Ayşe Acar Başaran, İstanbul Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesini değerlendirdi 2021-05-17 09:01:10     Dilan Babat   ANKARA - İstanbul Sözleşmesi'nin 6'ncı maddesini değerlendiren HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, şu ifadeleri kullanıyor: "Meclis aslında şu anda mevcut durumda kadın erkek eşitliğini toplumsal cinsiyet eşitliğini düzenlemek yerine bunu derinleştirecek bir yaklaşım sergiliyor. Çünkü iktidar ‘makul ve makbul kadını’ yaratmaya çalışıyor."   Son yıllarda erkek aklının hedef alarak feshedilmesine zemin hazırladığı İstanbul Sözleşmesi’nin tamamen yürürlükten kaldırılacağı tarih 1 Temmuz olarak belirlense de kadınlar Sözleşme için mücadelelerini sürdürüyor. Jin News olarak bizim de bu kapsamda yayınladığımız İstanbul Sözleşmesi’ne dair yazı dizisinin bugünkü bölümünde 6’ncı maddeye yer veriyoruz.    Sözleşme’nin “Toplumsal cinsiyet konusunda hassasiyet gerektiren politikalar” konulu 6’ncı maddesi şöyle:   “Taraflar bu Sözleşmenin uygulanmasına ve sözleşme hükümlerinin etkilerinin değerlendirilmesine bir toplumsal cinsiyet bakış açısı katacak ve kadınlarla erkekler arasında eşitliğe ve kadınların güçlendirilmesine ilişkin politikalarını yaygınlaştıracak ve etkili bir biçimde uygulayacaklardır.”   Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, Sözleşme’nin 6’ncı maddesini değerlendiriyor:   “Sözleşmeden çekilme tartışmaları, pandeminin başlangıcındaydı. Tüm dünya bir kriz halinde iken, bu krizin nasıl yönetileceği, kadınlara ve topluma nasıl yansıyacağı konusunda tartışmalar yürütülürken, bununla ilgili istişareler yaparken ve biz bu konuda defalarca çağrılar yaparken, evde kalmayla beraber toplumsal yoksullukla ilgili krizlerin derinleşmesi ile birlikte kadına yönelik şiddet arttı. Erkekler ve kadınlar arasındaki eşitsizlik daha fazla büyüdü. Bunların tartışmasını yaparken İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması tartışmaları yürütüldü.  Meclis’e getirilmesi çok da lehlerine olmayacaktı. Muhalefet partilerinin büyük çoğunluğu bu sözleşmenin kalması yönünde bir tavır sergileyecekti. Hatta AKP’nin içerisinde de çekilmeye ilişkin ikna olmadığını düşünüyoruz. Meclis bypass edilerek, kadınların görüşleri, iradeleri, bakış açıları bir tarafa bırakılarak bir gece yarısı rejimin karakterine uygun bir biçimde sözleşmeden geri çekildiğini ifade etti.   AKP’nin belirlediği bir politika vardı   AKP iktidarının neredeyse siyasi hayatının başlangıcından bugüne her zaman kadınlarla ilgili kafasında belirlediği bir politika vardı. Bu da hiçbir zaman özgür bir kadın, toplumsal cinsiyet eşitliğine uyan bir siyaset yürüteceği bir veri sunmadı. İstanbul Sözleşmesi’nin belki imzacılarından biriydi. AKP döneminde İstanbul Sözleşmesi imzalandı ama defalarca hem AKP Genel Başkanı, hem sözcüleri hem de yürüttükleri politikalarla kadını aile içerisinde tanımlayan ‘kız kardeş’, ‘bacı’ gibi metalaştıran, nesneleştiren bir yaklaşım sergilediler. Oylarına talip oldukları kadınları hiçbir zaman siyasette aktif rol alan özne gibi görmediler. Her defasında görünürde kadın politikası yürüttüler ama kadınları daha çok evin içerisinde tutmaya çalışan birçok düzenleme yaptılar. Mesela ‘yaşlı bakımı giderleri’ adı altında kadınları toplumsal cinsiyet rollerine uygun bir biçimde evde güvencesiz bir şekilde çalışmaya zorladılar. Bunda da istihdammış gibi bir algı yarattılar. Kadınları evin içerisinde cinsiyet rollerine paralel bir biçimde tutacak bir yaklaşım benimsediler. AKP iktidarı bu süreç içerisinde kadınları defalarca hedef aldı. Söylemlerini çok net hatırlıyoruz. AKP Genel Başkanı çok net bir biçimde ‘kadın ve erkeklerin fıtrattan eşit olmayacağını’ ifade etti. Sürekli benzer siyaset ya da yaklaşım sergilediğini çok iyi biliyoruz.     Kadınlar eşitlik politikası yürütülmesinde ısrarcı oldu   Böyle bir iktidardan tabi ki Sözleşme’nin 6’ncı maddesinin uygulanmasını bekleyemeyiz. İstanbul Sözleşmesi evet imzalanmıştı. Kadınların büyük bir mücadelesi ile elde edilmiş bir kazanımdı ama uygulanması konusunda büyük bir zorluklar yaşanıyordu. Sözleşmenin sonrasında 6284 sayılı kanun çıkartıldı ama o kanunun uygulanması konusunda büyük zorluklar yaşandı. Kadınlar hala bir erkeğin ceza alması için defalarca eylem etkinlik yapmak zorunda kalıyorlar. Duruşmaları takip etmek zorunda kaldılar. Yine yargı erkek egemen bir bakış açısıyla şekillendiği için erkekten yana bir tavır sergileniyor ve kararları erkeği koruyup kollayacak biçimde. Neredeyse katledilen kadınlar suçlu ilan edildi. Kadınların toplum içerisinde bu ‘eşitlik politikasının yürütülmesi’ konusunda ısrarlı bir direnci vardı. AKP iktidarının buna karşı mücadele eden, bu sistemi kendi gücü ile örmeye çalışan kadınları da hedef aldı. En son süreçte ayyuka çıkan belediyelere kayyım atanması, eşbaşkanlık sistemin hedef alınması, nafaka hakkının tartışılmaya açılması, küçük yaşta çocukların ‘evlilik’ adı altında istismara maruz bırakılmaya çalışılması, kürtajın tartışılması ve son halka olarak İstanbul Sözleşmesi’nin geri çekilmesi.    