Çeyrek asırdır kayıplarını arıyorlar 2021-05-26 09:02:41   Marta Sömek   İSTANBUL -  Gözaltında kaybedilen yakınlarına “ne olduğunu” sormak için 1995 yılından bu yana Galatasaray Meydanı’nda faillerin hesap vermesini talep eden Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi çeyrek asırdır büyük kararlılıkla devam ediyor.    17-31 Mayıs tarihleri arasında tüm dünyada Uluslararası Kayıplar Haftası çerçevesinde çeşitli anma ve etkinlikler düzenleniyor. Zorunlu göç, cinsel istismar, Müslümanlaştırma, zorla alıkoyma ve tahakküm dayatılan Ermeni, Süryani, Pontos Rum’ları ve Yahudi’ler, 1915 Soykırımı’nda katledilmekle kalmayarak gözaltı ve sürgün sürecinde zorla kaybettirildi.   İlk olarak 1915 Ermeni Soykırımı ile başlayan, özellikle savaş ve yoğun iç çatışmaların yaşandığı ülkelerde görülen zorla kaybettirilme politikası, 1960’lı yıllarda Guatemala’da görülmesiyle Filipinler, El Salvador, Sri Lanka ve Suriye gibi ülkelerde de uygulanmaya başlandı.   1980-2010 yılları arasındaki dönemde kimisi kitlesel boyutlara ulaşan ve en çok kayıp vakalarının görüldüğü Sri Lanka, Filipinler, Peru, Nepal, Irak, İran, Guatemala, El Salvador, Şili, Arjantin, Cezayir gibi ülkelerde gerçekleşmiş olan kayıp olaylarının büyük çoğunluğu hala aydınlatılabilmiş değil.   Faili meçhullerle dolu ülke   1990’lı yıllarda Türkiye’de açıkça beliren faili meçhul katliamlar, Kürt halkına yönelik baskı ve işkence yöntemleri, yasadışı alıkoymalar, zorunlu göçe tabii tutmalar, ajanlık dayatmaları, kaçırmalar ve zorla kaybettirmeler git gide sistematik bir politika haline geldi.   Bin 388 kişi gözaltında kaybedildi   İHD Kayıplar Komisyonu’nun17 Mayıs günü yayınladığı raporda, 1990’lardan bugüne dek gözaltında kaybettirilen insanların sayısı bin 388. 90’lı yıllarda faili meçhul katliamlar ve zorla kaybettirmelere ilişkin çok kez JİTEM itirafçıları tarafından beyanlar sunulmasına rağmen, Türkiye’nin uluslararası hukuk çerçevesinde insanlığa karşı işlenmiş suç kapsamında değerlendirilen zorla kaybettirme politikasını bu kapsamda değerlendirmemesi bir yana, hukuki anlamda hiçbir ilerleme kaydedilmeyen birçok dava ve dosya yıllarca sürüncemede kalarak zaman aşımına uğradı ve kapatıldı.   Değişmeyen devlet politikası   Bugünün değişen küresel siyasi ikliminde kaybetme pratiği farklı biçim ve dinamiklerle uygulanmaya devam ediyor. Yüzyılı aşkın süredir soykırımlar, saldırılar, kaybettirmeler sonucunda adalet arayışlarını sürdüren kayıp yakınlarının hala çeşitli yöntemlerle türlü işkencelere maruz bırakılması devlet politikasında değişen hiçbir şey olmadığının da apaçık bir kanıtı aynı zamanda.   Israrla sürdürülen adalet arayışının ilk tohumu: Cumartesi Anneleri   Uzun yıllardan beridir seslerini duyurmaya çalışan kayıp yakınlarından kimi çocuğunu, kimi kardeşini, kimisi de eşini arıyor. Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında, işkencede veya çeşitli devlet yöntemleriyle hak ihlallerine maruz bırakılarak kaybettirilen yakınlarının acılarını paylaşmak ve adalet arayışlarını sürdürmek amacıyla Galatasaray Meydanı’nda oturmaya başladı. Bu eylemin ilhamı ise Arjantin’de çocukları ve yakınları askeri cunta tarafından kaybedilen Plaza de Mayo Anneleri’nin 1977’de başlattıkları eylemdi.    