Sözleşme’nin 7, 8 ve 9’uncu maddeleri: 10 yılda uygulanmadığına tanık olduk 2021-05-18 09:01:02     Beritan Canözer   DİYARBAKIR - Kadınlar için hayati önem taşıyan maddelerden olan 7, 8 ve 9’uncu maddeye ilişkin konuşan yerine kayyım atanan Nusaybin Belediye Eşbaşkanı ve Avukat Semire Nergiz, şöyle diyor: “Şiddete karşı bütüncül politikalar üretmek ve bu politikalar kapsamında toplumun bütün dinamikleri ile ortaklaşmak yerine AKP hükümetinin 10 yılda bunu gerçekleştirmediğini görmekteyiz.”   AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın imzası ile 20 Mart günü feshedilen İstanbul Sözleşmesi’nin, tamamen yürürlükten kaldırılma tarihi olarak 1 Temmuz belirlendi. Buna karşı kadınların mücadelesi devam ederken, Jin News olarak Sözleşme’nin maddelerini işlediğimiz yazı dizimizin bu bölümünde 7, 8 ve 9’uncu maddelere yer vereceğiz.    Sözleşme’de yer alan 7, 8 ve 9’uncu maddenin tanımı şu şekilde:    "Madde 7 - Kapsamlı ve koordineli politikalar   1. Taraflar bu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddetin önlenmesi ve bu tür şiddet eylemleriyle mücadele edilmesine yönelik ilgili tüm tedbirleri içeren Devlet çapında etkili, kapsamlı ve birbiriyle koordineli politikaların benimsenip uygulanmasını mümkün kılacak, gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacak ve kadına karşı şiddete karşı bütüncül bir mukabelede bulunulmasını temin edeceklerdir.    2. Taraflar ilgili tüm birim, kurum ve kuruluşlar arasında etkili bir işbirliği sağlanmak suretiyle, ve 1. fıkrada yer alan politikalarla, mağdurun haklarının, alınan tüm tedbirlerin merkezinde yer almasını temin edeceklerdir.    3. Bu fıkra uyarınca alınacak tedbirlere, yerine göre, hükümet kuruluşları, ulusal, bölgesel ve yerel parlamentolar ve yönetimler, ulusal insan hakları kurumları ve sivil toplum kuruluşları gibi, ilgili tüm aktörler müdahil olacaktır.     Madde 8 - Finansal kaynaklar    Taraflar, devlet dışı aktörler ve sivil toplum tarafından gerçekleştirilenler de dahil olmak üzere, bu Sözleşmenin kapsadığı her türlü şiddet eylemini önlemeye ve bunlarla mücadeleye yönelik bütüncül politikaların, tedbirlerin ve programların yeterli bir biçimde uygulanması için uygun finansal kaynakları ve insan kaynaklarını tahsis edeceklerdir.   Madde 9- Sivil Toplum Kuruluşları ve sivil toplum    Taraflar kadınlara karşı şiddet uygulanmasıyla mücadelede aktif bir rol oynayan sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarını her düzeyde takdir ve teşvik edecek ve destekleyecek ve bu kuruluşlarla etkili bir işbirliği gerçekleştirecektir."   Kadınlara dönük her koldan baskı ve saldırı politikasını derinleştiren hükümet, şiddete karşı yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri gibi mekanizmalarla ortaklaşmak yerine kadınların büyük mücadeleler ile elde ettiği kazanımlara darbe yaptı. 2016 darbe girişiminin ardından baskı rejimini devreye koyan AKP-MHP iktidarı, Kanun Hükmünde Kararname’ler (KHK) ve belediyelere atanan kayyımlar eliyle 52 kadın dayanışma, danışma merkezi ile kadın derneğini kapattı.   Mardin’de 17 Ekim 2019’da Halkların Demokratik Partisi (HDP) yönetimindeki Nusaybin Belediyesi’nin Eşbaşkanı ve Avukat Semire Nergiz 7, 8 ve 9’uncu maddeleri ajansımız için yorumladı.   