HDK: Abdullah Öcalan barış ve çözüm iradesidir 2021-05-05 13:13:31     HABER MERKEZİ - Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Yürütme Kurulu, hükümetin sınır ötesi operasyon politikası ve PKK Lideri Abdullah Öcalan'a uygulanan tecride ilişkin yazılı bir açıklama yayınlayarak, Abdullah Öcalan'ın üzerindeki tecrit kalkmadan ve barış yolu açılmadan, baskıcı politikalardan çıkış olamayacağını vurguladı.    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Yürütme Kurulu, 22 yıldır İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi'nde ağır tecrit altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kalkması çağrısıyla yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Abdullah Öcalan'ın üzerindeki tecrit kalkmadan ve barış yolu açılmadan, krizden, yoksulluktan, devletin baskıcı politikalarından, yolsuzluk ve israfa karşı kitlesel yoksulluk ve açlıktan çıkış olamayacak” denildi.    Türkiye’nin geçmiş dönemlerde 10 yılda bir ekonomik kriz yaşadığı belirtilen açıklamada, “Türk lirasının değeri bir gecede yarıya düşer, arkasından askeri darbe yapılır, hükümetler devrilir, sıkıyönetim ilan edilirdi. Pek fazla demokrasimiz yoktu. Ama olduğu kadarı da askıya alınır, devrimciler, ilerici aydınlar, Kürtler askeri cezaevlerine toplanır, işkenceler, idamlar, sokak infazları, hayat pahalılığı, karaborsa hayatımızı yıkar geçerdi” değerlendirmelerine yer verildi.    ‘Tarihin en yıkıcı ekonomik krizi’   Zamanla ekonomik krizlerin sıklaştığı, daha şiddetli ve yıkıcı olduğu, bununla beraber ekonomik ve siyasi krizlerin sistem krizine dönüştüğü kaydedilen açıklamada, Türkiye tarihinin, en şiddetli ve yıkıcı ekonomik krizin içinde bulunduğu ifade edildi. HDK açıklamasında kitlesel işsizlik, kitlesel yoksullaşma, açlık, uluslararası ilişkilerde sıkışmışlık ve koronavirüs salgını karşısında yaşanan çaresizlik de ele alınarak, Türkiye’nin geleceğe dair umudunu kaybettiği vurgulandı.    ‘Özgür ve çoğulcu bir toplum inşa edebilirdik’    Türkiye’deki kültürel zenginliğe değinilen açıklamada, “Anadolu Kavimler Kapısı'dır. Türkler, Rumlar, Araplar, Ermeniler, Kürtler, Çerkesler, Boşnaklar, Lazlar.. Sünni müslümanlar, Aleviler, Ortodoks, Gregorien, Protestan, Katolik hristiyanlar, Süryaniler, Ezidiler. Bu insani çeşitliliği zenginlik görerek, farklı olanı koruyarak; hep birlikte eşit, özgür ve çoğulcu bir toplum inşa edebilirdik. ‘Sünni-Türkler olarak çoğunluk bizde, ötekilerle neden eşit olalım ki’ anlayışıyla hareket eden hakim sınıf siyaseti, milli ve sınıfsal ayrıcalıklarını korumayı başa koydu.  Eşit yurttaşlık isteyeni de, sınıfsal/toplumsal eşitlik isteyeni de düşman gördü ve korktu” denildi.   ‘Emperyalistler kimseyi bedavaya korumaz’    Açıklamada, halkların ürettiği ve yarattığı değerlerin talan edilmesi, “Ülkeyi emperyalizmin bölgesel savaşlarında koçbaşı haline getirdiler; sınıf eksenli toplumsal mücadelelerini, Kürt halkının eşitlik ve özgürlük taleplerini şiddetle bastırmak için yürüttükleri savaşlarda, onların iznini ve desteğini almaya çalıştılar” şeklinde yorumlandı. Bugün devletin, koronavirüs salgını karşısında halka aşı temin edecek parasının olmadığına değinilen açıklamada, "tam kapanma" için temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan kesimlere verecek bir destek ve niyetlerinin olmadığının da altı çizildi.     ‘Kürt şehirleri işgal altında’   Açıklamada şunlar kaydedildi: “Bütün Kürt şehirlerinde halkın iradesine ısrarla el konuluyor. Seçilmiş yerel yönetimler görevden alınıyor, yerlerine kayyım atanıyor. TBMM'de her HDP Milletvekili için, tamamı kürsü dokunulmazlığı kapsamındaki konuşmaları hakkında hazırlanmış fezlekeler gündeme alınıyor. Gergerlioğlu örneğinde olduğu gibi, şiddet kullanılarak gözaltına alınıp cezaevine gönderiliyor. HDP hakkında kapatma davasına ek olarak, IŞİD'in intikam davası niteliğinde Kobanî davası açılıyor. Bütün Kürt şehirleri sıkıyönetim şartlarından daha ağır bir işgal altında. Her köşe başında TOMA, her meydanda panzer, her yerde işkence, her yerde katliam...”    ‘Ya savaşı ya da barışı seçeceğiz’   “Uzun zamandır önümüzde iki seçenek duruyor” denilen açıklamanın devamı şöyle: “Ya krizleri, yoksulluğu, işsizliği, gençlerin bayraklara sarılı tabutlar içinde yoksul evlerine dönüşünü, kısacası savaş ve şiddeti, tıpkı bugün olduğu gibi ülkenin talan edilmesini ya da barışı, çözümü, demokratikleşmeyi, krizsiz işleyen bir ekonomiyi, refahı ve bolluğu seçeceğiz... İkinci yol aynı zamanda demokratik siyasetin önünün açılması, basının özgürleşmesi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün genişlemesi, halkın siyasete katılım kanallarının açılması, iktidarlar üzerinde demokratik bir denetimin kurulması anlamına geliyor.   Abdullah Öcalan barış ve çözüm iradesidir   Kriz yaratan ve krizden beslenen talancı zihniyet, Kürt sorununun eşitlik ve özgürlük temelinde barışçı çözümünü yıllardır TECRİT altında tutuyor. Yakın geçmişte, kısa süreliğine de olsa barışçı çözüm yoluna girildiğinde devlet de siyasi iktidar da barışçı çözüm yolunu birlikte açmak üzere Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın katkı ve katılımının önünü açmak ihtiyacı duydu. Çünkü onlar da biliyor: Abdullah Öcalan barış ve çözüm iradesidir.   Kararı halk verecek   Öcalan üzerindeki tecrit, adım adım, demokratik hak ve özgürlüklerin, insanca yaşama isteğimizin, ülkenin geleceğine dair umudumuzun üzerinde bir tecride dönüştü. Barış ve çözüm iradesinin, Abdullah Öcalan'ın üzerindeki tecrit kalkmadan ve barış yolu açılmadan, krizden, yoksulluktan, devletin baskıcı politikalarından, yolsuzluk ve israfa karşı, kitlesel yoksulluk ve açlıktan çıkış yok. Kararı halk verecek.”