AKP’nin eksilerle dolu 19 yıllık kadın karnesi 2021-05-19 09:04:18     ANKARA - AKP'nin 19 yıllık iktidarlığı süresince "makul kadın" yaratma ve kadın kazanımlarını hedef alan siyasetine dönük yetkili ağızlardan çıkan söylemleri derledik.    AKP, 19 yıllık iktidarında kadınlara ve kadın haklarına karşı adeta bir “savaş siyaseti” yürüttü. Kadınlara “annelik”, “eş olma” gibi roller dayatan, toplumsal yaşamdan uzaklaştıran politikalarını adım adım uygulayan AKP’nin dünden bugüne devreye koyduğu kadın düşmanı politikalarını derledik.   3 Kasım 2002 seçimleri ile iktidara gelen AKP’nin, kadın sorununa yaklaşımda sicili kabarık. İktidarı döneminde, kadınlara dönük politikaları ile “övünen” AKP için bu politikalar sadece söylem olarak kaldı. Kadın mücadelesinin kadın politikaları nedeniyle eleştirdiği hükümet, bu baskı ve mücadelenin sonucunda kimi yasal düzenlemeler yaptı. 2002 Seçim Beyannamesi’nde “kadınların hayatın yükünü erkeklerle birlikte paylaşmalarına rağmen, hak ettikleri statüye kavuşamadıklarını, uygulayacakları tüm politikalarda bu durumu göz önünde bulunduracaklarını, kadınların erkeklerle birlikte toplumsal sorumluluk yüklenecek statüye kavuşturulmasının temel hedefleri olacağını” savunan AKP’nin, 19 yılda yarattığı tablo, kadın kazanımlarını bir bir yok etme çabasında olduğunu gösteriyor.   Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Ekim 2004'te onayladığı Türk Ceza Kanunu (TCK) 1 Haziran 2005'te yürürlüğe girdi. Yasal düzenlemede, aile içi tecavüz ve cinsel saldırı açıkça suç kapsamına alındı. Aile içi şiddette ağır ceza öngörüldü. Savcı ve hakim kararı olmadan genital muayene yapana ve yaptırana cezai yaptırımlar getiren düzenlemede, çocukların cinsel istismarında “rızanın var olabileceğini varsayan tanımlar” kaldırıldı. AKP her ne kadar bu düzenlemeleri yaptığını söylese de “hayata geçirme” konusunda olumlu bir pratiği olmadı. Yine 22 Temmuz 2007 seçim sürecinde, kadınlara “siyasette kota” isteyen AKP'nin “kota” anlayışına tepki gösteren avukat Hülya Gülbahar’a dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, "Sen Ruanda mı olmak istiyorsun, buyur Ruanda ol. Ben kotayı kadınlara haksızlık olarak görüyorum. Benim kadın kollarım bu konuda KA.DER'den (Kadın Adayları Destekleme Derneği) çok daha samimi, bunu bilin" şeklinde yanıt vermişti.   Kadınlara ‘Ev işleri yetmiyor mu’ yanıtı   AKP’nin kadın düşmanı bakış açısı, yerel mekanizmalarında da genel siyaset alanlarında da kendini gösterdi. 12 Mart 2009’da dönemin Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, seçim çalışmalarına katılmak üzere bulunduğu memleketi Afyon’da bir grup kadının, “İş istiyoruz Sayın Bakanım” sözlerine “Evdeki işler yetmiyor mu” ifadeleriyle yanıt verdi.   İşsizlik artışından kadınları sorumlu tuttu   Dönemin Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, 18 Mart 2009’da katıldığı bir programda yaptığı şu konuşma ile işsizlik oranındaki artıştan kadınları sorumlu tuttu: “İşsizlik oranı niye artıyor biliyor musunuz? Çünkü kriz dönemlerinde daha çok iş aranıyor. Özellikle kadınlar arasında kriz döneminde iş gücüne katılım oranı daha artıyor. Türkiye'nin 72 milyonluk bir nüfusu var. Bunun 50 milyondan fazlası çalışma çağında. Yani iş yapabilir noktasında. Bunun neredeyse yarısı iş aramıyor. Ev kadını olması, eğitim gibi nedenlerle. Onun için bu işsizlik oranını iyi okutmakta fayda var.”   Tecavüze uğrayan kadınları hedef alan bir belediye başkanı!   Dönemin AKP’li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ise 1 Haziran 2012’de katıldığı TV programında “…Tecavüz edeni getir, cezasını ver. Karnındaki çocuğun suçu ne? Onu da devlet alır yetimhaneye koyar. Anası olacak kişinin hatasından dolayı çocuk niye suçu çekiyor. Anası kendisini öldürsün” diyerek, tecavüze uğrayan kadınları hedef aldı.   Dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 28 Temmuz 2014 tarihinde Bursa Valiliği tarafından düzenlenen bayramlaşma töreninde kadınları hedef alarak şu sözleri kullandı: “Ahlaken bir geriye gidiş var. Haya meselesi çok önemlidir. Yüzüne baktığın zaman yüzü kızarıyorsa haya güzeldir. Kadında olsa daha da güzeldir. Erkekler için de haya geçerlidir. İffet çok önemli. Kadın için de bir süstür, iffet. Erkek içinde bir süstür. Kadın ise o da iffetli olacak. Mahrem-namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak. Bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak, iffetini koruyacak.”   Tayyip Erdoğan: Kadınla erkeği eşit konuma getiremezsiniz   24 Kasım 2014’te Kadın ve Demokrasi Derneği'nin (KADEM) düzenlediği 1’inci Uluslararası Kadın ve Adalet Zirvesi'nde konuşan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz. O fıtrata terstir. Çünkü fıtratları farklıdır, tabiatları farklıdır, bünyeleri farklıdır. Kadınları erkeklerin yaptığı her işte çalıştıramazsınız, komünist rejimlerde olduğu gibi. Eline ver kazmayı küreği, çalışsın. Olmaz böyle bir şey. Onun narin yapısına bir defa bu ters düşer” ifadelerini kullandı.   ‘Annelik kariyeri’   Kadınların bedenleri hakkında konuşmayı kendilerine hak görenlerden biri de dönemin Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu. Eski Bakan, 2 Ocak 2015 tarihinde yılın ilk bebeğini ziyareti sırasında, “Anneler, annelik kariyerinin dışında bir başka kariyeri merkeze almamaları gerekir. Merkeze iyi nesiller yetiştirmeyi almalılar” diye konuştu.   ‘Bizim kadınlardan alacağımız eğitime ihtiyacımız yok’   Bu örneklerden biri Trabzon’da yaşandı. Of ilçesinde AKP’li Belediye Başkanvekili Halil Alireisoğlu, 3 Nisan 2016’da afet ve acil durumlarla ilgili eğitim veren müftülük çalışanı Ayşe Yılmaz’ın konuşmasına, “Sen kimsin de bize vaaz veriyorsun? Bu kadın nereden çıktı? Bu ne iş erkekler kadınlardan vaiz mi alırmış? Bizim kadınlardan alacağımız eğitime ihtiyacımız yok” sözleriyle tepki gösterdi, bununla da yetinmeyerek mikrofonun sesini kapattı, salonun şalterini indirtti.   Benzer sayısız örneklerden bazıları şöyle:   20 Temmuz 2009: Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, partisinin Ankara İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada katledilen Münevver Karabulut’a atıfta bulunarak şöyle konuştu: “Son zamanlarda bazı arzu edilmeyen cinayetler, katliamlar duyuyorsak anne baba olarak kendimizi hesaba çekmeliyiz. Sınırsız, kontrolsüz bir ahlaki erozyonun olduğu yapılanma gerçekten bizi dertlendiriyor. Kendi başına bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya.”   12 Aralık 2012: Dönemin Başbakan Yardımcısı Bülten Arınç, CHP Milletvekili Nazlı Aka’nın kürtaj tartışmasında dile getirdiği, “Başbakan vajina bekçiliğini bıraksın” sözlerine karşılık, “evli bir bayanın cinsel organı hakkında açıkça konuşmasının yüzünü kızarttığını” söyledi.   1 Haziran 2012: Siyasetçi Ayhan Sefer Üstün, tecavüze maruz kalan kadınların doğurması gerektiğini belirtti. Ayhan Sefer Üstün bu sözlerinin ardından, AKP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirilmişti.   25 Mayıs 2012: Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, kürtaj hakkını hedef alarak, “Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum. Ha anne karnında bir çocuğu öldürürsünüz ha doğduktan sonra öldürürsünüz. Hiçbir farkı yok” dedi. İktidarın kürtaj hakkına dönük söylemlerine kadınlar alanlara çıkarak tepki gösterdi.   11 Temmuz 2013: AKP Tokat Milletvekilli Zeyid Aslan, kadın gazetecilere, “Ben sizin bacak aranızı çekip gazeteye bastırsam, bunların gerçeği bu diye ahlaksız olurum değil mi” diyerek sözlü saldırıda bulundu.    7 Ekim 2013: Dönemin AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, sunucu Gözde Kansu’yu hedef alarak “Yarışma programında sunucu öyle bir kıyafet giymiş ki olmaz bu yani” dedi. Bu söylemlerin ardından Gözde’nin işine son verilerek yerine bir erkek sunucu alındı.   