İstanbul Sözleşmesi’nin feshine zemin hazırlayan erkek aklı! 2021-05-13 09:05:19     Beritan Canözer   HABER MERKEZİ - “Aile yapısını bozuyor” denilerek erkeklerin hedef aldığı İstanbul Sözleşmesi’nin fesih kararı son 3 yıldır aslında adım adım geliyordu. Defalarca fesih kararını gündeme almaya çalışan iktidar, kadınların direnişiyle geri adım atarken, bir gece ansızın bu kararı hayata geçirdi.    Kadınların şiddete karşı uzun yıllar süren mücadelesinin bir sonucu olan İstanbul Sözleşmesi’ni bir “müjde” olarak duyuran AKP, 2019’da Sözleşme’yi “aile yapısını sarstığı” iddiasıyla hedefine aldı. Halihazırda Sözleşme'yi uygulamayan AKP-MHP iktidarı, "aile yapısı"nı Sözleşme’ye karşı bir "antipropaganda" aracı olarak kullandı. Sözleşme'yi ilk imzalayan ve Meclis’te ilk onaylayan ülke Türkiye, Sözleşme'den “ilk” çekilen de oldu.   AKP, 2011 yılının mayıs ayında İstanbul Sözleşmesi’ne attığı imzayı yıllarca övebildi. 2015'te Turuncu adlı dergiye Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle bir baş makale yazan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin Sözleşme’ye "çekincesiz" imza attığını, birçok ülkede "ekonomik kriz" nedeniyle çıkmayan uyum yasalarının, Türkiye'de 6284 sayılı koruma kanunu ile çıkarıldığını belirtmişti. Dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ise Sözleşme’ye taraf olunması hakkında "Önemli bir iradedir, gereğini yapmak da hepimizin görevidir" açıklamasında bulunmuştu.   İmzayı attığı günden itibaren iktidar, kendi lehine propaganda aracına dönüştürdüğü İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamama yönündeki direncine karşı “İstanbul Sözleşmesi’ni uygula” diyen kadınların sesini duymak yerine Sözleşme’nin sadece kendisi için oluşturduğu vitrin ile ilgilendi.    Sözleşme’yi imzalayan AKP’ye ‘kendinizi gözden geçirin’ uyarısı   2018 aralık ayında Yeni Akit gazetesinde Abdurrahman Dilipak’ın “Aile nereye gidiyor” başlığıyla yayınlanan yazısında İstanbul Sözleşmesi’ni hedef alarak açık şekilde iktidara çağrılarını ve “eleştirilerini” dile getirdi: “…Komisyon (KEFEK) müzakeresi zabıtlarına baktım. Bakın bu şekilde bir müzakere ile sağlıklı bir yere varmak mümkün değil. Derinleme bir inceleme yok. HDP-CHP aktif. Sonuçta gol yiyen bizimkiler. Bizim STK’ların vekillere yeterli desteği olmadığı anlaşılıyor. Akademisyenlerimizin desteği yok. Öyle anlaşılıyor ki, bir temas da yok. Bu konuda AK Parti, MHP ciddi anlamda kendini bir gözden geçirmeli. Basın olarak biz de görevimizi tam yapmıyoruz. Böyle giderse daha çook gol yeriz. …Son bir söz: Aile elden gidiyor.”   Aile yapısını bozduğu gerekçesi…   Şubat 2020'de CumhurbaşkanıTayyip Erdoğan tarafından Sözleşme'nin gözden geçirileceği gündeme getirildi. Aynı dönemde ve sonraki süreçte bazı muhafazakâr yayın organlarında ve dini cemaatlerde Sözleşme'nin "Türk aile yapısını bozduğu", "eşcinselliğe yasal zemin hazırladığı" yönünde yayın ve propagandalar yapılırken, AKP’li kadın milletvekillerinin sözleşmeden geri adıma karşı oldukları ve "sözleşme ile ilgili kamuoyunda yanlış algı yaratılmaya çalışıldığını" Cumhurbaşkanına ifade ettiklerine dair bir haber basına yansıdı.   Diğer yandan İstanbul Sözleşmesi’nin uygulandığı yönünde adımlar olarak değerlendirilen “eğitim müfredatına eklenen toplumsal cinsiyet eğitimi” dersleri de kısa zamanda kaldırıldı. Öncelikle Milli Eğitim Bakanlığı’nın Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi (ETCEP), 2014-2016 yılları arasında Avrupa Birliği ve Türkiye tarafından finanse edildi ve Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) koordinasyonunda yürütüldü. MEB'e bağlı bazı orta öğretim okullarında uygulanan ETCEP, 2016 Eylül ayında sonlandırıldı. Ardından MEB, "ETCEP kapsamında elde edilen çıktıların yaygınlaştırılması" amacıyla Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ile işbirliği içinde yeni bir projenin yürütüldüğü açıkladı. Fakat bu ve bundan sonraki adımlara da gerici kesimin saldırıları sürdü. MEB, 11 Eylül 2019 tarihinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği projelerini, hedefleri arasından çıkardı. Bakanlık, 14.16’da internet sitesinden duyurduğu projeyi, 16.05’te kaldırdı.    ‘Toplumsal değerlere uygun değil’ bahanesi   MEB kararından birkaç ay önce de Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) Başkanı Yekta Saraç “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi’nden vazgeçti. Akademide Kadın Çalışmaları ve Sorunları Komisyonu’nca 2015 yılında hazırlanan ve YÖK tarafından, “Tutum Belgesi” adıyla üniversitelere gönderilen Yükseköğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi, Şubat 2019’da sonlandırıldı. YÖK Başkanı, “toplumsal cinsiyet” kavramının “Türkiye’nin toplumsal değerleri ve kabulleriyle mütenasip (uygun) olmadığını” savunurken, müfredatın “toplumsal cinsiyet eşitliği” değil, “adalet temelli kadın çalışmaları” anlayışı içerisinde belirleneceğini öne sürdü. YÖK Başkanı’nın konuşmasından sonra YÖK’ün resmi internet sitesinden de “toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramı kaldırıldı.   Her yıl yüzlerce kadının katledildiği Türkiye’de böylelikle Sözleşme’nin “eğitim kurumlarının toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik eden politikalar benimsemesi gerektiğine” atıfta bulunan maddeleri çiğnemiş oldu aynı zamanda. Ardından tartışmaların zemini giderek genişledi. Özellikle Madde 2/2, Madde 4/3 ve Madde 14/1’in “Türk toplum yapısına uymadığı” öne sürülerek, Sözleşme’den çekilme tartışmaları başlatıldı. Buna karşı alanlara çıkan kadınlar tartışmalara, sözleşmeden vazgeçmeyeceklerini defalarca kez vurgulayarak yanıt verdi. İktidar Sözleşme’den çekilme gündemini bir süreliğine rafa kaldırmış olsa da kadına yönelik şiddet, katliam, taciz ve tecavüz olaylarında uygulanan politikalar, Sözleşme’nin hiçe sayıldığının sinyallerini veriyordu.   Sözleşme’nin feshine giden yol adım adım örülürken, bu minvalde gündeme gelen tartışmaların ve erkek aklı söylemlerinin birkaçı şöyle:   * 1 Haziran 2019 tarihinde Milli İrade Platformu iftarında konuşan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, “İstanbul Sözleşmesi nas değildir. Bizim için ölçü değildir” ifadeleri Yeni Akit ve Millî Gazete’de yer almıştı. Bu açıklamanın ardından Hüda-Par bir basın açıklaması yapmış ve İstanbul Sözleşmesi’nin aile kurumuna savaş açtığı ifadelerini kullanarak sözleşmeyi hedef almıştı.   * Yine 2019 yılında Yedi Hilal Derneği de sosyal medyada “Aile Çökmeden” başlığıyla yayınladığı bildiriyle İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeleri gerektiği çağrısında bulunmuştu. Bu paylaşımın altına ise açıklamanın savunucuları, Türkiye’nin Sözleşme’den çekilmesi gerektiğine dair yorumlar yaparak, hükümet yetkililerini etiketlemişti.   * Yeni Şafak gazetesi yazarı Yusuf Kaplan 8 Temmuz 2019’da sosyal medyada, “Ailenin çözülmesine yol açan Millî Eğitim, Aile Bakanlığı ve KADEM projeleri derhal durdurulmalıdır” paylaşımında bulunmuş ve hem Sözleşme’ye dair tartışmaları “güncellemiş” hem de toplumsal cinsiyet eşitliği adımlarına bir “dur” çekmişti.   * Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Temmuz 2020'de "Halk istiyorsa kaldırın. Halkın talebi kaldırılması yönündeyse, buna göre bir karar verilsin. Halk ne derse o olur" açıklamasını yapmıştı.   * AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş da 2 Temmuz 2020’de katıldığı televizyon programında İstanbul Sözleşmesi'ne ilişkin yaptığı konuşmada, İstanbul Sözleşmesi’nin yanlış olduğunu savunarak, "Nasıl usulünü yerine getirerek bu sözleşme imzalanmışsa, aynı şekilde usulü yerine getirilerek bu sözleşmeden çıkılır” ifadelerini kullanmıştı.   İstanbul Sözleşmesi için sokaklara çıkıldı   Bu açıklamalara, İstanbul Sözleşmesi’nin iptali yönündeki tartışmalara karşı kadınlar sokaklara çıkarak ve sözleşmeden vazgeçmeyerek cevap olurken, eylemler polis saldırılarının hedefi oldu. Kadınların ısrarlı duruşu neticesinde sözleşmeden çekilme tartışmaları yeniden bir süre duraksarken, 2021 yılı itibariyle tartışmalar yeniden alevlendi ve Sözleşme ile beraber kadın mücadelesi de hedef alındı.    