Pervin Buldan: Bu çeteleşmenin asıl nedeni Kürt düşmanlığı 2021-05-25 14:18:47   ANKARA - Partisinin Grup Toplantısı’nda konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, çeyrek asır sonra Türkiye'nin AKP-MHP iktidarında bir kez daha suç karanlığı ile karşı karşıya olduğuna dikkat çekerek, "Bunun nedeni bellidir: Susurluk’tan bugüne uzanan çete örgütlenmelerinin dayandığı en önemli zemin, Kürt sorununun inkârı ve güvenlikçi politikalardır, Kürt düşmanlığıdır" dedi.    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Grup Toplantısı’nda gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Son dönemlerde yeniden gündeme gelen mafya-siyaset-bürokrasi ilişkilerini değerlendiren Pervin, ülkenin tam anlamıyla bir yangın yerine döndüğünü söyledi. Pervin, "Çöküş, çürüme, ortaya saçılan pislikler, hırsızlık, yolsuzluk, hukuksuzluk, ahlaksızlık, mafya ve çete düzeni, kara para, yalan, talan ve haram almış başını gidiyor" dedi.   Pervin'in konuşmasının satır başları şöyle:   "Bütün bunlar yaşanırken, iktidar ne yapıyor? Sincan’da bir AKP mahkemesi kurmuşlar, geçmişler kürsüye, senaryosunu önceden kurguladıkları Kobanê kumpas davasıyla güya HDP’yi yargılayacaklar! Yapılan duruşmalarda da herkes gördü ki; ortada bir hukuk davası yoktur. Çünkü bu ülkede hukuk diye bir şey söz konusu değildir. Bu kumpas; çökmeye yüz tutmuş AKP iktidarının HDP’den siyasi intikam alma davasıdır. Hep söyledik yine söylüyoruz ve altını önemle çiziyoruz; Bu dava HDP’den intikam alma davasıdır. Tek cümleyle 7 Haziran’da, 31 Mart’ta iktidara neden kaybettirdiniz davasıdır. Sandıkta istedikleri sonucu alamayınca siyasi hınçlarını hukuksuz mahkeme kürsüsüne taşıdılar.     İktidar bu davada suçüstü yakalanmıştır    Kobanê Davası AKP’nin HDP’yi engellemeye yönelik yürüttüğü bir siyasi parti faaliyetidir. Seçim çalışmasıdır. Kumpaslarla siyasi yargılama yapmak isteyen iktidar bu davada suçüstü yakalanmıştır. Hukuksuzlukta suçüstü yakalanmıştır. IŞİD’i sahiplenerek suçüstü yakalanmıştır. Dosyada AİHM’in başka kararlarını referans gösterirken, Demirtaş kararını yok sayan mahkeme, yaptığı bu hukuk gaspıyla, hileyle suçüstü yakalanmıştır. Evet, hakikatler dava süresince bir bir ortaya dökülecektir. İktidarın çarpıttığı tüm gerçekleri arkadaşlarımız teker teker aydınlığa kavuşturacaktır.   Sanık sandalyesinde olanlar kendisini yargıya dönüştüren AKP iktidarıdır   Asıl sanık sandalyesinde olanlar kendisini yargıya dönüştüren AKP iktidarıdır.  Milyonların iradesini yargı yoluyla engellemeye güçleri asla yetmeyecektir. HDP’yi demokratik siyasetten vazgeçirmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Milyonların barış ve demokrasi taleplerini engellemeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Kobanê kumpas davası aynı zamanda bir yüzleşme ve hesaplaşma sürecidir. Arkadaşlarımız baskıcı ve despotik bir iktidarla cesur bir şekilde, başı dik, alnı açık bir biçimde mücadele etmektedir. Herkes bu tarihi mücadeleye bu süreçte tanıklık edecektir.   