İstanbul Sözleşmesi’nde ‘medya’ vurgusu: 17’nci madde tersi yönde uygulandı 2021-05-23 09:01:27     HABER MERKEZİ - İstanbul Sözleşmesi’nin 17’nci maddesini değerlendiren MKGP Sözcüsü Ayşe Güney, “Şiddetin kaynağının ‘cinnet’ ya da ‘psikolojik sorunlar’ gibi medyada çokça karşılaştığımız ifade biçimleri değil, eşitsizlik olduğunu unutmamak gerek. Ayrımcılığı, şiddeti, cinayetleri meşrulaştıran, olağanlaştıran bir basın yığını ile karşı karşıyayız. Bununla mücadelede de etkili bir araç Sözleşme” dedi.   Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 20 Mart gecesi kararıyla feshettiği İstanbul Sözleşmesi için kadınların mücadelesi sürüyor. “İstanbul Sözleşmesi bizim” diyen kadınlar, Sözleşme’den vazgeçmeyeceklerini vurguluyor. Jin News olarak İstanbul Sözleşmesi’nin maddelerini ele aldığımız yazı dizimizde bugün medyanın rolüne işaret ediyoruz. Sözleşme’nin ilgili maddesi şöyle:   Madde 17 - Özel sektör ve medyanın katılımı   1. Taraflar, özel sektörü, bilgi ve iletişim teknolojisi sektörünü ve medyayı, bu sektörlerin ifade özgürlüğüne ve bağımsızlığına gerekli saygıyı göstererek, kadına yönelik şiddeti önlemeye ve kadın onuruna saygıyı arttırmaya yönelik politikaların oluşturulmasına ve uygulanmasına ve bu konularda kılavuzların oluşturulmasına ve kendi kendini düzenleyici standartların belirlenmesine katılmaya teşvik edecektir.   2. Taraflar özel sektör aktörleriyle işbirliği içinde, çocuklar, anne babalar ve eğitimciler arasında, zararlı olabilecek, cinsel ve şiddet içeren aşağılayıcı içeriklere erişim sağlayan bilgi ve iletişim ortamıyla nasıl baş edileceğine yönelik beceriler geliştirip yaygınlaştıracaktır.   Sözleşme’nin 17’nci maddesini Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP) Sözcüsü Ayşe Güney değerlendiriyor.    “İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik her türlü şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak amacıyla 45 ülke ve AB’nin imzaladığı, şiddetle mücadele açısından en kapsamlı uluslararası sözleşme” hatırlatmasında bulunan Ayşe, Sözleşme’nin, kadınların uzun yıllar sürdürdüğü mücadelenin bir sonucu olduğuna işaret ediyor.   ‘Şiddetle mücadelede medyanın rolü’   Ayşe’nin maddeye ilişkin görüşleri şöyle: “Sözleşme şiddetle mücadelede toplumun tüm kesimlerine sorumluluklarını hatırlatıyor. Sadece hatırlatmakla da yetinmeyip yapılması gerekenleri sıralıyor. Bu alanlardan biri de medya. Sözleşmede medyaya özel bir yer ayrılması toplumun üzerindeki etkisinin göz ardı edilmediğini de gösteriyor. 17’nci maddede hem şiddeti haberleştirme biçimi hem de bir bütün olarak ortadan kalkması için medyanın aktif katılımı vurgulanmıştır.   Medyanın dilinde fail aklanmaya çalışılıyor   Bugün kapsayıcı bir güç haline gelen medya ve medya çalışanları kullandıkları dilden görsele, haberi sunum biçiminden yorum ve analize kadar toplumun şiddete bakışını etkiliyor. Kadına yönelik şiddet haberlerinde karşılaştığımız; şiddete maruz bırakılan kadının özel yaşamının ifşa edilmesi -ki hayatta değilse dahi korunmalı- şiddete uğrayan kadının daha önce ne yaptığından nereye gittiğine, kiminle birlikte olduğuna dair detaylı bilgilendirmeler yapılarak kadın toplumun kimi kesimleri nazarında suçlu gösterilmeye, fail de aklanmaya çalışılıyor. Yine şiddetin gerekçelendirilmesi (Gece dışarıdaydı, şortlu kadına şiddet, kıskançlık vs.), şiddetin tüm detayları verilerek özendirilen, yöntem gösteren dilin kullanılması, mahkemelerde fail erkeğin verdiği savunmalara genişçe yer verilmesi, görsel olarak kadının görüntüsünün, adının, adresinin açık verilip erkeğin görüntülerinin mozaiklenmesi, kişisel bilgilerinin verilmemesi tamamen erkek şiddetinin medya eliyle aklanmasına dönük bir çabadır. İşte Sözleşme bize bu haber dili ile yaratılan algı ve zihniyetin kadına şiddete zemin olduğunu söylüyor ve sorumlu olduğumuzu hatırlatıyor.   17’nci maddenin tersine uygulama   17’nci maddenin uygulamadaki örneklerini incelemek istediğimizde, Türkiye’nin aslında maddenin yükümlülüklerinin tersine bir uygulamada ısrar ettiğini söylemek yanlış olmaz. Sözleşmenin uygulanması durumunda medyaya karşı ciddi bir denetim mekanizması da gelişmiş olacaktı. Kadınlar tarafından denetlenen ve şiddet, tecavüz, katliam zihniyetinden arındırılmış bir medya aynı zamanda toplumsal zihniyet değişim dönüşümünü sağlayacak ve farkındalığı artıracaktır.   Şiddetin kaynağının ‘bir anlık cinnet’ ya da ‘psikolojik sorunlar’ gibi medyada çokça karşılaştığımız ifade biçimleri değil, eşitsizlik olduğunu unutmamak gerek. Ayrımcılığı, şiddeti, cinayetleri meşrulaştıran, olağanlaştıran bir basın yığını ile karşı karşıyayız. Bununla mücadelede de etkili bir araç Sözleşme.   Kadını salt şiddet karşısında çaresiz, zavallı göstermek yerine yaşadığı şiddete rağmen ayakta kalmayı başardığını, mücadele ettiğini ve başardığını göstermemiz gerek.   Sürekli şiddet, katliam haberleri yapmak bizde bir travma yaratıyor. Gazeteciler olarak artık şiddet haberi yapmak istemiyoruz. Direnen, başaran kadınların haberlerini sunmak istiyoruz. Bu yüzden de ‘Sözleşme yaşatır’ diyoruz.   Sözleşme’ye en çok da basın çalışanları sahip çıkmalı   Gazetecilik toplumsal etik değerlere bağlı bir meslek dalı olarak yapılmalıdır. İşte İstanbul Sözleşmesi mesleğimizi layıkıyla yerine getirme şansı da veriyor bizlere. Bundan kaynaklı Sözleşme’ye kadını ve erkeği ile en çok da basın çalışanları sahip çıkmalı. Sözleşme’yi manipüle edecek, itibarsızlaştıracak haberler, iktidarın eril söylemelerini gündemleştirecek haberler yerine, madde madde konuyu işleyip toplumu bilgilendirmeliyiz. Sözleşme’nin 1 Temmuz’da tamamen yürürlükten kalkacağı açıklandı. Fakat Sözleşme, tek bir kişinin imzasıyla hayata geçmedi, dolayısıyla kalkamaz da. İtirazlara olumlu yanıt verilmeli ve bu karardan geri dönülmelidir.”