‘Tecrit gün geçtikçe yayıldı ve derinleşti' 2021-05-20 09:02:01   Habibe Eren   İSTANBUL - İmralı’da devam eden tecride ve yaptıkları görüş başvurularına yanıt verilmemesine ilişkin konuşan Asrın Hukuk Bürosu avukatı Raziye Öztürk, iletişim ve görüş hakları noktasında Bursa İnfaz Hakimliği’ne yaptıkları başvurunun ertesi gün reddedildiğini belirterek, “Tecridin gün geçtikçe yayıldığı ve derinleştiği gerçeği unutulmamalıdır” dedi.   PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın uluslararası komplo sonucu Türkiye’ye teslim edilmesinin üzerinden 22 yıl geçti. İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Kapalı Cezaevi’nde ağır tecrit koşulları altında tutulan Abdullah Öcalan uzun süredir ailesi ve avukatları ile yüz yüze görüştürülmüyor. Sağlık ve güvenlik koşullarıyla ilgili Mart ayında sosyal medyada yayılan kimi iddiaların kamuoyunda endişe ve kaygılara yol açması üzerine kardeşi Mehmet Öcalan 25 Mart’ta PKK Lideri ile telefonla görüştürüldü. Yarıda kesilen bu görüşme sadece 4 buçuk dakika sürdü.   4 buçuk dakikalık görüşmede Abdullah Öcalan "Devlet de yanlış oynuyor, siz de. Bu hukuki değil, doğru da değil” sözleriyle yaşanan hukuksuzluğa tepki gösterdi. Abdullah Öcalan, bir görüşme olacaksa İmralı’da olması gerektiğini vurgulayarak, avukatlarıyla görüşmek istediğini ifade etti. Görüşmenin yarıda kesilmesi kaygıları artırırken Asrın Hukuk Bürosu tarafından Mart ayında neredeyse her gün Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan “acil görüşme başvuruları”na yanıt verilmedi.    Ancak, avukatların Mart ayında Bursa İnfaz Hakimliği’ne "avukat ziyareti konusunda gelişen fiili yasak durumu, aile ziyareti, telefonla görüşme ve yazışma haklarının sağlanması, dosyalara erişimlere yönelik engellerin kaldırılması" talepleriyle yaptıkları başvuru, Ocak ayında verilen bir disiplin cezası olduğu gerekçesiyle reddedildi.   En son Ramazan Bayramı nedeniyle PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın ailesi, avukatları ve vasisi Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na görüş başvurusunda bulundu.   Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Raziye Öztürk tecrit durumuna, telefon görüşmesinde Abdullah Öcalan’ın dikkat çektiği noktalara ve İmralı başvurularına yanıt verilmemesine ilişkin ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.   ‘Haber alınmaması var olan kaygıları besliyor’   Abdullah Öcalan’ın İmralı’ya uluslararası komplo çerçevesinde getirildiğini ve bu komplonun devamı olarak hukuksuzluğu, keyfiyeti, irade kırarak sindirmeyi, hiçleştirmeyi esas alan bir politika olarak “tecridin” devreye konulduğunu söyleyen Raziye, “Gelinen aşamada Sayın Öcalan üzerinde 22 yıldır süren ve gittikçe ağırlaşan bir tecrit hali söz konusu.  Aile ve avukat ziyaretlerinin, telefon başta olmak üzere mektup, faks vb iletişim kanallarının hiç ya da çok sınırlı olarak ve olağanüstü koşullarda gerçekleştirilmesi durumu söz konusu. Dolayısı ile Sayın Öcalan’dan sürekli ve sağlıklı bir biçimde haber alamama durumu büyük bir belirsizlik ortamı yaratıyor ve var olan kaygıları besliyor” dedi.   ‘Uluslararası komplo sürdürülmeye çalışılıyor’   Abdullah Öcalan’ın Avrupa’da olduğu sırada 4 Şubat 1999 tarihinde CIA ve Türkiye arasında yapılan gizli görüşme ve antlaşma sonucunda öncesinde açık cezaevi olan İmralı Ada Hapishanesi’nin sadece Abdullah Öcalan’ın kalacağı şekilde dizayn edildiğini anımsatan Raziye, sözlerini şöyle sürdürdü: “Havadan, denizden ve karadan askeri yasak bölge ilan edilen, anayasa ve yasalara aykırı Kriz Merkezi Yönetmeliğine tabi olarak yönetilen bu hapishane gerek onu dizayn edenler gerekse de yönetim şekli itibariyle pro-guantanamo şeklindeydi. Bilindiği gibi Guantanamo cezaevi hiçbir hukuk kuralının işlemediği tamamen keyfi ve irade kırma amacıyla 2000’li yılların başında ABD’nin Ortadoğu’ya müdahalesinin bir sonucu olarak hayata geçirilmişti. Uluslararası komplo ve İmralı tecrit sistemi de yine ABD öncülüğünde NATO konsepti çerçevesinde Sayın Öcalan’ı etkisizleştirme amacıyla gerçekleştirildi ve sürdürülmeye çalışılıyor.”   ‘Abdullah Öcalan nefes aldıracak bir paradigma geliştirdi’   Abdullah Öcalan’ın  “pro-guantanamo” olarak ifade ettiği İmralı sistemi ile amaçlananın “özgürlük iradesini kırma” ve “çizgilerine çekmek” olduğunu vurgulayan Raziye, ancak Abdullah Öcalan’ın bu politikayı boşa çıkardığını ifade etti. Bu süreç içerisinde Abdullah Öcalan’ın tüm Ortadoğu’ya nefes aldıracak bir paradigma geliştirdiğini ve tüm yıldırma politikalarına karşın güçlü bir cevap verdiğini sözlerine ekledi.   ‘İmralı sistemi Guantanamoyu aşan bir konumda’   Guantanamo cezaevinin avukat ve aile ziyareti, iletişim hakları gibi dış dünya ile bağlantıyı sağlayacak temel haklar noktasında İmralı cezaevinden daha iyi bir noktada olduğuna işaret eden Raziye, sözlerine şöyle devam etti: “İmralı cezaevi sisteminin yarattığı hukuksuzluklar Guantanamoyu aşan bir konumdadır. Zira İmralı Cezaevi’nde Sayın Öcalan’a özgü kurallar getirilmiş olduğu halde bu kuralların kendisi bile uygulanmamaktadır. Sahip olduğu hakların hiçbiri kullandırılmamaktadır. Uygulamalar Türkiye’deki mevcut verili hukuka uygun olmadığı gibi Türkiye’nin üye olduğu Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler hukukuna ve imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelere de uygun değildir."   ‘Demokratik tepkilerle bir kez daha açığa çıktı’   Abdullah Öcalan ile en son gerçekleştirilen telefon görüşmesinden sonra kendisinden hiçbir şekilde haber alamadıklarına dikkat çeken Raziye, ortaya atılan Abdullah Öcalan’ın sağlığı ve yaşamına dair iddiaları hatırlatarak, “Bizim açımızdan böylesi bir belirsizlik ortamında bu iddianın basit bir haber olarak ele alınması imkansızdı. Nitekim sadece bizim açımızdan değil demokratik kamuoyu açısından da durumun böyle olduğu verilen demokratik tepkilerle bir kez daha açığa çıktı. Bunun sonucu olarak 25 Mart 2021 tarihinde kısa bir telefon görüşmesi gerçekleşti” ifadelerini kullandı.   ‘Tecridin gün geçtikçe yayıldığı ve derinleştiği gerçeği unutulmamalıdır’   Abdullah Öcalan’ın kardeşi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde "Devlet de yanlış oynuyor, siz de. Bu hukuki değil, doğru da değil” söylemini değerlendiren Raziye şöyle konuştu: “Açıktır ki Sayın Öcalan var olan temel haklarını bir telefon görüşmesine indirgeyen bu yaklaşımı hem şahsı hem de temsil ettiği halk nezdinde kabul edilemez bulmaktadır. 22 yıllık süreç boyunca giderek ağırlaştırılan tecrit sistemi içerisinde ancak olağanüstü koşullarda mümkün olan bir telefon görüşmesinin lütuf gibi sunulması kabul edilemezdir. Yürütülen bu tecrit politikasının bir parçası da nadir ve sınırlı olarak tanınan haklar sonrasında yaratılmak istenen ‘tecrit kalktı’ algısıdır. Ki bu algı ile tecride karşı yürütülen mücadele geriye çekilmek, sönümlendirilmek istenmektedir.  Ancak Sayın Öcalan ve İmralı Adası’nda bulunan diğer müvekkillerimiz üzerinden sürdürülen tecridin gün geçtikçe daha da yayıldığı ve derinleştiği gerçeği unutulmamalıdır.”     ‘Başvurulara yanıt verilmemesi fiili yasak durumudur’   Mart ayından itibaren her gün, İmralı Adası'nda bulunan müvekkilleri ile görüşme yapmak için başvuruda bulunduklarını aktaran Raziye, yapılan avukat görüş başvurularına herhangi bir cevap verilmediğini dile getirdi. “Yeni bir yasak kararının var olup olmadığı konusunda da bilgimiz yok” diyen Raziye, “Gerek 23 Eylül tarihli yasak kararına baktığımızda gerekse de yazılı yasak kararları öncesi gerekçe olarak öne sürülen ‘hava şartları, koster bozuk’ gerekçelerine baktığımızda İmralı Adasına ilişkin yasak ve engellemelerin hiçbir zaman yasal ve hukuki dayanağı bulunmadığı açık. Dolayısıyla her türlü yasaklamanın mevcut olduğu, yasal hakların tanınmadığı böylesi bir ortamda yasak kararı verilse de bu meşru ve hukuki bir karar olmayacaktır. Ancak zaten görüş başvurularımıza yanıt verilmiyor oluşu fiili yasak durumudur” ifadelerinde bulundu.   ‘İnfaz Hakimliği tüm taleplerimizi reddetti’   Avukat ve aile ziyaretleri noktasında muhataplarının Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı olduğunu anımsatan Raziye,  23 Mart tarihinden sonra Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına yaptıkları görüş başvurularına herhangi bir yanıt verilmediğini yineledi.  Bunun üzerine gerek avukat ziyareti konusunda gelişen fiili yasak durumu,  gerekse de aile, ziyaret, telefonla görüşme ve yazışma haklarının sağlanması, dosyalara erişimlere yönelik engellerin kaldırılması hususlarında Bursa İnfaz Hâkimliğine başvuruda bulunduklarına dikkat çeken Raziye, “İnfaz Hâkimliği hemen ertesi gün tüm taleplerimizi reddeden bir karar verdi. Ret kararına karşı Ağır Ceza Mahkemesine yapmış olduğumuz itiraza ise henüz cevap verilmedi” şeklinde konuştu.   'AİHM kararı sonrası iyileşmeye gidilmediği gibi işkence arttı'   AİHM 2014 yılında İmralı Cezaevi uygulamalarının işkence ve kötü muamele olduğunu hükmeden kararına da değinen Raziye,  gelinen noktada buna dair bir iyileşmeye gidilmediği gibi tecrit ve kötü muamelenin daha da derinleştiğini dile getirdi. AİHM kararının, İmralı Ağırlaştırılmış İnfaz Rejimi’nin işkence niteliğinde olduğu ve değiştirilmesi gerektiğini ortaya koyması bakımından çok önemli olduğunun altını çizen Raziye, “Umut hakkı” kapsamında değerlendirilen 2014 tarihli bu kararla ilgili Türkiye henüz herhangi bir düzenlemeye gitmediği gibi tüm ceza infaz düzenlemesini buna göre uyarlamıştır. CPT 2019 yılının Mayıs ayında gerçekleştirdiği ziyaret sonrasında yaptığı açıklamada İnfaz rejiminin değişmesi gerekliliğini bir kez daha vurgulamıştır. Türkiye Hükümeti Gerek AİHM kararının uygulanması gerekse de uluslararası anlaşmalarla kurulmuş olan Avrupa Konseyine bağlı İşkenceyi Önleme Komitesi’nin raporları doğrultusunda düzenleme yapmayarak ve bunun aksine hareket ederek var olan işkence durumunu daha da arttırmıştır” dedi.    ‘Tecridin derinleşmesi çözümsüzlükteki ısrarın tezahürüdür’   “Türkiye’nin yasalar ve uluslararası sözleşmelerin aksine hareket etmesinin herhangi bir yaptırıma tabi olmaması, siyasi saiklerle karar almaların sürece yayılması var olan hukuksuzluk durumunu İmralı özelinde tüm Türkiye’ye yaymıştır” diyen Raziye, “İç hukuk mekanizmaları sonuç almaktan uzak. Uluslararası hukuk alanındaki etkili kurum ve mekanizmaların adeta zımni icazet verdiği pasif tavırları da maalesef ki tecridin derinleşmesine önemli oranda katkı sunmaktadır. Tecridin derinleşmesi de kaos ve çatışma ortamının büyüdüğünün ve çözümsüzlükteki ısrarın tezahürüdür” diye ekledi.