Kobanê'de başaramadılar Sincan'da da başaramayacaklar    Komplolarla partimize, halklarımızın geleceğine pusu kuran suç ortaklığı, milyonların şahitliğinde kendi suçlarıyla yüzleştirilecek ve yargı önünde mutlaka hesap verecektir. Bunun altını önemle çizmek istiyorum; iktidar kendi kurduğu mahkemede hakikatler karşısında mahkûm olacaktır.  Evet, Kobanê’de başaramadılar, Sincan’da da başaramayacaklar. Tarih 3 Kasım 1996. Susurluk kazasıyla mafya-devlet-siyaset ittifakının suç ortaklığı ortaya saçılmıştı. Susurluk’ta devlet içinde kurulan devlet ve 90’larda Kürt halkına karşı işlediği insanlık suçları bir bir deşifre olduğuna hepimiz tanıklık ettik.   28 Şubat darbesiyle Susurluk’un üzerini apar topar kapattıklarını hepimiz biliyoruz ve oradaki tuğlaya dokunmadıklarını hepimiz gördük.   Aktörleri değişse de bu yapı hiçbir zaman değişmez    Şimdi yıl 2021, çeyrek asır sonra Türkiye, AKP-MHP iktidarında bir kez daha siyaset-bürokrasi-mafya ilişkileriyle ve ürettiği suç karanlığıyla karşı karşıyadır. Bunun nedeni bellidir: Susurluk’tan bugüne uzanan çete örgütlenmelerinin dayandığı en önemli zemin, Kürt sorununun inkârı ve güvenlikçi politikalardır. Kürt düşmanlığıdır.  Faili meçhul cinayetler, köy yakmalar, işkenceler, insanlık suçları 1993 konseptiyle gerçekleştirildi. Susurluk çetesi de bu zemin üzerinden yükseldi. Söylemleri neydi? Beka ve güvenlik! Bugün ortaya saçılan çete-mafya ilişkileri de yine Kürt sorununda çatışmalı sürecin tırmandırıldığı 2015 konseptinin yarattığı zemin üzerinden yükselmiştir ve bugünlere kadar gelmiştir. Bir kez daha görülmüştür ki; Türkiye’de Kürt sorunu çözülmeden, sistem demokratikleştirilmeden, hukukun üstünlüğü sağlanmadan çete-mafya-siyaset ilişkileri ve suçları da son bulmaz. Sona ermez.  Aktörleri değişse de bu yapı hiçbir zaman değişmez.   Abdullah Öcalan'ın 2013 çağrısı bir çığır açmıştır   Altını özellikle çiziyorum: Son 6 yıl çok önemlidir. Bakın; çözüm sürecinin en önemli aşaması olan Dolmabahçe Mutabakatı’nın ana çerçevesi demokratikleşme ve hukuk devletiydi. Sayın Öcalan, 'Gelin bu sorunu hep birlikte çözelim. Türkiye’de, Suriye’de ve Ortadoğu’da demokrasinin ve barışın yolunu açalım'  çağrısı yaptı. 2013 çağrısı yeni bir dönemin başlaması için önemli bir çığır açmıştı. İşte bu demokratikleşme ve barış çerçevesi, savaştan kar sağlayan devlet içindeki güç odaklarının, suç ortaklığının önündeki en önemli engeldi. Zira demokratik çözümün, barış ortamının, hukuk devletinin olduğu bir ülkede karanlık yapılar varlığını sürdüremez. Kendisine zemin bulamaz.   Çözüm sürecini bitiren iktidar çeteleşmenin önünü açtı    Bunun da altını önemle çizmek istiyorum: iktidar bu güçlerle uzlaşarak ittifak kurdu ve çözüm sürecini bitirdi. Güvenlikçi politikaya sarıldı. Çatışmalı süreci büyüttü. Böylece bugünlerde ortaya saçılan tüm bu çete ve mafya düzeninin de önünü açmış oldu. 6 yıldır İmralı’da sürdürülen tecrit politikasını bu süreçten bağımsız ele alamayız. Tecrit, ülkeyi ve toplumu savaş sarmalının içine sürükleyerek, savaş rantını sürdürmek isteyen mafya-çete odaklarıyla ittifak kuran siyasi iktidarın ortak yürüttüğü bir süreçtir.    