Semire, Sözleşme’nin bugüne kadar kadına yönelik her türlü şiddete karşı en kapsamlı tanımlamaları yaptığını ifade ederek, cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli tüm ayrımcılık biçimleri ile mücadele edilmesi, erkek şiddetinin önlenmesi, şiddete karşı tedbir alınması konusunda taraf devletlere pek çok yükümlülük getirdiğini hatırlatıyor.   Semire, Sözleşme’nin ilgili maddelerini şöyle yorumluyor:    “Sözleşmenin 7’nci maddesi kapsamında, devletin şiddete karşı bütüncül politikalar üretmek ve bu politikalar kapsamında toplumun bütün dinamikleri ile ortaklaşmak yani hem toplum ile hem STK’larla, hem kadın örgütleriyle, yerel yönetimlerle hareket etmesi gerekirken, maalesef AKP hükümetinin 10 yılda bunu gerçekleştirmediğini görmekteyiz. Sözleşmenin ‘önleyici, koruyucu, yargılama, politika geliştirme’ ayaklarından hiçbirinde elle tutulur bir çalışma ve çaba görülmemiştir. Devlet imza koyduğu Sözleşme kapsamında hem pozitif hem de negatif sorumluluklarını yerine getirmemiştir. Kadın cinayetleri de yaratılan cinsiyetçi dil, tutum ve siyaset anlayışı ile artarak devam etmiştir. Yapılan değişiklik ile Kadın Bakanlığı’nın adından ‘kadın’ kelimesi çıkarılarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak değiştirilmiştir.   Kadınların hayatı tartışma konusu yapıldı   TBMM kadına uyguladığı ayrımcı politikalar ile toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin derinleşmesine neden olmuş, kadını değil aileyi korumayı esas alarak, kadınları adeta günbegün kamusal alandan uzaklaştırdığı gibi Erkek Eşitliği Komisyonu’nun adı da Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu yapılarak kendince kadınların gerçek sorun ve gündemlerinin dışında ayrımcı bir gündem yaratmıştır. Artarak devam eden ayrıca pandemi ile dayanılmaz boyutlara ulaşan kadın yoksulluğuna, intiharlara, işten çıkarılmalara kulağını gözünü kapatmıştır. Sözleşme’nin ‘önleyici, koruyucu, yargılama, politika geliştirme’ dörtlü şartında kadınlar lehine herhangi bir irade ortaya konulmadığı gibi kadınlara yönelik suçlarda failler adeta cezasızlık politikaları ile pervasızca elini kolunu sallayarak serbest kalmıştır. Kadınların yıllardır mücadele ile elde ettikleri kazanımlara sistematik bir yönelme gerçekleşmiş ve ciddi bir gerileme yaşanmıştır. Kadınlar kimi zaman eteklerinin boyu, taytı, kahkahası kimi zaman da hamileliği sebebiyle siyasetin en üst seviyelerinde tartışma konusu yapılmıştır.    Bütçeden hak ettiğimiz payı alamıyoruz   Özetle devletin Sözleşme’den kaynaklı yükümlülüklerini yerine getirmediğini söyleyebiliriz. Sözleşme’nin etkin uygulanması halinde ne kadın cinayetinden ne kadına yönelik şiddet, cinsel istismar, taciz, tecavüzden, ne kadın yoksulluğundan bahsedecektik. Bütün bu söylediklerimizi çocuklara uygulanan şiddet, istismar, tecavüz ve kadın yoksulluğu için de söyleyebiliriz. Maalesef bu dönemde uygulanan, halkı esas almayan bütçelerden, bütün kesimler ve alanlar olumsuz bir şekilde nasibini almıştır. Hem sağlık, hem eğitim hem de kadınlar olarak bütçeden hak ettiğimiz payı maalesef alamıyoruz. Zaten problemli olan, halkı esas