‘İmralı’da yapılanlar beyaz işkencedir’ 2021-02-12 09:05:04   ANKARA - 15 Şubat uluslararası komplo ile derinleşen tecrit politikasına ilişkin konuşan HDP’li Feleknas Uca, “İmralı’da yapılanlar beyaz işkencedir. Barıştan, özgürlükten yana olan ve tecridin kaldırılmasını isteyen herkes 15 Şubat’ta sesini yükseltmeli” derken, Ayşe Sürücü ise “Tecrit kırılmalı ve huzurlu bir yaşam inşa edilmeli” dedi.   PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde süren ağırlaştırılmış tecrit koşulları 22’nci yılına doğru gidiyor. 22 yıldır İmralı Adası’nda tutulan Abdullah Öcalan’a en temel hakları olan aile ve avukatlarıyla görüşme hakkı tanınmıyor, ailesi ile telefon görüşmesi gerçekleştiremiyor. Abdullah Öcalan’ın uluslararası komplo sonucunda Türkiye’ye teslim edildiği 15 Şubat 1999 tarihinden bu yana yüz binlerce insan çeşitli eylemler gerçekleştirerek, “Öcalan için özgürlük” talebini haykırdı.   27 Kasım 2020’den bu yana Türkiye ve bölgedeki cezaevlerinde tutulan yüzlerce tutsak, Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin son bulması ve özgürlüğüne kavuşması için süresiz-dönüşümlü açlık grevi eylemi başlattı. Uluslararası komplonun 22’nci yılında devam eden tecride ilişkin Halkların Demokratik Partisi (HDP) Batman Milletvekili Feleknas Uca ile Urfa Milletvekili Ayşe Sürücü değerlendirmelerde bulundu.    ‘Tecrit özgür yaşam felsefesine karşı yürütülüyor’   15 Şubat’a doğru gittiklerini söyleyen Feleknas Uca sözlerine 15 Şubat uluslararası komployu kınayarak başladı. Feleknas, tecridin uluslararası komplonun devamı olduğuna dikkat çekerek,  22 yıl önce PKK Lideri Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye teslim eden devletlerin bugün tecride göz yuman devletler olduğunun altını çizdi.  Abdullah Öcalan’ın fikirlerinin sadece Kürt halkı için değil, Ortadoğu halkları için de çok önemli olduğuna vurgu yapan Feleknas, tecridin gün be gün ağırlaştığını söyledi. Uluslararası komplodan sorumlu olan devletlerin Abdullah Öcalan’ın fikirlerinin yayılmasını istemediğine işaret eden Feleknas, tecridin özgür yaşam felsefesine karşı yürütüldüğünü ifade etti. Feleknas, Abdullah Öcalan’ın fikirlerinin yayıldıkça tecrit ve uluslararası komploya sebep olan devletlerin de bu düşünceyi ortadan kaldırmak için daha çok çabaladığına dikkat çekti.   ‘Neden devletler yönünü İmralı’ya çevirmiyor?’    Feleknas, yazdığı kitaplarda, Ortadoğu üzerindeki düşüncelerinde ve dünya siyasetinin sonuçlarında Abdullah Öcalan’ın söylemlerinin çok önemli olduğunu gördüklerini belirterek, Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla gerçekleştirdiği son görüşmedeki  “Ben son noktada duruyorum. Devlet isterse bir hafta içinde Kürt Sorunu çözülebilir”  sözlerini hatırlatarak, “Eğer Kürt sorunu bir haftada çözülebiliyorsa neden devletler yönünü İmralı’ya çevirmiyor? Neden bu sorunu çözmek istemiyorlar? Neden Kürt sorununun çözümüne engel olarak tecridi ağırlaştırıyorlar? Bu durum, uluslararası komployu gerçekleştiren devletlerin Kürt sorunun çözülmesini de istemediğini gösteriyor. Bu nedenle de çözüm sürecinde sorunlar çıkararak, Kürt halkının katledilmesinin yolunu açtılar” dedi.   ‘1999 yılında onlarca tutsak bedenini ateşe verdi’   Uluslararası hukukta her tutsağın kendini savunma ve avukatlarıyla görüşme hakkı olduğunu söyleyen Feleknas,  yasaya uyulması gerektiğini söyledi. 