Gençlerin canı, kanı üzerine kurulan bir ortaklıktır    Amaç nedir? Müzakerenin ve çözümün önünü kapatmak, ülkeyi kapalı ve karanlık bir rejimin içerisine sürüklemektir ve aynen öyle yaptılar. Bu kuşatmayı İmralı’dan başlayarak tüm ülkeye ve topluma yaydılar ki, demokratik bir ortam asla oluşmasın, barış iklimi gelişmesin, çatışma ve şiddet ortamı devam etsin ve çete-mafya düzeni istediği gibi at koştursun, rant devşirsin, suç işlesin, iktidar da bundan güç ve rant sağlasın. İşte anlaşmaları tam da bunun üzerinedir. Bu, barışa karşı bir suç ortaklığı anlaşmasıdır. Gençlerin canı, kanı üzerine kurulan bir ortaklıktır.  Kürt düşmanlığı ortaklığıdır. Tıpkı 93 konseptinin suç ortaklığında olduğu gibi.    O çuvalın içerisinde birbirlerini tırmalıyorlar    Bunlar aynı çuvala girdi. Şimdi o çuvalın içinde birbirlerini tırmalıyorlar. Bakınız;  90’lardaki faili belli bin operasyonun sahipleri bugün kim tarafından korunmaktadır? Kiminle ittifak halindedir? Ki, Dönemin Başbakanı Tansu Çiller 4 Kasım 1993’te İstanbul Holiday Inn Otelinde bir açıklama yaptı. 'Elimizde örgüte yardım eden Kürt iş adamlarının listesi var hesap soracağız'  dedi. Ardından Kürt işadamları birer birer infaz edildi. Bu cinayetlerin planlayıcısı da 'Devlet adına bin operasyon yaptık'  dedi. Kutlu Savaşın hazırladığı raporun bir bölümün sansürlüğünü hatırlarsak… kim varsa o sansürlü bölümde saklıdır. O bölüm hala sansürlüdür.   Saray yönetimi kendisini bu işlerden soyutlayamaz   Bunlar şimdi, bin odalı sarayın sahibiyle birlikte iş yapmakta, birlikte hareket etmektedir.  O nedenle Saray yönetimi kendisini bu işlerden asla soyutlayamaz. Dışındayız diyemez. Tam da bu işin merkezinde yer alıyorlar. Patates soğan dağıtımına kadar her şeye karar veren tek adam, tüm bu yaşananlardan bilgim ve haberim yoktur diyemez. Bu iktidar döneminde yaşananlar, her şeyi açıkça ortaya koymaktadır. 90’ların faili belli cinayetleri AKP iktidarındaki Roboskî katliamıdır. Sur’daki, Cizre’deki, Nusaybin’deki vahşettir. Suruç Katliamı’dır, Ankara Gar Katliamı’dır.    Beyaz Torosların yerini AKP'nin SİHA'ları aldı   Susurluk’taki JİTEM’in yerini Ortadoğu’nun JİTEM’i olan IŞİD almıştır, paramiliter güçler almıştır. 90’ların işkenceleri AKP iktidarında karakolda, sokakta, cezaevlerinde, helikopterde yapılan işkencedir. 90’ların yargısız infazları AKP iktidarında güvenlik güçleri tarafından yapılan açık sivil infazlara dönüşmüştür. Kemal Kurkut’tur, Uğur Kaymaz’dır, Berkin’dir ve daha niceleridir. Beyaz Torosların yerini AKP’nin SİHA’ları almıştır. Bunu açık ve net ifade ediyorum. Biliyorsunuz en son Dersim Ovacık’ta Murat Yıldız adlı genç mantar toplamak için gittiği köyde SİHA’lar tarafından bombalandı, katledildi. Dersim'de, son 6 yılda 11 yurttaş kolluk güçleri tarafından katledildi. Yine 18 Mayıs'ta Hakkari'nin Derecik ilçesine bağlı Hacıbey köyünün Derindere mezrasında kaybettiği hayvanlarını arayan 23 yaşındaki Şahap Şendol ve 17 yaşındaki Celil Ekinci askerlerin açtığı ateş sonucu yaralandı. Son 5 yılda Hakkâri’de, 10 sivil güvenlik güçlerince katledildi. Bu iktidarın sorumluluğunda daha sıralayabileceğimiz çok sayıda sivil ölümleri vardır, bunları yeri zamanı geldiğinde arkadaşlarımız anlatıyorlar.  