Ev hapsindekiler anlattı: Herkesin ayağına kelepçe vurulunca fark edileceğiz 2021-02-17 09:06:16     İSTANBUL -  Boğaziçi eylemlerine katıldıkları için ev hapsi verilen kadınlar, iktidarın cezaevlerindeki tutukluların sorumluluğunu almak istemediğini,  ev hapisleri ile yükünü atmaya çalıştığına işaret etti. Kadınlar, “Ev hapsi adli kontrol değil bir tutukluluk biçimidir. Bizi herkesin ayağına kelepçe vurulduğunda fark edecekler” dedi.     AKP’li Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyım rektör olarak atanması ardından eylemselliklerini sürdüren öğrencilerden bugüne kadar yaklaşık 600’ü gözaltına alındı. Öğrencilerden 9’u tutuklu bulunurken 25’ine ise ev hapsi cezası verildi.  2 Şubat günü Kadıköy’de gerçekleştirilmek istenen Boğaziçi protestosunda gözaltına alınarak “adli kontrol şartıyla” ev hapsi verilen İstanbul Üniversitesi öğrencisi Hivda Selen ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu Melisa Akyürek ile ev hapsini konuştuk.   ‘Mücadeleden çıkmak gibi bir durum söz konusu değil’   İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencisi olan Hivda Selen, “Hayatın içerisinde politik bir yaşam sürdüren bir bireyim. Dolayısıyla birçok kadın eylemine giden, örgütleyici özne olan bir genç kadınım. Okuluna giden, arkadaşlarıyla dışarıda görüşen biri olarak tarifleyebiliriz. Kelepçe takıldığı andan itibaren bunların hepsi sonuçta yok olmuş oldu. Dahil olduğum kadın eylemlerinden ya da toplumsal mücadelenin başkaca eylemlerinden fiziken uzaklaşmış oldum. İçinden tamamen çıkmak gibi bir durum söz konusu değil” sözleri ile elektronik kelepçenin yaşamına olan etkisine dikkat çekiyor.   ‘Siyasi bir karar olduğunu biliyorduk’   Boğaziçi direnişi ile gençliğin üzerinden ölü toprağını attığını ve bir dinamik yarattığına işaret eden Hivda, mücadeleye yön verme iradesiyle Boğaziçi direnişinde olduğunu belirterek, “Son kertede 2911’e muhalefetten aslında adli kontrol kararıyla ev hapsi almış olduk. Biz daha kelepçe ayağımıza takılmadan önce bu kelepçenin hukuki değil siyasi bir karar olduğunu biliyorduk. Hukuksuzca gözaltılarda, ev hapislerinin tamamı da bize bunu gösteriyor zaten. Burada temel amaç direnişi sönümlendirme ve başka politik öznelerin direnişle buluşmasını engellemek” diyor.    ‘Devlet ev hapsi vererek hapishane yükümlülüğünü üzerinden atıyor’   Hivda, ev hapsinin ciddi kısıtlamalar getirdiğini ifade ederek, şunları aktarıyor: “Hastalandığımda birilerinden izin alarak hastaneye gitmiş olacağım. Ya da onların bana kim bilir ne zaman izin vermelerini bekleyeceğim. Duvarlar arasında hem mücadelenin kendisinden hem de hayatın kendisinden aslında uzaklaşmış bir yerde bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. İhtiyaçlarımı başka insanlar karşılamazsa ben burada çok kötü koşullarda kalmış olacağım. Hapishane koşullarında tüm yükümlülük devlete ait. Bugünün koşullarında devlet o hapishanelerin tamamını zaten doldurmuş durumda. Bizi de tutuklamayarak ama ev hapsi vererek, hem kendi üzerindeki yükümlülüğü atıyor hem de bizi burada bütün kısıtlamalarla baş başa bırakarak kendi hedeflerine ulaşmaya çalışıyor.”   ‘İktidar kendi politik İslamcı faşist neslini yaratmak istiyor’   Devleti, “Türk, erkek, sünni, burjuva ve heteronormatif” olarak tarifleyen Hivda,  erkeklerin kadını ikincil cins olarak gördüğünü  ve iktidarın da kadınların bulunduğu her alanı kendi ideolojik hegemonyası altına almaya çalıştığını kaydediyor. Üniversitelerin kayyım eli ile bu durumun bir parçası haline getirilmeye çalışıldığının altını çizen Hivda, “Birçok topluluğun kapanması, toplumsal cinsiyet derslerinin kaldırılması ya da üniversite içinde olan tacizin soruşturulmaması gibi durumlar söz konusu. Son kertede kadın üniversitesi ile müdahale etmiş oldular.  Bu durumu şöyle görüyorum aslında, iktidar kendi politik İslamcı faşist neslini yaratmak istiyor. Bu müdahalelerin hepsi de oraya yönelik. İktidar, gerçekten de kendisine itaat eden, erkeğe köle olan kadınlar görmek istiyor. Kendi kafasında da kadın profilini tarifliyor” diye konuşuyor.   ‘Bizleri bölemediği noktada eve hapsetti’   LGTBİ+ ve kadınların, sokakta, üniversite de var olduğunu ve Boğaziçi direnişinde de kendisini var etmesinin doğal bir şey olduğuna işaret eden Hivda, “LGBTİ+lar orada tek başına kimlik ya da yönelim mücadelesi vermiyor. Bu erkek egemen, heteronormatif faşizme karşı doğrudan mücadele yürütülüyor. Dolayısıyla gerçekleşen tüm saldırıların hem kadınlara hem de LGBTİ+lara yapılmasının tek sebebi,  mücadelenin kendisini politik-İslamcı temelde bölebilecek bir fay hattı olarak görmesi. LGBTİ+ları ve kadınları buradan bölmek istedi ve bölemediği noktada da bizi eve hapsetti. Kadın olarak hayatın her alanında olduğu gibi bir kez daha hapsedilmiş oldum. Ancak bunlar, politika yapmamıza, kadın özgürlük mücadelesini büyütmemize engel değildir. Biz her halükarda mücadeleyi devam ettiririz” şeklinde konuşuyor.   ‘Ev hapsi adli kontrol değil tutukluluktur’   Ev hapsinin ne olduğuna dair toplumun bilinçli olmadığını söyleyen Hivda, ev hapsini şöyle tanımlıyor:  “İnsanlara hep ölümü gösterip sıtmaya razı ettiler. Devletin yeni bir politikası. Politika üreten insanları alandan uzaklaştıran bir politika olarak üretiyor bunu.  Ev hapsi adli kontrol değil bir tutukluluk biçimidir. Sadece o tutukluluğun alanını ben belirlemiş oluyorum. Benim ikametgah adresim oluyor aslında tek farkı bu. Benim başımda bir gardiyan yok ama beni dinleyen belki de beni arayan bir tane mekanizma var. Kim olduğunu bilmediğin hiç görmediğin birileri seni dinleyebiliyor ve hareket ettiğinde sana ulaşabiliyor. Bize tutuklama vermiyor çünkü ses getirmesini istemiyor. Görülmüş bir şey değil 2911’den insanlar tutuklandı, ev hapsi aldı. Hala da teşhir ediliyoruz. Bütün güvenlik ve özgürlük alanlarımız yok edilmiş durumda.”   ‘Bizi herkesin ayağına kelepçe vurulduğunda fark edecekler’   Hivda, faşizmin örgütlü biçimde saldırdığını bu saldırılara karşı örgütlü mücadele ile cevap verilmesi gerektiğini belirterek, “Böyle bir durum da karamsarlık gibi bir duygu haline girmiş değilim. Alandan ayağım kesilmiş olabilir ama aklım ve fikrim orada. Öfkeliyiz, bunu bir yerden devam ettiriyoruz. Ben bu kelepçe ayağımdan çıktıktan sonra daha güçlü döneceğim o alana. Ben bugünden o alanın daha güçlü olmasının zeminini hazırlamaya çalışacağım. Kelepçe ayağımızdan çıktığında da daha farklı bir tablo ile karşılaşmak için yapacağız bunu. Direnişin ilk başında içerisinde olup sonrasında dışarıda kalmış ve şuan görünmeyen ev hapsi almış toplumunda görmediği bir genç kadın olarak aklımı ve fikrimi yazmaya, göstermeye çalışıyorum. Bizi ne zaman fark edecekler onu çok merak ediyorum. Çünkü sanırım bizi herkesin ayağına kelepçe vurulduğunda fark edecekler. Bunun şimdiden fark edilmesi çabasını da vermeye çalışıyorum” sözleri ile toplumun kendilerini fark etmesini istiyor.   ‘Başka bir insana muhtaç bırakılarak cezalandırılıyorsunuz’   İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu ve aynı zamanda Kadıköy Dayanışma Ağı üyesi olan Melisa Akyürek de “Özgürlüğünüzün alındığı her yer korkunç bir yerdir” diyerek ev hapsinin de bir tecrit yöntemi olduğunu vurguluyor. Ev hapsinin kişiyi yalnızlaştırdığına işaret eden Melis, “Birçok insan yalnız kalabiliyor, işinden oluyor, hayatını idame ettiremiyor. Ya da muhtaç kalıyor. Tüm ihtiyaçlarını başka bir insana muhtaç kalarak karşılamak zorunda kalıyor. Bu da tabi bir cezalandırma yöntemi. Evin metrekaresi kadar hapis durumunda yaşıyorsunuz” ifadelerine yer veriyor.   ‘Kararlar tek kişinin dudağından çıkıyor’   Ev hapsi kararının siyasi bir karar olduğunun altını çizen Melis, “Bugün biliyoruz ki tek bir kişinin dudağından çıkan kararlar bunlar. Talimatlar beklendiğini siz gözaltına girdiğiniz süreçten biliyorsunuz zaten. Ne savcı ne hakim kendi kararıyla ya da hukuksal olarak bu kararları almıyorlar” diye belirtiyor.                                                                                                                                         ‘Haksızlığa ses çıkarmak insani bir durumdur’   “Herhangi bir şeye ses çıkarmam için haksızlığa uğrayan kesimin öznesi olmam gerekmiyor” diyen Melis, haksızlığa ses çıkarmanın insani bir durum olduğuna dikkat çekiyor. Melis,  Boğaziçi ile dayanışma göstermek için Boğaziçili olmanın zorunlu olmadığını ifade ederek, kayyımların toplumsal bir sorun olduğunu vurguluyor.   ‘Dayanışmanın iyileştirme halini yaşıyorum’   Melis neşesinin moralinin yerinde olduğunu, ev hapsinin iradesini zorlayabilecek bir durum olmadığını vurgulayarak, “Şuanda gördüğüm dayanışma beni motive ediyor. Dayanışmanın iyileştirme ve yaşatma halini birebir yaşıyorum” ifadelerini kullanıyor.   Kadıköy Dayanışma Ağı’nda yer alan Melis ev hapsi ile birlikte buradaki sorumluluğunu da yerine getiremeyeceğini belirtiyor. Melis, herkese dayanışma ağlarına katılarak dayanışmayı büyütme çağrısı yapıyor.