'Hukukun siyasallaşmasına karşı başlatılan bir kampanya' 2021-06-18 09:05:27     İZMİR - “İmralı Tecrit Sistemi’nin” hiçbir hukuk yasasında yer alamayacak nitelikte olduğunu belirten Avukat Şükran Öztürk, hukukun siyasallaşmasına karşı hukuk diliyle cevap vermeyi amaçladıklarını belirtti.     PKK Lideri Abdullah Öcalan 27 Temmuz 2011’den itibaren 8 yıl boyunca avukatlarıyla görüştürülmezken, cezaevlerinde Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde 8 Kasım 2018’de başlatılan açlık grevi eylemi 200’üncü gününde sona erdi. Eylemin sona ermesiyle beraber Abdullah Öcalan, avukatlarıyla farklı tarihlerde 5 görüşme gerçekleştirebildi.    Avukatların son görüştüğü tarih olan 7 Ağustos 2019’dan bu yana yapılan başvurular ise disiplin cezaları gerekçe gösterilerek reddediliyor. Bunun karşılığında da, 27 Kasım 2020’de cezaevlerinde süresiz-dönüşümlü olarak açlık grevi eylemi yeniden başladı.    Kamuoyunda oluşan tepkilerin ardından son olarak 24 Mart 2021’de kardeşi Mehmet Öcalan ile gerçekleştirilen telefon görüşmesi ise dördüncü dakikasında kesilmişti.   Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmelere ve Anayasa’ya aykırı şekilde İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki tecrit sistemine karşı 770 avukat ve hukukçu tarafından imza kampanyası başlatıldı. Kampanyanın imzacılarından Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) İzmir Şube Eşbaşkanı Şükran Öztürk, tecrit sürecinin hak ihlallerine dair bilgisizliği de beraberinde getirdiğini, kampanyanın mevcut hukuksuzluğu deşifre etmesi amacını içerdiğini dile getirdi.    ‘İmralı Tecrit Sistemi mevzuatlara aykırı bir uygulama’   “İmralı Tecrit Sistemi” olarak adlandırılan sistemin dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir hukuk sisteminde olmadığını ve olmasının da düşünülemeyeceğini vurgulayan Şükran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), Abdullah Öcalan kararında da birçok ihlal tespit edildiği ve bu uygulamanın birçok hak ihlaline neden olduğunu kaydetti. Şükran, “Ailesiyle görüştürülmemesi, dış dünyadan kesintisiz şekilde tecrit edilmiş olması infaz sisteminde mevcut değildir. Ceza infaz sistemi kişilerin sadece cezalandırılmak üzerine kurulmaz, aynı zamanda topluma kazandırma adına kurulmuş sistemler ve düzenlenmiş kanunlardır. Ancak İmralı Tecrit Sistemi’nde Türkiye Cumhuriyeti Devleti mevzuatı dahil hiçbir mevzuat kuralları uygulanmamaktadır” şeklinde ifade etti.   ‘Tutuklu ve hükümlülerin hakları vardır’   Ulusal ve uluslararası mevzuatta tutuklu veya hükümlü kişilerin dışarıda özgür hayatlarını süren insanlardan bazı haller itibariyle sınırlanmasının öngörüldüğünü ifade eden Şükran yaşam hakkı, sağlık hakkı, iletişim hakkı, özel hayatın gizliliği gibi hakların tutuklu ve hükümlüler için de korunduğunu dile getirdi. Şükran “İnfaz sistemleri, bunun üzerinden şekillenir. Avrupa Sözleşmesi, Avrupa Konseyi veya CPT’nin (İşkenceyi Önleme Komitesi) cezaevi infazları ile düzenlediği kongre kararları da bunlar üzerinden şekillenir ve bunların ihlal edilmesi hak ihlalini ortaya çıkaran unsurlardır” diye belirtti.   Tecrit bilgisizliği de beraberinde getiriyor   Abdullah Öcalan’ın avukatlarının iletişim hakkının ihlali dahil diğer hak ihlallerini de kapsayan başvurularından olumlu sonuçlar alınmadığını ifade eden Şükran, “Tecrit en büyük sorunu da yani bilgisizliği de beraberinde getiriyor” şeklinde konuştu.    Oradaki koşulların ve orada yaşananlardan vasisi ailesi veya avukatlarının dahi haberinin olmadığını belirten Şükran “Teşhis zaten bu bilgisizliği kapsıyor. Bu nedenle onların sunduğu donelere karşı infaz hakimlerinin verdiği cevaplar disiplin cezası olduğu veya iyi halli olmadığı gibi. Ama bunların gerçeklikleri mevcudiyetleri dahi tartışma konusu çünkü tam bir tecrit uygulandığı için bu cezaların varlığı bile tespit edilemiyor. Verilen ret kararları bu disiplin cezaları üzerinden değerlendiriliyor ama somut gerçekliği nedir, gerçekten objektif olarak infaz hakimliklerin bu dosyayı inceleyebiliyor mu bilemiyoruz” ifade etti.     ‘Cezaevlerinde hak ihlalleri tecrit uygulamaları ile arttı’   İmralı’da 2015-2016’da başlayan tecrit uygulamasının aynı net çizgilerle olmasa da diğer cezaevlerine sirayet ettiğini ifade eden Şükran, hak ihlallerinin tutsakları ailelerinden ve toplumdan uzaklaştırmayı amaçladığını, bunun birlikte de ihlaller boyutunda artış gözlemlendiğini dile getirdi. Müvekkilleriyle görüşmelerde sorunlar yaşadıklarını ifade eden Şükran, “Malumunuz 2020 yılında pandemi ile beraber tecrit uygulamaları tamamen yaygınlaştı. Kalıcı hale getirilme çabası da idarelerce özellikle keyfiyetle uygulandığı için böyle bir çaba olduğunu da gözlemleyebiliyoruz. Hem hukukçu hem de gözlemci olarak birçok alana temas etmek gibi bir sorunla karşılaştık. Bu anlamda zaten böyle bir tecrit olmaması üzerinden kurduğum cümlelerin de temelinde hukukun siyasallaşması mevcut. Bu nedenle birçok dosyamızda bundan bağımsız tecritle başlayan ve yaygınlaştırılan anlayıştan bağımsız kararlar alamaz, işlemler yapamaz olduk. Hem vatandaş olarak hem hukukçu olarak bu sorunu yaşar olduk” dedi.   ‘Kampanya hukuksuzluğu hukuki çizgiye çekmeyi amaçlıyor’   Abdullah Öcalan’ın avukatlarına destek amacıyla başlatılan kampanyanın mevcut hukuksuzluğu deşifre etmesi gibi bir amaç içerdiğinin altını çizen Şükran, “Bu nedenle bir umut hukuki çizgiye çekebilmek ve hukuksuzluğun son bulması için yaptığımız kampanya. Aslında tecrit bence ülkenin siyasetinin temelini oluşturan bir noktada. Bu nedenle bu kampanya tek başına yeterli değil ama bir başlangıç. Bize dayatılan bu hukuksuzluklara karşı hukuk diliyle cevap vermeye devam edeceğiz” şeklinde ifade etti.