Bunlar AKP iktidarındaki faili belli cinayetlerdir.  Peki, failler, sorumlular nerededir? İktidarın bizzat koruması altındadır. Görevi başındadır bunların hepsi! 90’ların suçlularından birçoğu yine bu iktidar döneminde göreve getirilmiştir. 90’ların yargısız infazları AKP iktidarında aynı zamanda büyük bir yargı infazına dönüşmüştür. Binlerce arkadaşımızın tutuklandığı siyasi soykırım operasyonları bu iktidarın 90’ların zihniyetiyle kurduğu derin ittifakın sonuçlarıdır.    Geçmişiyle yüzleşmeyen bir akıl yüzsüzleşir...   Cumartesi Anneleri çeyrek asırdır kayıplarını aramakta, hakikat mücadelesi vermektedir. O dönemin failleri, sorumluları şimdi AKP-MHP iktidarıyla birlikte iş tutmaktadır. Annelere her Cumartesi müdahale eden, saldıran ve engelleyen yine bu iktidardır. İşte geçmişiyle yüzleşmeyen bir akıl yüzsüzleşir, saldırganlaşır, suç örgütüne dönüşür ve sonunda çürür. Bugün yaşananlar tam da budur işte. Bu iktidar, Susurluk mimarisine yeni tuğlalar ekleyen bir yönetim olarak tarihe geçmiştir. O tuğlalardan Saray yaptılar ve oradan yönettiler her şeyi. Türkiye’den Suriye’ye ve İran’a, Kıbrıs’tan Kolombiya’ya, Venezuela’ya, Libya’ya, Irak’a uzanan bir suç organizasyonu var ortada. Bunu son dönemlerde daha net görüyor ve dinliyoruz. Suriye’de IŞİD, ÖSO çetelerini desteklediler, işbirliği yaptılar. İçeride de Susurluk’un devamı olan çetelerle işbirliğine girdiler. Bu iktidar çetesiz yapamıyor, çetesiz duramıyor.   Yeni Türkiye yeni sistem diyerek demokrasiyi çökerttiler   Toplumu çökertmek için işbirliği yapmışlardır. Bunlar yeni Türkiye, yeni sistem diyerek; demokrasiyi çökerttiler, faşizmi getirdiler! Hukuku, yargıyı çökerttiler, hukuksuzluk karanlığını getirdiler. Ekonomiyi çökerttiler, yolsuzluk düzenini kurdular! Halkın öz kaynaklarına çöktüler, yoksulluğu büyüttüler. Halkın seçimdeki iradesine çöktüler, kayyım rejimini getirdiler. Üniversitelere çöktüler, kayyım rektörleri getirdiler. Medyaya çöktüler, sansürü getirdiler. Çözüm ve barış arayışlarının üzerine çöktüler savaş ve yıkımı getirdiler. Doğaya, ormanlara, derelere çöktüler, talanı büyüttüler. İktidar, 128 milyar doların üzerine çökerken, mafya ise bir başka koldan başka ekonomik kaynakların üzerine çöktü. Hep beraber çöktüler.  Bankaların içinin boşaltılması Susurluk çetesinin faaliyetleri arasındaydı. Bugün de Merkez bankasının rezervleri, kasası boşaltıldı. Hem de iktidar eliyle. Bunlar derslerine iyi çalışmışlar. Bu işi Susurluk döneminden çok daha iyi yapmaya çalışıyorlar.   