Tecavüz, taciz, şiddet, ırkçı saldırılar: Mültecilerin yaşam mücadelesi 2021-05-24 09:03:11   Habibe Eren   İSTANBUL - Suriye’de yaşanan savaştan dolayı ülkelerini terk etmek zorunda kalan mülteciler, sığındıkları ülkelerde 10 yıldır yaşam mücadelesi veriyor. En fazla mültecinin sığındığı ülkelerden olan Türkiye’de ise tecavüz, taciz, şiddet, sömürü ve hedef göstermelerle yaşamları daha da zorlaşıyor.   Suriye’de 2011 yılında yaşanan savaş sonrası ülkelerini terk etmek zorunda kalan mültecilerin en fazla sığındığı ülke Türkiye oldu. Savaşın ardından geçen 10 yılda mülteciler gittikleri ülkelerde yaşam mücadelesi verirken birçok ihlalin de öznesi oldu. Savaş, resmi olarak 15 Mart’ta başlasa da göçler Nisan, Mayıs aylarında hızlandı ve en fazla bu aylarda Türkiye'ye girişler oldu.   Türkiye’nin “misafir” olarak gördüğü ancak sayılarının ileriki yıllarda çok fazla artacağı ve birçoğunun kalıcı olacağı düşünülen mültecilere ilişkin yaygın algı hâlâ geçici olmaları üzerine. Mülteciler savaş sonrası yaralarını saramamışken geldikleri ülkelerde tecavüze, tacize, nefret söylemlerine, şiddete, sömürüye ve aşağılanmaya maruz kalıyor.   İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 2020 yılına ait “Yaşamın Kıyısında 2020 Yılı Mültecilere Yönelik Hak İhlalleri” raporuna göre, mültecilerin kendilerine yönelik başvurularında ağırlıklı olarak; uluslararası koruma talebi, geri gönderme yasağı ihlali, Türkiye’ye sığınma hakkı talebi, işkence ve kötü muamele, geri gönderme merkezlerindeki olumsuz koşullar, kayıp, geçici koruma kimliğine el konulması, vatandaşlık talebi reddi, ikamete bağlı eğitim hakkı ihlali, kimlik belgesinin yenilenmemesine bağlı tedavi hakkı ihlali, sınır dışı tehdidi, haksız sınır dışı ve idari gözetim kararı, işsizlik, yoksulluk ve kamu yardımlarından yararlandırılmama, seyahat hakkı ihlali, şiddet, tehdit, cinsel istismar, çalışma hakkı ihlali, ücretin ödenmemesi başlıkları öne çıkarıyor.   Suriyeli mültecilerin sayısı   Türkiye’deki geçici koruma altındaki kayıtlı Suriyeli sayısı 31 Mart 2021 tarihi itibarıyla bir önceki aya göre 9 bin 421 kişi artarak toplam 3 milyon 665 bin 946 kişi oldu. Bu kişilerin 1 milyon 737 bin 502’sini 0-18 yaş arası çocuklar oluşturuyor. 0-18 yaş arası çocukların ve kadınların toplam sayısı ise 2 milyon 596 bin 643. Kamplarda (Geçici Barınma Merkezleri)  yaşayan Suriyelilerin sayısı ise 13 Ocak 2021 tarihi itibarıyla 58 bin 752 kişi olarak açıklandı. Giderek azalan bu sayı;  2019’un başında 143 bin 558 kişi, 2018’in başında ise 228 bin 251 kişiydi. Bugün Suriyelilerin yalnızca yüzde 1,6’sı kamplarda yaşıyor.   Tecavüz, cinsel istismar   Suriyeli kadınlara yönelik tecavüz vakaları çok fazla ancak bu konuda resmi bir veri yok. Tecavüzlerin çoğu İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) kamplarında yaşanırken, daha önce kadınların bu kamplarda fuhşa sürüklendiği de gündeme gelmişti.   Suriyeli mülteci çocukların ise en fazla maruz kaldığı ihlallerin başında cinsel istismar geliyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin 2017 yılında yayınladığı “Yabancı Uyruklu Çocuklara Yönelik Cinsel Suç Atlası” raporuna göre Türkiye'de cinsel saldırıya uğrayan kız çocuğu sayısının 51 bin 818 olarak kayıtlara geçtiği dönemde, 2 bin 792 mülteci çocuk cinsel istismara maruz kaldı.   Nefret saldırıları     İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) raporuna göre, 2020 yılında 4 mülteci nefret saldırıları sonucu yaşamını yitirdi.   İşkence ve kötü muamele   İHD’nin 2020 yılına ait raporuna göre 1 yıl içerisinde 18 mülteci gözaltında işkence ve kötü muameleye maruz bırakılırken, 6 mülteci ise güvenlik güçlerinin işkence ve kötü muamelesi sonucu yaşamını yitirdi.   Kayıp çocuklar   İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi’nin 2021 verilerine göre, Türkiye’de yaşamını sürdüren Suriyelilerin arasında 10-18 yaş aralığındaki kişi sayısı 660 bin. Bu çocukların yaklaşık üçte biri, çeşitli işlerde çalıştırılıyor. Öte yandan verilere göre, Türkiye'de 300 bin çocuğun refakatsiz olduğu, bu sayının 30 bininin İstanbul’da yaşadığı belirtiliyor.   İş cinayetleri   İşçi Sağlığı ve İşçi Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin 2020 yılına ait raporuna göre, 110 mülteci-göçmen işçi yaşamını yitirdi. Yaşamını yitirenlerin 48’i Suriyeli.   