21 yıl içerisinde  Abdullah Öcalan’ın yalnızca bir defa ailesiyle telefon görüşmesi gerçekleştirebildiğine işaret eden Felaknas, “Bu büyük hukuksuzluğa tüm dünya göz yumuyor. Amerika’da Guantanamo cezaevinin açıldığı ve tek tip elbisenin tartışıldığı süreçte Avrupa, gösterdiği tepkiyi Türkiye için göstermedi. İmralı’da 22 yıldır devam eden tecrit tüm cezaevlerine yayıldı. Herkes için tanınan hukuk, adalet ve yasalar maalesef Sayın Öcalan şahsında Kürt halkına tanınmıyor. Uluslararası komplonun başladığı 1998 yılında Sayın Öcalan’ın Rojava’dan çıkarak Yunanistan’a, ardından ise İtalya’ya gidişinde ben de İtalya’ya gittim. O zamanki halk sahiplenmesini İtalya’da gördük. 1999 yılında onlarca tutsak bedenini ateşe verdi. Dünyanın hiçbir yerinde kimse kendini bir önder için yakmadı, bedenini ateşe vermedi. Ancak Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan için destan yazıldı. 1999’dan bu yana kaç defa açlık grevi eylemleri başlatıldı. Sadece Sayın Öcalan değil tüm toplum tecrit altına alındı” sözlerine yer verdi.   ‘Zaman özgürlük zamanıdır’   22 yıllık sürede “Öcalan felsefesinin” Kürt halkının zihninden çıkarılması için Kürt halkı üzerinde kirli politikalar yürütüldüğüne dikkat çeken Feleknas, Kürt halkının katliam, soykırım ve fermanlara maruz kaldığını söyledi. Feleknas, “Kürdistan’ın her kenti saldırı altına alındı” diyerek, “Sistem özgür yaşam iradesini ortadan kaldırmak istiyor. Kürdistan kentlerinin yıkılması, belediyelere atanan kayyımlar, Kürt halkının iradesinin her gün rehin alınması tesadüf değil. Kürt halkı ve dostları ‘Zaman özgürlük zamanıdır’ diyor. Artık tecridin kaldırılmasından söz edilmiyor, Sayın Öcalan’ın özgürlüğü isteniyor. Faşizmi yıkmak istiyorsak birlik olmalı, mücadele yöntemimizi değiştirmeliyiz. Zaman faşizmi birlikte yıkma zamanıysa o zaman kalkan olmalı ve bunu durdurmalıyız” ifadelerini kullandı.    ‘Sessizliğimiz tecridin ağırlaşmasına sebep oluyor’   HDP’nin başlattığı “Herkes için Adalet” kampanyasının temel gündeminin tecrit olduğunu belirten Feleknas, buna ilişkin mücadele ve çalışmalarını büyüteceklerini söyledi. Açlık grevi eylemlerinin 75 gündür devam ettiğini sözlerine ekleyen Feleknas, devamında şöyle konuştu: “Cezaevleri her zaman en ağır yükleri omuzluyor. Haksızlığa ve tecride karşı bedenini açlığa yatırıyor. Cezaevlerindeki arkadaşlarımızın yükünü hafifletmemiz gerekiyor. Çünkü en çok onların durumu tehlike altında, en çok onların hakkı ellerinden alındı. Böyle bir süreçte Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için bedenlerini açlığa yatırdılarsa, bize düşen onların yükünü hafifletmek. 2018’de Leyla Güven öncülüğünde başlatılan açlık grevi eylemlerinde de çok sayıda arkadaşımız fedai eylem gerçekleştirdi. Açlık grevleri sadece cezaevlerinde değil, Avrupa’nın birçok kentinde de destek buldu. 200 günlük tarihi bir direnişe dönüştü. Bu direniş, Sayın Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesine yol açtı. Ancak bu sorun bitmedi, tecrit daha da ağırlaşarak devam ediyor. Sessizliğimiz tecridin ağırlaşmasına sebep oluyor.  Bu sessizliğimizi kırmamız ve eylemcilerin iradesine sahip çıkmamız gerekiyor. Bu eylem, sadece tecridin kaldırılması için değil halkların özgürlüğü içindir de.”   ‘Kürt halkı Sayın Öcalan’ı kırmızı çizgi olarak görüyor’   2018 yılındaki açlık grevi eylemlerinde Avrupa Konseyi (AK) tarafından hazırlanan raporu hatırlatan Feleknas, bu raporda Türkiye’ye tecridin kaldırılması ve CPT raporlarının kararlarına uyulması gerektiği çağrısında bulunulduğunu belirtti. Türkiye’nin AK üyesi olmasına ve her kuralına imza atmasına rağmen hiçbir kuralını yerine getirmediğini dile getiren Feleknas, İmralı’nın CPT gözetimi altında olduğu için tecridin kaldırılmama sebebinin de sorumlusu olduğuna vurgu yaptı. Felekanas, CPT’nin görevini yerine getirmesi ve raporlarını açıklaması gerektiğini söyledi. Birkaç gün önce AK’de toplantılarının olduğunu söyleyen Feleknas, “Toplantıda AİHM kararlarının yerine getirilmesi için çağrı yapıldı. Korona tedbirlerinden dolayı yüz yüze görüşemesek de CPT ile telefon görüşmesi gerçekleştirdik. CPT, Türkiye ziyaretinde cezaevlerinde tecridin kaldırılması için devam eden açlık grevi eylemlerine rağmen İmralı’yı ziyaret etmedi. Neden konu Kürt ve Sayın Öcalan olunca imzalanan tüm antlaşmalar unutuluyor? Bu siyasi bir karardır.  CPT ile konuştuğumuzda İmralı’ya gitmediklerini doğrulayarak konunun gündemlerinde olduklarını ve Türkiye’deki yetkililerle de konuyu görüştüklerini ifade ettiler. Kürt halkı Sayın Öcalan’ı kırmızı çizgi olarak görüyor ve Avrupa’nın da bunu görmesi gerekiyor” diye konuştu.   ‘İmralı’da yapılanlar beyaz işkencedir’   “İmralı’da yapılanlar beyaz işkencedir’ diyen Feleknas şöyle devam etti: “Zindanlardaki direniş özgür yaşam direnişidir. An Sayın Öcalan’ın özgürlük anıdır, an tüm cezaevi kapılarının açılması anıdır. Türkiye’de yaşanan hukuksuzluklar dünyanın hiçbir yerinde yaşanmadı. Çözümün anahtarı İmralı’dır. Yönünüzü İmralı’ya çevirin. CPT’nin de bir an önce İmralı’ya giderek Sayın Öcalan’ı görmesi gerekiyor. Kara gün olan 15 Şubat’ı hiçbir Kürt unutmayacaktır. Hepimizin gözünde canlı kalan, unutulmayan bir gün olarak kalacaktır. 15 Şubat’ta sesimizi açlık grevi eylemcileriyle buluşturalım. Her birimizin o günde demokratik eylemlerimizle şikayetlerimizi dillendirelim. Herkes bilsin ki Kürt halkı Liderinin özgürlüğünü istiyor. Barıştan, özgürlükten yana olan ve tecridin kaldırılmasını isteyen herkes 15 Şubat’ta sesini yükseltmeli.”    ‘Tecrit kırılmalı ve huzurlu bir yaşam inşa edilmeli’   HDP Urfa Milletvekili Ayşe Sürücü ise ülkede devam eden İmralı tecrit politikasının sonucu olarak kadın, genç ve tüm toplumun tecrit altına alındığını kaydetti. Bu krizin son bulması için öncelikle tecrit politikasının sona ermesi gerektiğinin altını çizen Ayşe, tecrit politikasının yaşamın ve toplumun her alanına sirayet ettiğini belirtti. Kriz ve kaostan çıkmanın adresinin İmralı olduğunu aktaran Ayşe, “Sayın Öcalan için özgür koşulların yaratılması ve yeni bir demokratik çözüm sürecinin başlatılması gerekiyor. Sayın Öcalan üzerindeki tecridin son bulması amacıyla cezaevlerinde bulunan yüzlerce tutsak açlık grevinde. Kamuoyunun da bu grevlere karşı sessiz kalmaması gerekiyor. Onurlu bir barış için, Kürt sorununun çözümü için, Türkiye’nin bu krizden çıkması için tecrit politikasının sonlandırılması gerekiyor. Tecrit kırılmalı ve huzurlu bir yaşam inşa edilmeli” diye belirtti.