‘Örgütlü kötülüğe karşı örgütlü mücadele’ 2021-02-02 09:05:43     İSTANBUL - Bir kadına yapılan her saldırının tüm kadınlara yapıldığını söyleyen HDP Kadın Meclisi’nden Aysun Çeper, özsavunmanın yaşamın sürdürülmesinin garantisi olduğunu belirtti. Kadın Zamanı Derneği’nden Newroz Ünverdi de “Sistematik, örgütlü bir erkek kötülüğü ile karşı karşıya isek bizler de örgütlü, bilinçli ve cesur adımlarla başka bir dünya için mücadelemizi büyütmeliyiz” dedi.   Erkek-devlet şiddetinin yükseldiği son dönemde kadınlar özsavunmalarını kuşanarak buna karşı duruyor. Bu şiddet karşısında hayatta kalabilmek adına özsavunmada bulunarak şiddet faili erkekleri öldürmek zorunda kalan kadınlar ise tutuklanarak cezaevlerine konuluyor ve 30 yıla varan hapis cezaları ile yargılanıyor. Yargı mekanizması söz konusu özsavunmasını kullanan kadınlar olunca en yüksek hadden cezalandırma sistemini hayata geçirirken, şiddet, katliam ve tecavüz faili erkeklere ise “iyi hal” indirimleri vermeyi tercih ediyor.   HDP İstanbul Kadın Meclisi’nden Aysun Çeper ve Kadın Zamanı Derneği’nden Newroz Ünverdi ile özsavunmayı konuştuk.   ‘Tek bir kadına saldırı tüm kadınlara saldırıdır’   Ülkede Nevin Yıldırım, Çilem Doğan, Namme Öztürk, Aylin Işık, Havva Zor, Melek İpek ve son olarak da Nimet Akgün’ün özsavunma hakkını kullandığını hatırlatan Aysun, özsavunma kavramına ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Öncelikle özsavunma kavramının temelini oluşturan öz/benlik kelimesinin tekil olarak bize, tüm kadınlara, kadın topluluğuna atıfta bulunduğunu belirtmeliyim. Saldırıya uğradığımızda bunun nedeni kişisel değil, kadın olmaktandır. Bu yüzden tek bir kadına yönelik her aşağılama veya her saldırı biz tüm kadınlara yönelik bir saldırıdır. Biliyoruz ki; mücadelenin en yoğun gündem maddelerinden birini kadına yönelik erkek şiddetine karşı sağ kalma mücadelesi oluşturuyor. Kadınlar/feministler olarak bir yandan kadın cinayetleri davalarının takipçisi olarak hak ihlallerini görünür kılarken, diğer yandan da devletin erkek failler lehine uyguladığı ve toplumun geniş kesimlerince kabul gören cezasızlık ya da düşük ceza politikalarının kadınları güvencesizleştirdiğini ve savunmasız bırakarak yalnızlaştırdığını her defasında vurguluyoruz.”   ‘Kadınlar özsavunma ile kırım politikalarını alt edebilir’   Özsavunmanın kadınlar için anlamına değinen Aysun, toplumun en çok ezilen ve baskı altına alınan kesimi olarak kadınların özsavunma ihtiyacının hayati önemde olduğunun altını çizdi. Aysun, ataerkil sistem altında her türlü hakkı gasp edilen kadınların ancak kendi özsavunma mekanizmalarını oluşturarak maruz bırakıldıkları şiddet ve kırım politikalarını alt edebileceklerini vurguladı. Kadınların hayatın her alanında kendi öz örgütlenmeleri ve kolektif kurumlaşmalarını yaratmaları, hayatın her alanında kendilerine yer açmaları gerektiğini savunan Aysun, yargı mekanizmasının özsavunmaya karşı olan tutumuna da dikkat çekti. Aysun, “Kadınlar Türk Ceza Kanunu’nun  (TCK) 25’inci maddesi (Meşru Müdafaa ve Zorunluluk Hali) kapsamında kendilerini korumalarına rağmen yargılanıyorlar. Nevin Yıldırım mesela, sistematik olarak tecavüze uğramış ve öldürmek zorunda kalmış olmasına rağmen, indirimsiz olarak ceza aldı. Her gün kadınlar erkekler tarafından öldürülüyor. Bu durumdan rahatsızlık duymayan erkek yargı, kadınların kendi hayatlarına sahip çıkmasından rahatsızlık duyuyor. Açıkça meşru müdafaanın tüm koşullarının oluştuğu dosyalarda bile, özellikle Yargıtay’ın kadınlara daha çok ceza verdiğini ve hiçbir indirim uygulanmadığını görebiliyoruz” dedi.   ‘Cinsiyetçi erkeği, yargıyı, devleti teşhir edeceğiz’   Özsavunmanın, yaşamın sürdürülmesinin garantisi olduğunu söyleyen Aysun, kadınların örgütlenme biçimi üzerinde de doğrudan etkide bulunduğunu belirtti. Aysun, “Özsavunma, sadece tekil değil, aynı zamanda kadın topluluğunun da özsavunmasıdır. Bizleri ölüm ve yaşam arasına sıkıştıranlara karşı hayatın her alanında özsavunma direnişini gerçekleştirerek, cinsiyetçi erkek/yargı/devleti teşhir edeceğiz” diye ekledi.   ‘Özsavunma yaşam hakkı için bir yapı taşıdır’   Kadın Zamanı Derneği’nden Newroz Ünverdi de özsavunmayı, “Evrendeki tüm canlıların kendilerine ya da çevresine yönelik saldırı ya da baskısı karşısında gösterdiği refleks, kendini savunmadır yani yaşamını mevcut durumunu koruma yaklaşımıdır. Bir özyardım süreci de diyebiliriz. Tarih boyunca tüm canlılar varlık mücadelelerinde özsavunma yöntemine başvurmuştur. Dönemlere göre farklılık göstermiş olsa da özsavunma yaşam hakkı için bir yapıtaşı olarak bugüne gelmiştir. Doğa ve kadın özsavunma mekanizmalarıyla tüm saldırılara karşı var olmaktadır” diye tanımladı.     ‘İktidar kadının katledilmesini meşru hale getiriyor’   Özsavunmasını kullanan kadınların tutuklanmasına dikkat çeken Newroz, öldüren ve yargılayan erkek olunca kadının yaşam hakkının ya da yaşam mücadelesinin görmezden gelindiğini ifade etti. Var olan sistemde kendi hayatını devam ettirebilme ve hayatına farklı şiddet türleri uygulayanlara karşı özsavunmasını kullanan kadınların her zaman suçlu bulunup yargılandığını dile getiren Newroz, “Toplum ile işbirliğiyle kadını özel alana sıkıştıran ve buraya müdahale hakkının olmadığını söyleyen iktidar; kadının o özel alan içinde gördüğü şiddeti, katledilmeyi meşru bir hale getiriyor aslında. Özel alan olarak nitelendirilen yerde ne yaşanırsa yaşansın kadın her zaman suçlu ve yapılanı hak etmiş bir durumda yer alıyor. Bunun başlıca sebebi kadını bu alana sıkıştıran aklın tahakkümcü ve erkek aklı olmasından kaynaklanıyor, şiddetin sistematikleşmesi için altyapı oluşturan bu yapı elbette yaşamak için, yaşamını anlamlı bir şekilde devam ettirebilmek için özsavunmasını kullanan kadını da en ağır şekilde yargılamayı tercih ediyor” şeklinde konuştu.   ‘Söz konusu kadın olunca erk sistem karşımıza çıkıyor’   Özsavunma ve meşru müdafaaya işaret eden Newroz, “Saldırı karşısında kendini korumak için başvurulan tüm eylemler ‘meşru müdafaa’ olarak görülür fakat söz konusu kadının kendini koruması olunca erk egemen sistem anlayışı yargıda da kadını yok sayan anlayışla karşımıza çıkıyor. Melek’in fotoğraflarını hepimiz gördük. Sabaha kadar işkence görmüş yüzü nerdeyse tanınmayacak halde ve artık yeter deyip kendini, yaşamını savunmak için eyleme geçiyor ve biliyoruz ki bu eylemin hukuki karşılığı ‘meşru müdafaa’. Kadınlar da kendini korumak, yaşamak için bu yönteme başvuruyor. Bu yöntem yaşam için var olmanın yoludur, yani özsavunmadır. Kadınların özsavunması meşru müdafaa olarak ele alınmalı ve buna göre hukuki işlemler başlatılmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.   ‘Örgütlü mücadeleyi büyütmeliyiz’   Tarihsel olarak kadınların, her dönem hayatta kalmanın yolunu bulduğunun ve yaşamın inşa sürecinde de öncü olduğunun altını çizen Newroz, son olarak şunları söyledi: “Özsavunmamız bizlerin varlığını korudu ve yaşamımızı anlamlaştırdı. Sistematik, örgütlü bir erkek kötülüğü ile karşı karşıya isek bizler de örgütlü, bilinçli ve cesur adımlarla başka bir dünya için mücadelemizi büyütmeliyiz. Yaşam alanlarımızın tamamında kadın bilinci ile hareket etmeli erkek egemen anlayışı değiştirme çabasında olmalıyız. Örgütlü, ne istediğini bilen kadınlar mutlaka kazanacaktır. Evet her gün öldürülüyoruz, her an kötülükle karşı karşıyayız ama biliyoruz ki direnişimizle tüm kötülükleri yeneceğiz. Buna olan inancımızla mücadeleye devam diyoruz.”