Mülteci kadınların statüsüzlüğü   Mülteci kadınların yoksulluk ve statüsüzlükten kaynaklı güvencesizlikleri iş bulup çalışmaya başladıklarında da işyerlerinde yaşadıkları cinsel ve ekonomik şiddete karşı onları dayanaksız bırakıyor. Birçok mülteci kadın ve kız çocuğu, yedek işgücü olarak görülürken güvencesiz olan mevsimlik işçilik, tekstil, ayakkabıcılık gibi iş alanlarında istihdam ediliyor.   Mülteci kadınlar eğitim ve sağlık hakkı, barınma hakkı, çalışma hakkı, evlenme ve boşanma hakkı, mahkemelerde temsil ve adil yardım hakkı ve şiddetten korunmaya dair haklarına da her anlamda erişmekte zorluk yaşıyor. İHD’nin 2021 raporuna göre pandemi sürecinde Suriyeli mülteci kadınlar en fazla maddi destek almak için İHD’ye başvurdu.     Mültecilerin medyada temsilleri   Mültecilerin sorunlarının derinleşmesinde ve hedef gösterilmesinde en büyük rolü ise hiç kuşkusuz medya oynuyor. Özellikle sosyal medyada ve haber sitelerinde mültecilere yönelik yalan haberler ve bilgi kirliliği çok hızlı bir şekilde yayılıyor. Bu noktada dezenformasyon özellikle ana akım medya organları tarafından gerçekleştiriliyor.   ‘İkinci eş’ ‘yuva yıkma’ gibi negatif imge ile kurgulanıyor   Suriyeli kadınlar, sosyal dışlanmanın maddi yoksunluk ve sosyal haklar boyutunda, açıktan ayrımcı, dışlayıcı ve ötekileştirici tutuma maruz kalmakla birlikte, gerek kamuoyu, gerekse medya tarafından haklarında “ikinci eş olma, yuva yıkma” gibi negatif bir imge kurgulanması sebebiyle sosyal ilişkiler boyutunda da dışlanmaya maruz kalıyor. Savaşın uzaması nedeniyle geri dönme umutları gittikçe kaybolmaya yüz tutan kadınlar, ileriye dönük ciddi kaygılar taşırken yaşadıkları dışlanma, toplumla bütünleşme süreçlerini daha sancılı hale getiriyor.   Taciz ve tecavüz vakalarında adli mercilere başvuramıyorlar   Taciz, tecavüz gibi durumlarda adli mercilere başvuramayan ya da sonuç alamayacağı ve suçlanacağı düşüncesi ile başvurmayan mülteci kadınlar, medya tarafından  ‘cinsel obje’ olarak sunuluyor. Arama motoru Google’da Suriyeli kadınlarla ilgili bir arama yapıldığında karşılaşılan “en çok aranan konular” “Suriyeli kadınlar evde nasıl giyinir”, “Suriye'de cinsellik”, “İstanbul’da Suriyeli hayat kadınları nerede” şeklinde çıkıyor. Bu durum bile Türkiye'de Suriyeli kadınlara yönelik yaygın kanının ne olduğunu gözler önüne seriyor.   Tecavüz olayları iddia olarak veriliyor, fail korunuyor   Medyanın bir diğer rolü, Suriyeli mülteci kadınların maruz kaldıkları taciz ve tecavüz olaylarını meşrulaştırmak. Suriyeli mülteci kadınlar ile ilgili yapılan taciz ve tecavüz haberlerinde bütün detaylar verilirken, ev adreslerinden yaşadıkları yere kadar “teşhir etme” politikası izleniyor adeta. Halihazırda her alanda bunu yapan ana akım medya söz konusu mülteci olunca bu “hakkını” daha pervasız gerçekleştiriyor. Mülteci kadınlara yönelik taciz, tecavüz olayları hep “iddia” olarak verilirken failler korunuyor.   2017 Temmuz’unda Emani Al-Rahmun’un tecavüze maruz bırakıldıktan sonra çocuğuyla birlikte katledilmesi, Suriyeli ve mülteci kadınların yaşayabilecekleri şiddetin sınırlarını gösterir nitelikteydi. Bu olay, mülteci kadınların ne denli kırılgan ve saldırıya açık bir kesim olduklarına da işaret ediyordu.    İstanbul Sözleşmesi ve medyanın rolü   Cumhurbaşkanı’nın feshettiği ve her bir maddesi kadınların insan haklarını koruyan İstanbul Sözleşmesi, taraf devletlere, medyanın şiddeti meşrulaştırıcı dilini önlemesine yönelik sorumluluk yüklüyor. Sözleşme’nin 17’nci maddesi şöyle:   * Taraflar, özel sektörü, bilgi ve iletişim teknolojisi sektörünü ve medyayı, bu sektörlerin ifade özgürlüğüne ve bağımsızlığına gerekli saygıyı göstererek, kadına yönelik şiddeti önlemeye ve kadın onuruna saygıyı arttırmaya yönelik politikaların oluşturulmasına ve uygulanmasına ve bu konularda kılavuzların oluşturulmasına ve kendi kendini düzenleyici standartların belirlenmesine katılmaya teşvik edecektir.   * Taraflar özel sektör aktörleriyle işbirliği içinde, çocuklar, anne babalar ve eğitimciler arasında, zararlı olabilecek, cinsel ve şiddet içeren aşağılayıcı içeriklere erişim sağlayan bilgi ve iletişim ortamıyla nasıl baş edileceğine yönelik beceriler geliştirip yaygınlaştıracaktır.   Aslında mültecilere, özelde de mülteci kadınlara yönelik hak ihlallerini ortadan kaldıracak olan yöntemler İstanbul Sözleşmesi’nde açık bir ifade ile yer alıyor. Bu temelde medyaya düşen, şiddeti “haklı” bulan bir yayıncılık değil, şiddeti önlemeyi kendine sorumluluk bilen bir dil geliştirmektir.