklarda devam ediyor. Dayanışmanın Kadın Hali Derneği Başkanı (Dakah-Der) Newroz Fidan sözleşmenin kadınlar için neden önemli olduğunu ve iktidarın neden çekilme istediğini anlattı.   *Türkiye'nin de imzaladığı İstanbul Sözleşmesi kadınlar için neden önemli?   İstanbul Sözleşmesi (Avrupa Konseyi Kadına Yönelik Şiddet ve aile içi şiddetin  önlenmesi ve bunlarla mücadeleye dair sözleşme ) 1 Ağustos 2014'te yürürlüğe girdi. Kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesini  konu alan hukuki bağlayıcılığı olan ilk uluslararası belgedir.   Sözleşme kadına yönelik her türlü şiddetin önlenmesi şiddete maruz bırakılanın desteklenmesi, korunması ve faillerin gerekli cezayı almasını sağlamak için vardır. Bu belgeyi imzalayan ilk ülkelerden bir Türkiye . Türkiye’nin Sözleşme’yi imzaladığı 2011 yılı,aynı zamanda kadın cinayetlerinin büyük oranda azaldığı tek yıldı. Ancak Sözleşme yürürlüğe girdikten sonra da kadına karşı şiddet ve kadın cinayetleri artmaya devam etti. Birçok kadın hak savunucuları bununla ilgili olarak kadınların İstanbul sözleşmesi - 6248 sayılı kanundan doğan haklarını ve güvencelerini bilmediklerini vurguluyor. Çünkü İstanbul Sözleşmesi, kamu kurumlarına ve topluma yeterince anlatılmadı.Sözleşme kadınları konumlandırırken aile olmayı, evlilik birliği içinde bulunmayı ya da aynı evi paylaşıyor ya da paylaşmış bulunmayı gerektirmiyor.   *Sözleşme devlete ne gibi  sorumluluklar yüklüyor?   Sözleşmenin getirdiği yükümlülükler öncelikle devlet görevlilerine yönelik. Devlet kendi adına hareket eden görevlilerinin İstanbul Sözleşmesi'nin gereklerini yerine getirmesini sağlamak zorunda. Devletlerin sorumluluğu bununla sınırlı değil. Şiddeti gerçekleştiren ister kadının sevgilisi, ister eşi, ister babası, ister işvereni  olsun, yani kim olursa olsun şiddetin önlenmesi, soruşturulması, cezalandırılması, zararın tazmin edilmesi yükümlülüğü de devlete ait.   ‘Yükümlülükler’    Kadınların büyük bir çoğunluğu her ne kadar bu haklarından haberdar olmasa da Kadına yönelik şiddeti insan hakları ihlali ve ayrımcılık olarak kabul ediyor. Ayrıca İstanbul  Sözleşmesi  birçok şeyi suç olarak görüyor. Bu maddeler nedir? Fiziksel ,cinsel ,psikolojik veya ekonomik ev içi şiddet,Taciz amaçlı takip,Tecavüz, cinsel şiddet,Cinsel taciz,Çocuk yaşta erken yada zorla evlendirme, Kadınların cinsel organlarına yönelik sakatlayıcı müdahaleler,Kürtaj ve kısıtlamakta zorlama. Suç olarak kabul görülen bu eylemlerin yanı sıra ceza uygulanmadan evvel, uygulanırken  ve uygulandıktan sonraki süreçler için de İstanbul Sözleşmesi’ni uygulayan devletlere 4 ana yükümlülük düşüyor. Bunlar ;Cinsiyetçi tutum ve davranışları değiştirerek şiddeti önlemek, Şiddet riski altında bulunan kadınları korumak,Faillere gerekli cezaları vermek,Kurumlar arası genel koordinasyonu kurmak.   *İstanbul Sözleşmesi'nin uygulanmaması, toplumda ve kadınların yaşamlarında nasıl sorunlara yol açıyor?    Yapılan araştırmalara göre kadına yönelik şiddet ve saldırı her geçen yıl artmaktadır. Bununla beraber “hayatta kalan kadınların” yaşadıkları şiddetle ilgili hukuki bir başvuru yaptıkları oran oldukça düşük görünüyor. Başvuru yapan kadınların oranı yüzde 7 iken ceza alan faillerin orası ise yüzde  45 civarındadır. Bu da bize şunu gösteriyor bin failden sadece 8’i ceza alıyor. Dolayısıyla  İstanbul Sözleşmesi’nin yaygın olarak bilinmemesi ve işletilmemesi faillerin bugün sokaklarda aramızda özgürce gezmelerine sebep oluyor. İstanbul Sözleşmesi varken bile bu istatistikler böyleyken sözleşmenin var olmaması durumunda bu kadınlar için büyük bir tehdit oluşturmaktadır.