Vatan millet edebiyatı yapılıyorsa cüzdanlarınıza bakın    Kamuoyu şunu hiçbir zaman unutmamalıdır: Bir yerde sürekli olarak vatan millet edebiyatı yapılıyorsa cüzdanlarınıza mutlaka bakın. Mutlaka kontrol edin. Bunların sıklıkla sarıldığı beka ve milli güvenlik söylemlerinin arkasında sakladıkları asıl gerçek; en tepede kurdukları büyük hırsızlık ittifakıdır. Bunlar beka dediler, en büyük hırsızlık ve yolsuzluğu yaptılar. Beka dediler, uluslararası kara para koridoru kurdular. Beka dediler, ihalelerle yandaş şirketleri kattılar ve onları zengin ettiler. Beka dediler, kendilerine haksız zenginleşme yarattılar. Beka dediler, rüşvet zinciri kurdular. Beka dediler, ülke kaynaklarını talan ettiler ve paylaştılar. ‘Terörle mücadele’ ediyoruz dediler, suç örgütlerini büyüttüler.  Dillerinden düşürmedikleri millilik ve yerlilik yalanı; yaptıkları hukuksuzlukların, gayri meşru işlerin ve yarattıkları talanın üzerini örtmeye yöneliktir bunu Türkiye kamuoyunun çok iyi bilmesi gerekiyor. İktidar, bu ülkeyi ve toplumu içeriden kemirdikçe kemiren, her şeyi kirleten bir yapıya dönüşmüştür. Yargıyı neden ele geçirdiler? İşte tam da bugünler için! Bu karanlık faaliyetler, suçlar ortaya çıkarılmasın, soruşturulmasın diye yargıyı ele geçirdiler. Medyayı neden ele geçirdiler? Bu çete faaliyetleri deşifre edilmesin diye. Meclisin denetim yetkisini neden elinden aldılar? Bu suçları araştırmasın diye. Demokratik siyaseti neden engellemeye çalışıyorlar?  Kurdukları karanlık düzen yaşasın diye.   Savcılara çağrı    Buradan soruyoruz: Aldığımız nefese kadar fezleke düzenleyen savcılar hani neredeler? Ortaya çıkan suçlarla ilgili neden bir soruşturma yoktur? Bir twit atanı sabahın köründe evinden gözaltına alanlar, ortaya saçılan bu büyük suçlarla ilgili neden kılını kıpırdatmıyor? Hepsi deve kuşu gibi başını kuma gömmektedir. Hepsi sessizdir. Neden? Çünkü kirli ortaklık üzerine bir denge kurulmuş! Bu dengenin bozulmasını elbette istemiyorlar! Bu iddialar dünyanın başka bir yerinde olsa yer yerinden oynardı. Çünkü iktidarın emrindeki yargı da bu karanlık sistemin bir aparatı haline getirilmiştir.   Kanalizasyon patladı pis koku her yere yayıldı    Aynı aşı videolarında olduğu gibi; bağımlı, taraflı yargı, mafyaya 'Biz sizi görmeyiz, keyfinize bakın' mesajı vermektedir. Ancak ne kadar gizlemeye çalışırlarsa çalışsınlar mızrak artık çuvala sığmamaktadır. Kanalizasyon patlamıştır. Pis koku her yere yayılmıştır.  Çözülme de çok büyük olacaktır. Kurdukları denge bozulacaktır. Yıkılacaktır.    Türkiye mutlaka seçime gitmelidir   İlk yapılması gereken ülkenin derhal erken seçime götürülmesidir. HDP olarak çağrımızı yeniliyoruz; Türkiye mutlaka seçime gitmelidir. Türkiye bu çeteleşmiş, mafyalaşmış düzenle bir gün dahi birlikte yaşayamaz. Bugün iktidar eliyle mafya-çete yapıları arasına sıkıştırılan bir ülkenin kaderi tekrardan bunlara teslim edilemez. Hep beraber bu karanlığı aydınlığa çevirme şansımız ve irademiz vardır.    