'1 Temmuz bir şeyleri hukuken değiştirecek bir tarih değil’ 2021-05-20 09:04:37   Öznur Değer   ANKARA - İstanbul Sözleşmesi’nin tamamen yürürlükten kalkacağı 1 Temmuz tarihinin hukuki bir anlam taşımadığını belirten avukat Ceren Kalay Eken, “Türkiye’de yargının ne kadar bağımsız olduğu son yıllarda oldukça tartışmalı, bu hareketle de iyice yargının tarafsız ve bağımsızlığına gölge düşürülmüş oldu” dedi.   Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi doğrultusunda 20 Mart’ta İstanbul Sözleşmesi’nin feshedildiğinin AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından açıklanmasının ardından, kadınlar sokakları mücadele alanı haline dönüştürmüş ve kazanımlarına sahip çıkacaklarını haykırmıştı. Geçtiğimiz günlerde ise Resmi Gazete'de İstanbul Sözleşmesi’nin yasal süresinin 1 Temmuz’da dolacağı ifade edildi.   Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Ceren Kalay Eken, İstanbul Sözleşmesi’nin yasal süresinin 1 Temmuz’da dolması ve ülkede yürütülen kadın politikaları ile etkilerini ajansımıza değerlendirdi.   ‘Hukuki anlamdan çok siyasi bir çabayı gösteriyor’   Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile gerçekleşen fesih kararının kendileri açısından yok hükmünde olduğunu belirten Ceren, bu kararnamenin hukuken bir anlam ifade etmediğine dikkat çekti. Sözleşmenin 80’inci maddesinde, bir ülkenin sözleşmeden çıkma iradesini bildirmesinin üzerinden 3 ay geçtikten sonra sözleşmenin kendiliğinden yürürlükten kalkacağının yazıldığını hatırlatan Ceren, “Bunun sona ermesinin tespitinin iç hukuktaki karara bağlanmadığını biliyoruz. Cumhurbaşkanı kendince, ‘Siz ne derseniz deyin 1 Temmuz’da sözleşmenin kendi iç düzenlemesi gereği de sözleşmeden çekilmiş olacağız ve artık Türkiye bakımından sözleşmenin uygulanması sona ermiş olacak’ demiş oldu. Ama bu ne usulen, ne esasen gereken bir düzenleme değil. Tamamen şahsi açıklamasıdır. Açıklamasında da yenilik getiren hiçbir şey yok. Hukuki anlamdan çok siyasi bir çabayı gösterdiğini ifade edebiliriz. ‘Tek başıma ben karar verebilirim’ demiş oldu” sözleriyle Cumhurbaşkanlığı kararına tepki gösterdi.   ‘Yargının tarafsız ve bağımsızlığına gölge düşürülmüş oldu’   Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nin (AK) kurucu üyelerinden olduğunu hatırlatan Ceren, AK’ye üye olmaya devam edildiği müddetçe AİHM ve AK kararlarının ülkeyi bağladığına işaret etti. Sözleşmenin feshinin iç hukuk kuralları gereği bildirilmediğini aktaran Ceren, hukuken değişen bir şey olmadığının altını çizdi. Fesih kararının ardından feshin iptali amacıyla Danıştay’a yapılan bireysel ve toplu başvurularda kendilerine herhangi bir dönüş yapılmadığını sözlerine ekleyen Ceren, “Sözleşmenin 1 Temmuz’da sona ereceğine ilişkin yapılan açıklamayı, yargıyı göz önüne almaması noktasında da eleştirmek gerekiyor. Çünkü yargıya intikal etmiş bir konuda yürütmenin hala bir karar bildiriminde bulunması hukuken doğru bir şey değil. Bu karar yargının önündedir ve yargının vermesi gereken bir karar varken, yürütmenin başı olarak Cumhurbaşkanı’nın böyle bir tespitte bulunmasını hukuken doğru bulmak mümkün değil. ‘Yargıya da müdahale anlamı taşır mı?’ derseniz zaten Türkiye’de yargının ne kadar bağımsız olduğu son yıllarda oldukça tartışmalı, bu hareketle de iyice yargının tarafsız ve bağımsızlığına gölge düşürülmüş oldu” ifadelerini kullandı.   ‘AİHM ihlal kararları vermeye devam edecek’   Ceren, İstanbul Sözleşmesi’nin usul ve hukuken ortadan kalkmadığına dikkat çekerek, AK sözleşmelerinin, imza konulmadığı halde bile, ülkeyi bağladığını söyledi. Bu kararın toplum üzerinde sosyolojik ve siyasi anlamda da bir sonucunun olduğunu kaydeden Ceren, en üst hadden ve makamdan sözleşmeden çekildiğinin duyurulmasının, kadına yönelik şiddet ile eskisi gibi mücadele edilmeyeceği algısını doğurduğunu vurguladı. Bunun çok tehlikeli bir şey olduğuna işaret eden Ceren, “Bunun sonuçlarını gördük. Hemen akabinde 12 saatte 6 kadın öldürüldü. Dolayısıyla şiddet uygulama amacı ve niyetinde olanların bir anlamda güçlendirildiği, kadınların da bir anlamda kabuğuna çekilmek ve korkuyla baş başa kalmak halinde bir algıya sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bu tarz sosyolojik sonuçları oldu. Bu sözleşme 1 Temmuz’a kadar zaten yürürlükte, 1 Temmuz sonrasında da hem bizce hem de AİHM uyarınca da yürürlükte olduğu için bizi bağlıyor. O yüzden de hukuken değişen hiçbir şey yok. Biz bu ihlalleri AİHM’e götürebiliyoruz ve Türkiye hakkında da İstanbul Sözleşmesi ile ilgili mücadele noktasında ihlal kararları verilmeye devam edilecek muhtemelen” şeklinde konuştu.   ‘1 Temmuz bir şeyleri hukuken değiştirecek bir tarih değil’   “1 Temmuz bir şeyleri hukuken değiştirecek bir tarih değil bizim için” diyen Ceren, hukuken bir şeyin değişmeyeceğini ancak uygulamada bir şeylerin değişebileceğini söyledi. Memurların yasaya bakmaktan ziyade bir üstünün emrine baktığını kaydeden Ceren, ülkenin genelgelerle yönetildiğini aktardı. Ceren, genelgelerin iç hukuka aykırı olduğu halde uygulayıcılar tarafından hemen benimsenerek, uygulamaya konulmaya çalışıldığının altını çizdi. Ceren, “Devletin gücünü kullanan makamlar, aynı algıyı yaşatmaya devam edecekleri için tehlike var. Fiilen uygulamada kadınlara karşı ayrımcılık, şiddetin artması ve mücadelede de eskisi kadar kararlı olunmayacağını gösteriyor. Son 4 yıldır zaten bu kararlılıkta bir düşüş vardı. Biz yine de mücadeleye devam edeceğiz. Kadınlardan her aşamada, özellikle barolara, şikayet hatlarına şikayet etmelerini, hangi saatte hangi karakoldaki hangi memurun işlem yapmadığını bildirmelerini istiyoruz. Biz mücadelede hep yanlarında olacağız. Bu anlamıyla lütfen kendilerini yalnız hissetmesinler. Eskisinden daha güçlü bir şekilde mücadele etmek zorundayız” diye belirtti.   ‘Ülkede artık her şey olabilir’   İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı çekilebilineceğine ihtimal vermediğini ifade eden Ceren, ülkede artık her şeyin olabileceğini vurguladı. İstanbul Sözleşmesi olmasa bile devletin kadını korumakla mükellef olduğunu dile getiren Ceren sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir gece kararıyla 6284’ün ortadan kaldırılıp kaldırılmayacağı ya da ‘anayasayı ortadan kaldırdım’ denmeyeceğini bilmiyoruz. Çünkü anayasaya da aykırı uygulamalar var ve o uygulamalar esasmış gibi gösteriliyor. O nedenle de artık hukuk devleti olmaktan çok uzaklaştık. Her Cumartesi gecesi bir karar çıkabilir. Devlet milletin iradesini yansıtmak zorundadır. İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi de milletin iradesini yansıtmıyor. Bu karar hem temel hak ve özgürlüklerde geriye gidiş anlamındadır hem de atıf yapıldığı halde milletin iradesinin öncelenmediği, tamamen bir kişinin kararıyla ülkenin yönetildiğini ifade etmiş oluyor. Bu sonsuza kadar böyle gidemez bir yerde bitmesi gerekiyor. Ülke Cumhurbaşkanlığı Başkanlık modeli dedikleri bu modelle bizce yönetilemiyor. Bakanlıklar işlevsiz vaziyette, kolluk başta olmak üzere devlet makamlarında hukuksuz emir uygulandığını ve bunun artık esas hale geldiğini görüyoruz. Ülke bir kaosa doğru sürükleniyor. Bir an önce bunun önüne geçilmesi gerekiyor.”   ‘Sokaklarda haykırmak çok önemli’   Sokaklara dökülmenin ve mücadele etmenin önemine vurgu yapan Ceren, kadınların hakları için mücadele etmek zorunda olduklarını dile getirdi. Hukuk devleti olarak hukukun sağlanması gerektiğini kaydeden Ceren, yetkililere karardan dönülmesi çağrısında bulundu. “Şiddetin karşısında olan herkesin İstanbul Sözleşmesinin yanında olması gerekir” diyen Ceren, İstanbul Sözleşmesi’ne alternatif olarak hazırlanacağı söylenen Ankara Sözleşmesi’ni de değerlendirdi. Ceren, bir ülkenin tek başına bir sözleşme yapamayacağını, bunun ancak kanun veya madde olabileceğini belirtti. Ankara Sözleşmesi’nin isminin bile yanlış olduğunun altını çizen Ceren, “Bir ülke kendi başına sözleşme ilan edemez. Önemli olan şey ülkenin bu kaos ortamından çıkarılması ve uluslararası sözleşmelere geri dönülmesi. Bu karar AK için de ülkemiz için de bir ilk bildiğim kadarıyla o nedenle nasıl olur bilemeyiz. Yargının 1 Temmuz’dan önce bu kararın yok hükmünde olduğuna karar vermesi gerekiyor. Bu sözleşmeler birilerinin kadınlara verdiği hediyeler değil, yüz yıllardır devam eden kadın mücadelesinin başarısıdır. Sokaklarda haykırmak çok önemli. Biz Ankara Barosu olarak uluslararası başvuruları değerlendiriyoruz. AK’ye, taraflar komitesine başvurarak bu sözleşmeden çekilme şartlarının ve bu durumun değerlendirilmesi ve Türkiye’nin bu anlamıyla bilgilendirmelerde bulunmasını talep etmeyi düşünüyoruz. Bunun yanı sıra İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanışının yıldönümü olan 11 Mayıs için de sosyal medya eylemleri planlıyoruz. Hem kadın hakları merkezi olarak hem Ankara Barosu olarak mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.