almayan devletin bütçe politikaları yanında yaşanan pandemi sürecinde bu çelişkiler özellikle kadın yoksulluğunu daha da derinleşmiştir. Neticede çöken sağlık ve eğitim sistemi, devletin plansız, programsız 'evde kal' söylem ve pratiği kadınlara yönelik şiddeti, cinayet, taciz, tecavüz ve intiharları gündemimizden düşürmemiştir. İstanbul Sözleşmesi’nden kaynaklı yükümlülüklerini devlet yerine getirseydi kadınlar ve çocuklar nispeten pandemi sürecini daha rahat geçirecekti.    Yıl 2021 ve gündem yeterli sığınma evinin olmaması…   Yıl 2021 olmasına rağmen maalesef hala kadınların şiddetten korunabilecekleri yeterli sayıda sığınma evinin olmamasından bahsediyoruz. Kadın istihdamının yokluğundan, kadının ucuz ya da karşılıksız emeğinden, KHK’ler ile işten atılmalardan, Kod-29 ile işverenin suiistimalinden bahsediyorsak, bu devletin kadın kadına dönük olumlu bir politikasının olmadığı anlamına geliyor. Kadına yönelik şiddeti önlemek isteyen devlet bunun için bütçe ayırmalı, kadın istihdamını arttırmalı, kadın örgütleri ile danışmalı, koordine kurmalı, yeterli sığınak yapmalı. Kısaca İstanbul Sözleşmesi’nin dörtlü şartını yerine getirmeliydi. Bütün bu yükümlülükleri yerine getirmeyen devletin ‘Kadın politikam var’ demeye hakkı yoktur. Kadına yönelik şiddetle mücadelede etkin bir uluslararası sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi maalesef süreç içerisinde etkin uygulanmadığı gibi yükselen kadın mücadelesinden çekinen iktidar tek tek kadın kazanımlarına yöneldi.   Kadınlar Sözleşmeyi savunmaktan vazgeçmeyecek   Kendi imzaladığı ve yer yer işine geldiği zaman övünerek ilk imzacısı olduğunu söylediği sözleşme ile kadınların güçlendirilmesinde adım atmak yerine kadınlarla adeta mücadele etmeye başlamıştır iktidar. Özellikle kadınlara destek sunan kurumlar ya kapatılmış ya da işlevsiz hale getirilmiş, yönetici ve üyelerine yönelik başlatılan soruşturmalarla muğlak ve soyut iddialarla çalışamaz hale getirilmişlerdir. Adeta kadınlar için kapısını çalacak bir adres bırakılmamıştır. Belediyelere atanan kayyumlarla adeta yerellerde kadınları güçlendirecek destek, dayanışma ve kadın politikalarından kadınlar mahrum bırakılmıştır. Kadınların siyasette eşit temsiliyetini sağlayan, kadını yaşamın her alanında irade sahibi yapmayı hedefleyen, kadının bir irade olarak kentsel yönetim süreçlerine katılımını sağlamayı ve yerel yönetimlerde demokratik bir yönetim anlayışını ortaya çıkarmayı hedefleyen eşbaşkanlık sistemi bilinçli bir şekilde şeytanlaştırılmış ve kriminalleştirilmiştir. Kadınların barındırdığı değişim ve dönüşüm gücü tarihte bütün eril iktidarları korkutmuştur. Kadınlar her zaman mücadelecidir ve inandıkları değerleri sonuna kadar savunmaktan vazgeçmedi, yine vazgeçmeyecektir.   Kadınlar İstanbul Sözleşmesi’nden de, haklarından da, hayatlarından da asla vazgeçmeyeceklerdir. Yakın tarihte Katolik Hristiyanların nüfusunun büyük bir bölümünü oluşturan Arjantin’de kürtaj yasağına karşı mücadele eden Arjantinli kadınların zaferine şahit olduk. Arjantin’de 30 Aralık 2020 tarihinde kürtaj hakkı yasalaştı ve böylece kadının mücadelesi sayesinde Arjantin kürtaja izin veren en büyük Güney Amerika ülkesi oldu.”