8 Mart 2014: Melih Gökçek, kadını evde “hizmet edecek biri” olarak tanımlayarak, “Evlerde bizlerin her şeyini siz bayanlar topluyorsunuz. Allah sizlerden razı olsun” sözlerini kullandı.   29 Temmuz 2015 tarihinde, dönemin Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, HDP önceki dönem Milletvekili Nursel Aydoğan’a “Bir kadın olarak sus” diyerek, partisinin kadın düşmanı zihniyetini bir kez daha açığa vurdu.    23 Ekim 2015: Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, partisinin Urfa mitinginde yaptığı konuşmada, Tayyip Erdoğan gibi kadın bedenini hedef alarak, “Şimdi işiniz, maaşınız var, aşınız var. Ne kaldı?  Eş kaldı eş. Eş lazım dediğinizde önce annenize, babanıza gideceksiniz. İnşallah onlar size hayırlı bir eş bulacak. Bulamazsa bize başvuracaksınız” sözlerini sarf etti.   19 Şubat 2016: AKP’li vekil Sait Yüce, Meclis’te boşanmaları araştırmak için kurulan komisyonda sunum yapmak üzere davet edilen Eşitlik İzleme Kadın Grubu’ndan (EŞİTİZ) avukat Hülya Gülbahar’a “Konumunuzu bilerek konuşun, ben sana haddini bildirmeye çalışıyorum” dedi.   Bölgelerde kayyımların ilk icraatları kadınların izlerini yok etmek     AKP’nin kadın düşmanı zihniyeti, bölgede sürdürdüğü kayyım politikalarında da devam etti. 2016’dan itibaren uygulanan kayyım atama politikaları ile kadın kurumlarına ciddi saldırılar gerçekleştirildi. Halkların Demokratik Partisi’nin (HD) yönetimindeki Diyarbakır, Van ve Mardin büyükşehir belediyelerine 19 Ağustos 2019 tarihinde atanan kayyımların ilk hedeflerinden biri kadın kurumları oldu. Van’ın Muradiye Belediyesi’ne atanan kayyım Ayşe Şan Kadın Kitap ve Konuk Evi’nin tabelasını indirerek, kapısına kilit vurdu. Diyarbakır’ın Sur ilçesinde Amîda Jîn Kadın Danışmanlık Merkezi’ne erkek müdür atandı. Tabelası indirilen merkez, işlevsizleştirilerek, kahvehaneye çevrildi. Batman Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü'ne, kayyım tarafından bir erkek atandı. Kadınların iktidarın cezasızlık politikalarından kaynaklı bölgelerde açılan kadın sığınma evleri ise kayyımlar tarafından kapatıldı.   Las Tesis eylemleri   Erk iktidarın söylemlerine karşı bütün dünyada hızla yayılan “Las Tesis” eylemi Türkiye’de de gerçekleşti. Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere birçok yerde yapılan Las Tesis eylemine Türkiye’de polis saldırısı oldu. Las Tesis eylemine dönük saldırılara ilişkin 10 Aralık 2019’da bir gazetecinin sorusunu yanıtlayan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Polisin yüzüne bakıp katil, tecavüzcü demek doğru değil. Hiçbir devlet buna müsaade etmez. Yüzlerce eylem oluyor, insanlar söyleyeceklerini söylüyor. Burada marjinal gruplar vardı. Bu grupların dertleri ne kadın cinayetleri nede kadına karşı şiddet” diyerek, bir kez daha kadınları hedef aldı.   ‘Kadın cinayetlerinin arttığı söylemi yalan’   Türkiye’de kadın katliamları, tecavüz ve taciz vakalarında bilanço her gün artmaya devam ediyor. Erk iktidar artan kadın katliamlarını sadece “sayı” olarak görürken, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu kadınların katledilmesine ilişkin, “Türkiye’de kadın cinayetlerinin arttığı söylemi tamamen yalandır ve eldeki veriler tarafından desteklenmemektedir” söylemleri kadın örgütleri tarafından büyük bir tepkiye neden oldu.    