İlk eylem   27 Mayıs 1995 Cumartesi günü saat 12.00’da gerçekleştirilen oturma eylemi, Emine Ocak’ın oğlu Hasan Ocak’ın 21 Mart 1995’te gözaltına alınması ve 58 gün sonra işkence ile katledilen bedeninin Kimsesizler Mezarlığı’nda bulunmasıyla başlatıldı.   Nadire Mater'in de aralarında bulunduğu "Arkadaşıma Dokunma" kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak'ın cenazesinin bulunmasıyla "Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray Meydanı’nda sessizce oturalım" fikrini ortaya koydu. Oturma eyleminde "örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı." Medya oturan insanlara "Cumartesi Anneleri" demeye başladı.   Cumartesi Anneleri’nin eylemleri, 1995-99 yıllarında her Cumartesi saat 12.00’da Galatasaray Lisesi önünde düzenledikleri eylemlerle devam etti.   15 Ağustos 1998’de başlayan polis saldırısı yedi ay sürdü, eylemlerini ve adalet taleplerini aramaktan vazgeçmeyen Cumartesi Anneleri/İnsanları, Galatasaray eylemlerinin 170’inci haftasında saldırılar sebebiyle 13 Mart 1999’da belirsiz bir süre oturmalarına ara verdiklerini açıkladı. 10 yıllık bir aradan sonra 31 Ocak 2009’da Cumartesi oturmaları yeniden başladı ve kesintisiz olarak devam etti.   Cumartesi Anneleri’nin talepleri arasında, “gözaltında kaybedilen sevdiklerinin akıbeti açıklanması,  failler ve sorumluların yargılanması, cezasızlığın son bulması, Türkiye'nin BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme'yi imzalanması” bulunuyordu.   33 yıllık direnişin sembolü: Berfo Ana   Kamuoyunda Berfo Ana olarak bilinen Berfo Kırbayır, Cumartesi Anneleri’nin mücadelesinin, cesaretinin ve direnişinin sembollerinden biriydi. Berfo Ana tam 33 yıl boyunca, 1980 darbe sonrası gözaltına alınan ve kaybedilen oğlu Cemil Kırbayır’ı aradı.   “Benim evladım gelir diye kapıyı, bacayı açık bıraktım. Ay geçti, gün geçti, sene geçti benim çocuğum gelmedi. Benim çocuğum ölmüşse cenazesini bana versinler” diyen Berfo Ana’nın oğlu Cemil, 13 Eylül 1980 darbesinin ertesi günü Ardahan’ın Göle ilçesine bağlı Okçu köyündeki evinden gözaltına alındı. Önce Göle’ye, ardından da Kars Askeri Gözetimevi’ne gönderilen Cemil, dönemin sorgu evi olarak kullanılan Dede Korkut Eğitim Enstitüsü’nde sorgulanırken, 8 Ekim 1980’de gördüğü işkence ile katledildi.   TBMM işkence gördüğünü kabul etti   Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen yüzlerce anneden biri olan Berfo Ana, yaşamını yitirene kadar kaybedilen oğlunun kemiklerini istemekten bir kez olsun vazgeçmedi. “Çocuğumu, evladımı istiyorum, evladımı bana versinler” diye defalarca seslenen Berfo Ana, 5 Şubat 2011’de dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü. Tayyip Erdoğan, Berfo Ana’ya oğlunu bulma sözü verdi ve görüşmenin ardından TBMM İnsan Hakları Komisyonu başlattığı incelemelerinin sonunda, “Cemil Kırbayır’ın gözaltında işkence gördüğüne, işkence sonucu hayatını kaybettiğine ve cesedinin sorgulamaları yapan kamu görevlilerince ortadan kaldırıldığına” dair karara vardı.   “Poşet elimde kapıda oturmuşum, başımı vermişim taşların üstüne, kemiğini bekliyorum. Ben yandım. Anaları yakmayın. Ne olmuşsa verin bana. Ben Cemil ile beraber mezara gireceğim. Başımı vereceğim toprağının üstüne. Hani mezarı? Hani toprağı? Niye bana söz verdiler, niye getirmediler? Getirsinler” ağıtlarını yakan Berfo Ana, savcılığın soruşturma açmamasına isyan ederek AİHM’e başvurmuştu.   Son nefesine kadar oğlunu aradı   Berfo Ana, 33 yıl boyunca oğlu Cemil’e kavuşmak için mücadele etti ve 21 Şubat 2013 tarihinde girdiği ameliyattan sonra meydana gelen komplikasyonlar sonucunda 105 yaşında yaşamını yitirdi. Berfo Ana, hayattayken kabrinin yanına boş bir mezar açtırarak, “Cemil’in mezarını kapatmayın. Kemiklerine ulaşana kadar mezarı açık kalsın. Bir gün Cemil’in kemiklerine ulaşırsanız yanı başıma gömün” vasiyetinde bulunmuştu.   Dosya zaman aşımına bırakıldı   Öte yandan Cemil Kırbayır'ın kaybedilmesine ilişkin 2014 yılında yeniden başlatılan soruşturma kararı bozuldu. Yargıtay, Ardahan Ağır Ceza Mahkemesi’nin olaya dair yeniden soruşturma açılmasını sağlayan kararını bozarak, dosyayı zaman aşımından kapattı. Berfo Ana’nın son isteği olan oğlunun kemiklerine kavuşma ve ona verilen sözler de bir anda unutulup gitti.     ‘Yalnızca bir mezarımız olsun istiyoruz’   “Ölü ya da diri kayıplarımızın kemiklerini arıyoruz, yalnızca bir mezarımız olsun istiyoruz” diyen Cumartesi Anneleri, eylemlerde defalarca polis şiddetine maruz kalsa ve gözaltına alınsa da adalet arayışlarından bir gün olsun vazgeçmediler. 2018 yılında 700’üncü haftalarında düzenledikleri eylemleri Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklanan ve “699 haftadır bu meydandayız” diyen Cumartesi Anneleri, 25 Ağustos 2018'de Galatasaray Meydanı’nda eylemlerini gerçekleştirmek istediklerinde darp edilerek gözaltına alındı.   Gözaltılardan iki yıl sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianame ile 46 kişiye İstanbul 21’inci Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. Cumartesi Anneleri'nin Galatasaray Meydanı’nda düzenledikleri eylemlerinin polis ablukasına alınması sebebiyle, 700’üncü haftadan beridir Galatasaray Meydanı’nda toplanmalarına izin verilmiyor. 842’nci haftalarını geride bırakan Cumartesi Anneleri tam 26 yıldır adalet arayışlarını ısrarla sürdürüyor.   Hala dipdiri olan soykırım politikası   Kürt ve azınlık halklarına yönelik uygulanan zorla kaybettirme pratiğinin son örneğine bakacak olursak, defalarca boşaltılan Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesindeki Süryanice ismi Mehre olan Kovankaya köyüne dönüş yaparak ekolojik bir yaşam kuran Keldani olan Şimuni ve Hurmüz Diril çifti 7 Ocak 2020 tarihinde kaçırıldı. Etkin bir arama çalışması dahi yapılmazken 70 gün sonra annelerinin cenazesini bulan ailesi 500 güne yakındır babalarından hiçbir haber alamıyor. Yaşanan kaybettirilme yüzyıllardır uygulanan soykırım politikalarının dipdiri olduğunun da bir örneği.   “Yaralıyız” diyen Cumartesi Anneleri/İnsanları ve kayıp yakınlarının tek talepleri var; faillerin yargılanması ve kayıplarının kemiklerine ulaşmaları. Öte yandan Cumartesi Anneleri talepleri karşılanana dek ısrarlı mücadelelerinden asla vazgeçmeyeceklerini her fırsatta dile getiriyor.