Ülkeyi bunlardan mutlaka kurtaracağız    Bizler, hakikat savunucuları olarak bu talan rejiminden büyüğüz, kalabalığız. Teslim olmayacağız, ülkeyi bunlardan mutlaka ama mutlaka kurtaracağız. Demokrasi ittifakı dediğimiz işte tam da budur. Bu karanlık düzene, soygun düzenine, suç ortaklığına karşı hep birlikte demokrasi için mücadele ortaklığıdır. Demokratik bir cumhuriyet için birlikte mücadeledir. Hukukun üstünlüğü için mücadele ortaklığıdır. Şeffaf yönetim için mücadele ortaklığıdır. Ülkeyi bu karanlık delhizden çıkarma ve demokrasiyle, adaletle, barışla buluşturma yoludur. Tüm demokrasi güçleriyle, sivil toplum örgütleriyle, emek örgütleriyle, aydınlarla, sanatçılarla, yazarlarla, kadınlarla, gençlerle toplumun en geniş kesimleriyle birlikte bir mücadele ülkeyi bu karanlıktan kurtaracaktır.     Derhal hakikatleri araştırma komisyonu kuralım   Bu kirlenmişliğe karşı ortak itirazı büyütelim diyoruz. Gelin Türkiye halklarını bu kirlenme ve çürümeden kurtaralım diyoruz. Buradan parlamentoya, muhalefete özellikle çağrı yapıyorum. Derhal hakikatleri araştırma ve soruşturma komisyonları kuralım ve biran önce çalışmalarına başlasın. Arkadaşlarımız bu hafta genel kurula genel araştırma önergesi getireceğiz. Parlamento, bu suçların örtbas edilemeyeceğini gösteren güçlü bir irade ortaya koymalıdır.    Susurluk dosyası yeniden açılmalıdır ve bugün ortaya çıkan suçlarla birlikte etkili, geniş bir yargı süreci başlatılmalıdır. Susurluk Raporu’nun sansürlenen bölümü açıklansa tuğlayı kimlerin ördüğü gün yüzüne çıkacaktır. Bugünkü ilişkileri de deşifre olacaktır. HDP olarak bu sürecin peşini asla bırakmayacağız.  Ülkenin dününü, bugününü yaktılar, fakat geleceğini yakmalarına asla izin vermeyeceğiz.    Pandemide halka niye kaynak ayrılmadı?    Öz kaynaklara çökme üzerine kurulu hırsızlar ittifakının ülkeyi getirdiği en büyük yıkım ekonomik çöküştür. İşsizlik, yoksulluk niye artmaktadır? Bunu her grup toplantımızda izah ediyoruz. Kaynaklar her tarafı kuşatan rantçı siyaset-mafya düzenine akmaktadır. İnsanlar çaresizlikten niye yaşamına son vermektedir? İşte bu mafya-talan düzeni yüzündendir. Pandemide halka niye kaynak ayrılmadı? Çünkü kaynakları üstteki hırsızlar ittifakı hortumladı. İktidarıyla, mafyasıyla hep birlikte kamu kaynaklarını yıllarca hortumladılar. Bunlar ihale çetesidir, bunlar, 5’li çetedir, bunlar, yolsuzluk çetesidir, bunlar, 3’er 5’er maaşlılar çetesidir, bunlar trol çetesidir, bunlar, vergi ve zam çetesidir, bunlar, özelleştirme çetesidir, bunlar, yandaşlarını kamuda istifleyen liyakatsizler çetesidir, bunlar, enflasyon rakamlarıyla, işsizlik rakamlarıyla oynayan yalakalar çetesidir, bunlar israf çetesidir, şatafat çetesidir. En büyük çete düzenlerini, ittifaklarını ekonomide kurdular ve yiye yiye ülke ekonomisini bitirdiler. Ortada bir şey kalmayınca da ekonomide yine yalan 'müjdesi' başlattılar. AKP Genel Başkanı geçenlerde yine 'Doğalgaz ve petrol müjdesi' verdi. Bir müjde daha verdiler. Aşılar ücretsiz olacak dediler.   