Çıplak arama ‘Onurlu kadın bir sene beklemez’ sözleriyle savunuldu   AKP döneminde yaşanan hak ihlalleri ve meşrulaştırma çabalarından biri de çıplak arama işkencesine karşı oldu. HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun Meclis’te “Türkiye’de çıplak arama var” söylemleri üzerine AKP’liler Ömer Faruk Gergerlioğlu’yu hedef aldı. Çıplak arama uygulaması günlerce ülke gündeminden düşmezken, AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, katıldığı bir programda, Türkiye’de çıplak aramanın olmadığını ve farklı algıların yaratılmak istendiğini savundu. Özlem Zengin’in açıklamalarından sonra çıplak aramaya maruz kalan kadınlar, sosyal medya hesaplarında maruz kaldıkları çıplak aramayı videolu yayınlayarak AKP'nin söylemlerini teşhir etti. 18 Şubat’ta TBMM’de konuşan Özlem Zengin, “Bu kurgusal bir harekettir. O söylediğiniz yerde böyle bir şey olmadı. Görüntülerle ispatlandı. Bakan yardımcısı gitti, ilan etti. Suç duyurusu olaydan hemen sonra olur. Bir kadını çıplak arayacaksın, dakikasında bundan rahatsızlığını beyan eder. Onurlu, ahlaklı kadın bir sene beklemez” şeklinde ifadeler kullandı.   Kod-29   Kadınların istihdam alanlarında neredeyse olmadığı, en fazla kadınların işten çıkarıldığı Türkiye’de pandemi sürecinde hak ihlalleri emek boyutuyla da artarak devam etti. İşverenler tarafından uygulanan Kod-29 ile işçilerin işine son verilerek, daha fazla yoksulluk ile baş başa bırakıldı. Kod-29 ile işten çıkarılanlar, haklarından yararlanamazken, ayrıca işsizlik ödeneği de alamıyor.   Bir gece kararıyla İstanbul Sözleşmesi feshedildi   Her dönemde kadın mücadelesini, kadın kazanımlarını hedef alan iktidar, bu anlayışını İstanbul Sözleşmesi’ni feshetmeye kadar ilerletti. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme kararı 20 Mart’ta Resmi Gazete’de yayınlandı. Tayyip Erdoğan, kararın ardından bir Cuma namazından çıktığı sırada gazetecilerin İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin sorularına, “Girdiğimiz gibi çıkarız. Bu parlamentonun vereceği bir karar değil, benim kararım” yanıtını verdi.   Derya Yanık: Yoğun bir kadın şiddeti yok     AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 21 Nisan’da kabinesinde değişiklik yaptı. Kadının adını da kazanımlarını da siyasetten silme girişimlerini sürdüren Cumhurbaşkanı’nın kararıyla Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, iki ayrı bakanlığa bölündü. Bakan Zehra Zümrüt Selçuk'un görevine son verildi. Kararnameye göre yeni bakanlıklar Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı oldu. Cumhurbaşkanı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı görevine Derya Yanık'ı, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı görevine Vedat Bilgin'i atadı.   Derya Yanık’ın ilk icraatı ise devlet korumasındaki çocuğu 23 Nisan’da teşhir etmek oldu. Derya Yanık kameraların önünde çocuğun koruma altında olduğunu söyleyen yeni Bakan, Ramazan ayından kaynaklı çocuğa ikramda bulunamadığını söyledi. Kendisine yönelen tepkilere karşı ise Derya Yanık, yaşananlarda bir yanlış olmadığı yönünde açıklamalar yaptı.   Kadın mücadelesi büyüyor    AKP’nin kadın düşmanı, cinsiyetçi politikaları geldiği ilk günden bu yana dur durak bilmeden devam etti. Buna karşı kadınlar direniş ve mücadelesine her gün daha fazla yenilik ve soluk getirdi. Özellikle Rojava'da gelişen kadın devriminin yansıması Türkiye'de etkisini hissettirdi. Rojava Devrimi kadın mücadelesine yeni bir ivme kazandırarak kadınlara cesaret oldu. AKP’lilerin cinsiyetçi söylemlerine karşı kadınlar "Benim bedenim benim kararım" sloganları ile alanlara çıkarak seslerini yükseltti. Kadınlar katledilen her bir kadın için de “Tek bir kişinin eksilmesine tahammülüz yok” diyerek öfkelerini alanlara taşıdı.     Bu süreçte emek alanında da kadınlar, iktidarın koruduğu patron erkeklere karşı seslerini yükseltti. Kod-29 ile işten çıkarılan kadınlar, emek sömürüsüne, rantçılara karşı, emekleri için sonuna kadar mücadele verdi.    İstanbul Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile feehedilmesi ise kadınların öfkesinin alanlardan taşmasına neden oldu. İstanbul Sözleşmesi için Türkiye’nin bütün illerinde kadınlar, “İstanbul Sözleşmesi bizim vazgeçmiyoruz ” dedi.   Fesih kararı ile birlikte iktidarın başlattığı savaşa evlerine sığmayarak alanlardan cevap veren kadınlar, örgütlülüklerini daha da büyüterek mücadeleyi ileri taşımaya devam ediyor.