İstanbul sözleşmesinin uygulanabilir olması için kadınların bu haklardan haberdar olmasını ve ortak mücadele geliştirmelerini de kıymetli buluyoruz.   *İktidar bu kadar hayati öneme sahip olan İstanbul Sözleşmesinden neden çekilmek istiyor?    "Ayrıcalıklar ona sahip olanlar için görünmezdir” diye bir söz var. Bu sözden de anlaşıldığı gibi erk olan sahip oldukları ayrıcaklıkların “İstanbul Sözleşmesi” ile yara aldığını fark ettiği için bugün geri çekilmek istiyor. Erk’in kadınlar üzerinde uyguladıkları tahakkümü kabul etmiyoruz. Cinsiyet eşitlikçi bir düzen kurulana kadar kadınlar olarak mücadele etmeye devam edeceğiz ve İstanbul Sözleşmesi’nden de asla vazgeçmeyeceğiz.   * İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme tartışmalarının yanı sıra çocuk istismarı affı tartışmaları devam ediyor. Çocuk istismarı af tartışmalarını hakkında neler söylemek istersiniz?   İstismar affı tasarısı gündeme geldiği gibi “istismarın affı olmaz” diye bir slogan da beraberinde gelişti, çocuk istismarının affı olmaz. Doğrusu bu tasarıyı hazırlamak, meclise getirip oylamak oldukça   korkutucu. Birleşmiş Milletlere göre 18 yaşından küçük olan herkes çocuktur. Çocuklar, Türkiye’nin de kabul ettiği, imzacısı olduğu uluslararası sözleşmelerle korunuyor. Türkiye’de de çocukların evlenmesine dair yasal engeller var. Yani bu tasarı, ulusal hukuka da aykırı aslında. Bu tasarıyla çocuğun yararı gözetilmemekte, çocuğun failiyle evlendirilmesini içeriyor. Sonucu da tıpkı pandemi başladığında aftan yararlanan erkeklerin, cezaevlerinden çıkıp “yarım bıraktıkları” cinayetleri tamamlamaları gibi olacak.   *Af tasarısının yasallaşması halinde çocukları ve kadınları nasıl bir süreç bekliyor?   Af tasarısı TBMM’ye gelecek gibi görünüyor. Kamuoyu baskısıyla kabul edilmemesini umut ediyoruz. Fakat olur da yasallaşırsa, istismara uğrayan çocuk, 13 yaşındaysa ve fail ondan en fazla 15 yaş büyükse, istismar suçundan cezaevinde olan failiyle evlendirilecek ve 5 yıl boyunca failiyle evli kalırsa fail bir daha bu suçundan dolayı cezaevine giremeyecek.    Örnek verecek olursam; 12 yaşında istismara uğramış bir çocuk olaydan 3 yıl sonra cezaevinedeki 30 yaşında olan failiyle evlendirilebilecek. Suçu cezasız kalacak ve istismar devam edecek anlamına geliyor.  Bu durum, istismar suçlarının caydırıcılığını azaltır, travması olan çocuk faille yaşayıp failin, istismarı sürdürmesine sebep olacak. Türkiye, aynı zamanda kendi yasallarına da aykırı davranıp 18 yaşından küçük birinin evliliğini desteklemiş olacak.   *Kadın örgütleri bütün bunlara karşı nasıl bir mücadele hattı örmeli?   Kadınların, cinsiyetlerinden ötürü yaşadığı ayrımcılığı, şiddeti tanımlamaları ve farkında olmalarını önemli buluyoruz. Cinsiyetimiz ya da cinsiyet kimliğimiz dolayısıyla yaşadığımız şiddetin faillerinin gerekli cezayı almaları konusunda da elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.  Ama öncelikli olarak tüm kadınların İstanbul Sözleşmesi'nin ne olduğunu ve kadınlar için neden önemli olduğunu fark edebilmelerini sağlamamız gerekiyor. Hayatlarımızdan da haklarımızdan da vazgeçmiyoruz. Biz kadınlar için cinsiyet eşitlikçi ve özgür bir dünya kurulana kadar da mücadele etmeye sözümüzü üretmeye devam edeceğiz.