Ortada hükümet yok mafya düzeni var   Çok değil, aradan birkaç saat geçti ve müjdeleri ortaya çıktı. Petrol ve LPG’ye yüzde 54 ile yüzde 189 arasında özel tüketim vergisi zammı geldi. Yani ücretsiz dedikleri aşının parasını yine halkın cebinden çıkartacaklar. Esnafa yapacakları yardımı yine bu zamlardan çıkartacaklar. Halka kaşıkla verip, kepçeyle aldıklarını bu zamlarla ortaya koydular. Bunun adı düpedüz bir soygundur. Sahte müjdelerinin maliyetini halkın sırtına yüklediler. Bunlar sahtekârdır. Bunlar yalancı ve talancıdır. İşsizlik fonundan bugünkü karşılığı 33.1 milyar olan parayı geri ödemek üzere kullandılar, ama bu paralar bir daha geri dönmedi. Ortada yok.  İşsizlere gitmesi gereken bu paraları yandaş müteahhitlerine aktardılar. İşsizlik fonunu yandaş fonuna çevirdiler.  Son günlerde her ilde gösterişli hükümet konakları yapıyorlar. Oysa ortada hükümet yok. Mafya düzeni var. Bunlar ise hükümet konağı yaptırmaktadır. Amaçları; yine yandaşları zengin etmektir. Kimin parasıyla? Halkın vergileriyle. Bakın buradan sesleniyorum: İktidar her 'müjde'  diye gürültü çıkardığında bir kez daha lütfen ceplerinizi kontrol edin! İktidar her 'müjde'  dediğinde varsa eğer banka hesaplarınızı kontrol edin. Çünkü sizin cebinizden çalacaklar.    İşsizliğin, talanın, kadın kırımının hesabını vereceksiniz!   Bir de helalleşme değil, hesaplaşma vakti yakındır, asla unutmayın. Helalleşmiyoruz, hesaplaşacağız. Artık yolun sonuna geldiler. Hesap ödemeden masadan kalkmanın yollarını arıyorlar ama hesap vermekten kaçamayacaklar. Ne demişti Erdoğan, yıllar önce, hatırlayalım: 'Bugün nasıl olsa benim elimde güç var. Unutma. Yarın bu güç elinden gidebilir. Bu güç elinden gittiğinde işte o zaman halk nezdinde nasıl yargılanacaksın bunun hesabını şimdiden yap. Bu hepimiz için geçerlidir.' Evet, o gün yaklaşmaktadır. Hesap vakti gelmektedir.  Kaçış yoktur, kurtuluş yoktur. Müjde değil, yaptıklarınızın, çaldıklarınızın, Türkiye halklarına karşı işlediğiniz suçların hesabını sandıkta bir bir vereceksiniz. Gerçek adalet önünde de hesap vereceksiniz. Yoksulluğun, yolsuzluğun, işsizliğin, talanın, kadın kırımının hesabını vereceksiniz.  Halklarımıza hesap vereceksiniz. Yoksullara hesap vereceksiniz. Kadınlara hesap vereceksiniz. Gençlere, işçilere hesap vereceksiniz; Hesap vereceksiniz.    Bizim için esas olan dönemsel olarak yapılan bir seçim ittifakı değil    Bugünlerde en fazla konuşulan konulardan biri de HDP’nin seçimlerde ne yapacağı. TV ekranlarına çıkanlar, HDP’nin olmadığı bir ortamda HDP’yi konuşmakta, HDP’nin ne yapacağını anlatmakta, bizim adımıza ahkâm kesmektedir. Yok, bakanlık pazarlığı yapılmış, yok bilmem ne yapılmış. Atıp tutuyorlar. Öncelikle halkımıza ve kamuoyuna şunu özellikle vurgulamak isterim, bu tartışmaların hiç birine itibar edilmemeli ve dikkate alınmamalıdır. Bırakın onlar kendi kendilerine çalıp oynamaya devam etsinler. Biz her yerde şüphe bırakmayacak sarihlikte hem ittifak konusuna hem de seçimlere dair düşüncelerimizi paylaşıyoruz. Buradan bir kez daha altını çizmek istiyorum. Bizim için esas olan dönemsel olarak yapılan bir seçim ittifakı değildir. Bizim için esas olan; demokrasiye geçiş için, adalet ve barış için en geniş siyasal ve toplumsal demokrasi bloğunun, güç birliğinin ve mücadele ortaklığının oluşturulmasıdır. İttifak sadece siyasal muhalefetle sınırlı değildir. Toplumun tüm kesimleriyle, demokrasi güçleriyle, emek örgütleriyle, sivil toplumla, bu iktidarın politikalarına itiraz eden herkesle, tüm inançlarla, kimliklerle, kadınlarla, gençlerle, ekoloji mücadelesi yürütenlerle en geniş mücadele birlikteliğinin sağlanmasıdır. Biz bu işe böyle bakıyoruz.   