AKP-MHP ve ona yakın kanadın İstanbul Sözleşmesi’nin iptaline dair talepleri yükseldikçe kadınlar daha çok katledildi. Emine Bulut’tan Ayşe Tuba Arslan’a, Pınar Gültekin’den İpek Er’e yüzlerce kadın katledilirken, kadın örgütleri yine “İstanbul Sözleşmesi yaşatır”, “İstanbul Sözleşmesi’ni uygula” çağrılarını yineledi.   İstanbul Sözleşmesi’nin feshi kararı   2021 yılının henüz ilk çeyreğindeyken İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı gündem oldu. Türkiye’nin çekilip çekilmeyeceği konuşulurken, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bir gece yarısı kararı ile Sözleşme feshedildi. 20 Mart 2021 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Sözleşme'nin Türkiye bakımından feshedilmesine karar verildi. Türkiye tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği'ne 22 Mart 2021 tarihinde fesih bildirimi ulaştı ve Genel Sekreterlik bu feshin 1 Temmuz 2021 tarihinde yürürlüğe gireceğini duyurdu. Bu tarih de Resmi Gazete’de yayınlandı. Geri çekilme kararı, Türkiye'deki muhalefet partileri, yabancı devlet liderleri, Avrupa Konseyi, sivil toplum örgütlerinin açıklamaları ile eleştirilirken, karar sosyal medyada da tepki çekti. Pandemiye ve yasaklara rağmen kadınlar sokaklardan çekilmedi ve “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz” sloganıyla eylemler gerçekleştirdi. Eylemler sırasında kadınlara saldırılarak adeta işkence edilirken, fesih kararının ardından kadınlar katledilmeye devam etti. Bu karardan cesaret bulan erkekler bugüne kadar “Bana bir şey olmaz” diyerek sürdürdüğü şiddet sarmalını daha meşru kıldı. Buna rağmen hükümet yetkilileri bunları görmezden geldi. Hükümet bununla da kalmadı tepkileri “yerli ve milli bir sözleşme” söylemleri ile dindirmeye çabaladı.   Çekilme kararı maddeye uygunmuş!   CHP Yüksek Disiplin Kurulu üyesi Avukat Tuba Torun, Sözleşme’nin, 24 Kasım 2011 tarihinde Meclis tarafından kanunla onaylandığı için Meclis onayı olmadan geri çekilemeyeceğini savundu. Hukukçular ve muhalefet partileri, “uluslararası anlaşmaları onaylama hakkının Anayasa'nın 90’ıncı maddesine göre Meclis’e ait olduğunu, usulde paralellik ilkesi gereğince de bu anlaşmalardan çekilirken parlamentonun geri çekilmeye yönelik kanun çıkarması gerektiğini” belirtse de Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, 21 Mart 2021 tarihinde yaptığı resmi açıklamada çekilmenin, Sözleşme’nin 80’inci maddesine uygun olarak yapıldığını söyledi. Sözleşmeden çekilme nedenini ise “İstanbul Sözleşmesi, Türkiye'nin toplumsal ve ailevi değerleriyle bağdaşmayan eşcinselliği normalleştirmeye çalışan bir kesim tarafından manipüle edilmiştir” sözleriyle açıkladı.    Toplumsal cinsiyet eşitliği dersi bir kez daha hedef alındı!   Sözleşmenin feshi kararının ardından, eğitim müfredatına daha önce giren “toplumsal cinsiyet eşitliği” dersleri erkek aklının yine hedefindeydi. Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nde, seçmeli olarak okutulan "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği" dersine karşı Saadet Partisi'nin yayın organı Milli Gazete'de 26 Mart tarihinde yayınlanan "Üniversitede Fıtratı Temelden Reddeden Ders” haberi sonrasında Üniversite, derse ilişkin soruşturma başlattığını duyurdu. Haberin ardından Üniversite’den yapılan açıklama, haberden daha vahim bir tablo çizdi: "Sağlık Bilimleri Üniversitesi olarak aile yapımızı, toplumsal değerlerimizi hedef alan, örf, adet ve kadim geleneklerimize, dini ve milli değerlerimize zarar veren hiçbir ders içeriğini kabul etmemiz, izin vermemiz, hoş görmemiz veya onaylamamız asla mümkün değildir. Müfredat dışında olduğu düşünülen konuşma ve anlatımlar hakkında ilgili fakülte Dekanlığımız tarafından gerekli inceleme ve soruşturma başlatılmıştır.”   Bu açıklamanın ardından söz konusu gazete "Son ders! Millî Gazete’den bir gazetecilik başarısı daha!" başlığıyla “mutluluğunu” dile getirmeyi de ihmal etmedi.   Ankara’ya çağrı   11 Mayıs’ta 16 Avrupa ülkesinden 31 bakan, Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararının, ciddi bir endişe kaynağı olduğunu belirterek, Ankara'ya, bu kararı yeniden gözden geçirme çağrısında bulundu.   Sözleşme’den çekilme tarihi 1 Temmuz olarak açıklansa da kadın örgütleri ve hareketleri, Sözleşme için mücadelelerini sürdürüyor.