Komisyon raporu açıklanmadı   Yine Meclis’te Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu vardı. Komisyon olarak düşünülen ama sonra oraya ‘fırsat’ eklenerek aslında altı boşaltılmaya çalışılan bir komisyondu. Bu komisyonun bünyesinde İstanbul Sözleşmesi’nin takibi ve uygulanması ile ilgili 2018 yılında bir komisyon kurulmuştu. Komisyon 2 yılı aşkın bir süre çalıştı. HDP’den doğru bir kadın arkadaşımız yer alıyordu.  Bu komisyon çalışmasını bitirmesine rağmen bir yıldan fazla bir süredir raporu açıklanmıyor. Tabi o komisyonu takip eden arkadaşımızın da verdiği bilgiler takip ettiğimiz kadarıyla o komisyona her gelen kurum, kişi İstanbul Sözleşmesi’nin ne kadar önemli olduğunun altını çiziyordu. Barolardan kadın örgütlerine kadar çok geniş bir yelpazede o komisyona girerek fikir beyan edenler vardı. Ama Meclis’te ısrarlı bir biçimde bu komisyon raporu açıklanmadı. Çünkü iktidar manipülasyon çalışması yürüttü. İktidar İstanbul Sözleşmesi’nin ‘şiddeti tetiklediğini’ ifade ediyordu. Kadınların koruma talep etmesinin ‘erkekleri kışkırttığı’ gibi garip bir savunma ile Sözleşmeyi karalamaya başladı.     Meclis'teki atmosfer    Boşanmaların araştırılması için Meclis bünyesinde bir komisyon kuruldu. Ama AKP iktidarının dünden bugüne aile üzerinden kadını tarifleyen bir süreci vardı. Devletçik gibi tarifleyeceğimiz aile içerisinde kadını iradesizleştiren, kadını biat ettirmeye çalışan bir sistem ön gördü. Yine boşanmanın araştırılması gibi tartışmaları yürütürken, o komisyondan çocuk yaşta evliliğin, istismarın önünü açacak evlilik düzenlemesi çıkartmaya çalıştılar. İnfaz kanunu çıkarıldı. Pandeminin en yoğun olduğu süreçte bunun araştırması ve kanun düzenlemesi gündeme geldi. Kanun çıkartıldı, kadın mücadelesi yürütenler, gazeteciler, muhalifler cezaevinde kaldı.  Ama çocuğa ve kadına yönelik suç işleyenler mafya liderleri bu kanunla serbest bırakıldı. Biz defalarca Meclis’te kadına yönelik şiddetin araştırılması ile ilgili araştırma önergeleri verdik. Bunlar cevapsız bırakıldı. Verileri elde etmek için soru önergeleri verdik. Çünkü şu anda kadına yönelik şiddet verileri el yordamıyla toplanan veriler. Bakanlık da bunu ısrarla ve şeffaf bir biçimde paylaşmıyor. Sorduğumuz bütün sorular cevapsız bırakılıyor. Meclis aslında şu anda mevcut durumda kadın erkek eşitliğini, toplumsal cinsiyet eşitliğini düzenlemek yerine bunu derinleştirecek bir yaklaşım sergiliyor. Çünkü iktidar ‘makul ve makbul kadını’ yaratmaya çalışıyor. Eğer eşitlik talep ediyorsanız, özgür birey olmayı talep ediyorsanız, eşit yurttaş olmayı talep ediyorsanız bu hedef olmanız anlamına geliyor.  Meclis tam da bu atmosfer içerisinde.   Sözleşme uygulansaydı…   Bu madde uygulanmış olsaydı şu anda Türkiye’de birçok şiddet vakasını konuşmuyor olurduk. Ülke daha özgürlükçü, daha demokratik bir rejim haline gelirdi. Kadınların özgürlüğü ve toplumsal, siyasal yaşamda varlığı sadece kendileri için değil, bütün toplum içerisinde büyük bir etki barındırırdı. Kadınlar olduğu yeri demokratikleştiren, komünleştiren, geliştiren bir pozisyondalar. Ocak 2021’den bu yana en az 106 kadının erkekler tarafından katledildiğini biliyoruz. İstanbul Sözleşmesi uygulansaydı kadınlar öldürülmeyecekti. Büyük bir çoğunluğu engellenebilirdi. Çünkü kadınlar korunmadığı için katledildiler. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda politikalar üretilseydi bu kadar büyük bir kadın yoksulluğu ile karşı karşıya olmazdık. Kadınlar sadece hukuki anlamda değil, yaşamın her alanında bu eşitsizlikle karşı karşıyalar. Bu uluslararası sözleşmenin uygulanması demek kadınlara pozitif ayrımcılık demek. Şu anda uygulanmadığı için pandemi döneminde yoksullaşan kadınların daha fazla yoksullaştığını şiddet ortamından uzaklaşamadığını görüyoruz. Tüm bunlar bir araya geldiğinde önlenebilir tedbirlerin uygulanabileceği kadınların daha yaşanabilir, daha özgür, daha güvenceli bir ülke haline gelebilirdik.”