HDP'nin baraj sorunu yok toplumsal gücü var   Yine siyasal muhalefetle, seçim güvenliğinden, seçim döneminde temel hak ve özgürlüklerin, ifade, örgütlenme ve siyasal propaganda haklarının güvence altına alınmasına kadar ortak çalışmalar yürütülmesi, ortak tutum oluşturulmasıdır. Demokrasi ittifakı seçim dönemleri veya başka dönemsel adımlardan bağımsızdır, stratejiktir ve kesintisiz mücadele çizgimizdir. Milletvekili seçimleri için HDP’nin bir ittifak ihtiyacı ve arayışı olmadığını sürekli ifade ediyoruz. HDP’nin baraj sorunu da yoktur. HDP’nin milletvekili seçimlerinde baraj sorunu olmadığı gibi dengeyi belirleyecek toplumsal gücü vardır.  Cumhurbaşkanlığı seçimlerine bakışımız ise; şu aşamada adaylık ve isim tartışmasından tamamen uzaktır. Herkesin bunu böyle bilmesi gerekiyor. En geniş toplumsal mutabakata ve demokratik ilkelere, demokratik hedeflere dayanan bir yaklaşımın, ortaklaşmanın ortaya çıkarılmasıdır bizim temel yaklaşımımız. Seçimler sonrası geçiş süreci için ortak ilke ve hedeflerin bir an önce belirlenmesidir.    HDP çantada keklik değildir   Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş hedefi tabi ki önemlidir, bunu her zaman ifade ediyoruz. Ancak bunun ancak güçlü yerel demokrasiyle, hukukun üstünlüğü, bağımsız ve tarafsız yargıyla mümkün olacağını da unutmamak gerekiyor. Tüm bu konularda diyalog kurulması, birlikte tartışılması, demokratik ilke ve hedeflerin ortaklaştırılması gerekmektedir. Bizim esas yaklaşımımız budur. Hiç kimse de HDP’yi yedek bir güç olarak görmemelidir: HDP çantada keklik değildir Biz isimlerle, şahıslarla değil ilkelerle hareket ederiz. HDP’nin ittifak politikasının esasını demokratik ilkeler ve Türkiye halklarının ortak geleceği oluşturmaktadır. Bunun dışındaki hiçbir tartışma bizi bağlamaz, bize mal edilemez.    HDP fikriyatı Türkiye halklarına kazandıran bir hattır    Buradan şunu da net olarak ifade etmek isterim: Hiç kimse de HDP’yi yedek bir güç olarak görmemelidir. HDP’nin fikriyatı, ilkesel yaklaşımı ve demokratik siyasetteki kararlılığı Türkiye demokrasisine, Türkiye halklarına kazandıran bir hattır.  HDP, Türkiye halklarının kazanması, bu zifiri karanlıktan çıkması, adalet içinde eşit ve özgür bir yaşamın kurulması, barışın sağlanması için demokrasi adına büyük sorumluluk almaktadır. Almaya da devam edecektir. Hiçbir insanımız bugünlere bakarak karamsarlığa kapılmamalıdır. Bu düzeni, bu devranı mutlaka ama mutlaka değiştireceğiz. Hep birlikte değiştireceğiz.    İşimiz kolay değil, bunun farkındayız. Ama kararlılığımız ve inancımız tamdır. Halklarımızla birlikte bunu başaracağız. Bu kötülük düzenine son vereceğiz. Güzel ve aydınlık günleri hep birlikte getireceğiz."