SES üyelerinin gözaltı gerekçeleri ‘pandemiye muhalefet’ 2021-06-03 09:06:07     Öznur Değer   ANKARA - 8 günlük gözaltı süreçlerini değerlendiren SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, “Covid’e dönük yürüttüğümüz çalışmalar, yaptığımız röportajlar ve açıklamalar karşımıza çıktı” derken, gözaltı gerekçelerinin “pandemi politikalarına muhalefet” olduğunu kaydetti.   Ankara merkezli Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’na (SES) yönelik başlatılan soruşturma kapsamında 25 Mayıs’ta aralarında SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey’in de bulunduğu 8 SES üye ve yöneticisi evlerine yapılan baskınla gözaltına alınmış, 1 Haziran’da çıkarıldıkları Ankara Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tarafından serbest bırakılmıştı.   “Ulaş” isimli bir gizli tanığın verdiği beyanlar doğrultusunda “örgüt kurmak ve yönetmek” iddiasıyla suçlanan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, SES önceki dönem Eş Genel Başkanı Gönül Erden, SES önceki dönem Genel Başkanı Bedriye Yorgun, önceki dönem SES MYK üyeleri Fikret Çalağan ve Belkıs Yurtsever ile “örgüte üye olmak”la suçlanan SES Ankara Şube önceki dönem Eşbaşkanı Runa Temelli,  SES Ankara Şube Yöneticisi Erdal Turan ve Ramazan Taş, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.   ‘Pandemiye muhalefet’ suçlama konusu   Gizlilik kararı bulunan dosyada gizli tanık beyanları dışında, SES’in sendikal faaliyetleri, üye ve yöneticilerinin sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlar, basın açıklamaları, basına verdikleri demeçler ve iktidarın bir yılı aşkın süredir sürdürdüğü pandemi politikalarına muhalefet etmek gibi suçlamaların yer aldığı belirtildi.   Savcılık kararı ile gözaltı süreleri 4 gün daha uzatılarak toplam 8 gün gözaltında tutulanlar arasında bulunan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, yaşadıkları süreci ajansımıza anlattı.   ‘Senaryosu çizilmiş bir operasyon’   Ülkede hukuk ve adaletten bahsedilemeyeceğini belirten Selma, özellikle darbe girişiminin ardından hukuksuzluk ve haksızlık silsilesiyle karşı karşıya kaldıklarına dikkat çekti. Bunun önceden planlanmış, senaryosu çizilmiş bir operasyon olduğuna işaret eden Selma, hedef olarak da 7 arkadaşıyla beraber gözaltına alındıklarını kaydetti. Evine 6 polisin baskın yapması ile gözaltına alındığını dile getiren Selma, gözaltı gerekçesinin kendisine belirtilmediğini söyledi. Haksızlık ve hukuksuzlukla ilk defa karşılaşmadıklarını sözlerine ekleyen Selma, “Kobanê sürecinde de sağlık emekçileri olarak bu haksızlık ve hukuksuzlukla mücadele etmek zorunda kaldık. Bölgede yaşanan sokağa çıkma yasakları süreçlerinde de sağlık hakkı ihlali olmasından dolayı ve biz sağlık emekçilerinin bu noktada itirazı olduğu için bu haksızlık ve hukuksuzluğa maruz kaldık” sözlerine yer verdi.   ‘Operasyonun alt yapısında Covid vardı’   Pandemi sürecinde Sağlık Bakanlığı’nın şeffaf olmadığının ve iktidarın pandemiyi doğru yürütemediğinin altını çizen Selma, sağlık emekçileri olarak bir yılı aşkın süredir pandeminin nasıl yürütülmesi gerektiğini örnekleriyle belirttiklerini ifade etti. Selma, “Bu operasyonun alt yapısında Covid vardı. Çünkü bizim bir buçuk yıllık bir muhalefetimiz vardı. Eksiklikleri, aksaklıkları ve yanlış politikaları sonucunda insanların öldüğünü ifade ettiğimiz için veya açıklamadıkları vefat sayılarını kendi alanlarımızdan tespit edip kamuoyu ile paylaştığımız için operasyon gerçekleşti. Gözaltına alınmamızın hemen akabinde yandaş medya bizimle ilgili haberler paylaştı. Ters kelepçelenerek gözaltına alındığım fotoğraflarım medyaya servis edildi. Danışıklı dövüş gibi bir senaryo çizilmişti ve bu senaryo kendi içinde tıkır tıkır işliyordu ama biz bu işin rollerini üstlenen insanlar olarak da bihaber yaşadık 8 gün boyunca” şeklinde konuştu.   Emniyette ifade vermedikleri için tutuklanmaları talep edildi   Selma, gözaltı süresi boyunca Covid tedbirlerine uyulmadığını kaydederek, Covid’in bulaş riskinin nezarethane ve cezaevlerinde çok daha fazla olduğunu vurguladı. Selma, nezarethanelerde normal koşullarda 2 kişinin kalması gerekirken, Covid’e rağmen 3 kişi kaldıklarını belirtti. Gözaltında tutuldukları süre zarfında ilkesel olarak emniyette ifade vermeyi reddettiklerine değinen Selma, savcının da buna tepki olarak ifadelerini almadan tutuklama talebiyle mahkemeye sevk ettiğini ifade etti. Selma, “İddianameyi hazırlayan, ne ile suçlandığımızı bilmesi gereken ve bizi sorgulaması gereken kişi savcılık olmasına rağmen, bizimle görüşmeyi kabul etmeyerek tutuklanmamızı talep etti. Savcılık emniyette ifade vermediğimiz için bir tutum geliştirdi” dedi.   ‘Yaptığımız her açıklama suç delili olarak karşımıza çıktı’   Çok ağır ithamlarla hem kendilerinin hem de sendikalarının hedef gösterildiğini dile getiren Selma, “sözde bir gizli tanık ifadesi” üzerinden yürütülen bir soruşturma olduğunu kaydetti. Gizli tanığın söylediklerinin iddianameye konu olduğunu ancak bunu destekleyen hiçbir delil bulunmadığını sözlerine ekleyen Selma, “En önemli iddialar bir buçuk yıldır Covid’e dönük sağlık emekçileri ve sendika olarak yürüttüğümüz çalışmalar, yaptığımız röportajlar ve açıklamalardı. Toplum sağlığını gözeterek yaptığımız her açıklama suç delili olarak karşımıza çıktı. Sosyal medya hesaplarımızdan günlük olarak yaptığımız paylaşımlar bile suç delili olarak önümüze kondu. Bu kadar komik bir dosya ile karşı karşıya kaldık. 8 arkadaş ülkede hukukun yok denecek kadar az olduğunun tanığıyız” ifadelerini kullandı.   ‘Toplumun yüzde 85’i ‘terörist’ ve biz de o ‘teröristlerin’ bir yansımasıyız’   Gerekeni yapacaklarının altını çizen Selma, toplumun yaşam hakkını koruyan bir yerden hareket ettiklerini vurguladı. Bunların bir suç deliliymiş gibi önlerine konulduğunu aktaran Selma, “Sedat Peker’in iddialarına yönelik bir araştırma yapılmazken, sağlık emekçilerinin yaşam hakkını savunduğu noktada bu saldırının kabul edilemez olduğunu” dile getirdi. Selma, “Bunun gereğini hukuksal olarak yürüteceğiz. Bu dönemde yanımızda duran herkese teşekkür etmek istiyorum. Bu dayanışmayla aşılabilecek bir durum. Özellikle son 5 yıldır iktidarın yanında değilsen karşısındasın ve ‘teröristsindir’. Bu şekilde ifade ediliyor. Şu anda toplumun yüzde 85’i ‘terörist’ ve biz de o ‘teröristlerin’ bir yansımasıyız, onlardan biriyiz. Çünkü bu şekilde ifade ediliyor. Emek, barış ve demokrasi mücadelemizi 25 yıldır sürdürüyoruz. Değerlerimizden ve ilkelerimizden asla taviz vermedik, bundan sonra da ne kadar saldırırlarsa saldırsınlar, biz emeğimize sahip çıkacağız, bu ülkenin demokrasisi için çalışacağız. Sağlık emekçilerinin demokratik hakları için, özlük hakları için, mali hakları için çalışacağız. Toplum sağlığını önemseyen bir yerden sağlık ve yaşam hakkını savunmaya devam edeceğiz” dedi.   ‘Bu kadın mücadelesine dönük de bir saldırıydı’   Selma, sendikalarının iki ayak üzerinden kurulduğunu ifade ederek, bunlardan birinin toplum sağlığını ön plana çıkararak bunun için politika geliştirmek, ikincisinin ise sağlık emekçilerinin haklarını korumak olduğunu vurguladı. Saldırıların gerekçesinin mevcut politikalara muhalefet etmek olduğuna dikkat çeken Selma, “5 kadın olarak gözaltına alınmamız kadın mücadelesinin de bir göstergesiydi. Biz sadece sağlıkla ilgilenmiyoruz, toplum sağlığını en yakından ilgilendiren kadın mücadelesi, ataerkil zihniyet içerisinde kadının ne kadar sağlıksızlaştırıldığı üzerinden sendika olarak mücadele yürütüyoruz. Kadınların seçilmesi bir tesadüf değildi. Bu kadınlara da bir mesajdı ve bu mesajın doğru okunması gerekiyor. Sağlık iş kolunun yüzde 70’i kadınlardan oluşuyor. Bu kadın mücadelesine dönük de bir saldırıydı” şeklinde konuştu.   ‘Doktorlar kelepçeli muayeneye dikkat etmeli’   İşkence tespitini ilk yapan kişilerin sağlık emekçileri olduğunu kaydeden Selma, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gözaltına alındığımızda polisler tarafından ellerimiz ters kelepçeli bir şekilde doktor karşısına çıkarılarak muayene edilmemiz istendi. Bu noktada hekimlerin çok ciddi bir tutum sergilemesi gerekiyor. Maalesef karşılaştığımız hekimler işler hızlı yürüsün diye fazla dikkat etmiyorlar. Bu noktada ben dikkatlerini buraya çekmek istiyorum. Biz itiraz etmeseydik kelepçelerimiz açılmayacaktı. Doktor arkadaşların özellikle buna çok dikkat etmesi gerekiyor çünkü bu bir insan hakkı ihlalidir. Gözaltında olan ya da mahpus olanların bu süreçlerinin hekimler tarafından iyi gözetilmesi gerekiyor. Kolluk kuvvetlerine de bu yönlü itirazlarını dile getirmeleri çok önemli.”