Ermeni Rum ve Süryani kadınlar: Failler 1915’ten beri korunuyor 2021-06-30 09:01:43     Marta Sömek   İSTANBUL - Ermeni, Süryani, Pontos Rumlarının katledildiği 1915 soykırımdan bu yana katliamların arkasının kesilmediğini belirten farklı halklardan kadınlar, kadınların, çocukların ve milyonlarca insanın maruz kaldığı ırkçı saldırı ve katliamların son örneğinin de Deniz Poyraz olduğunu söyledi.   Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Örgütü’ne 17 Haziran’da gerçekleştirilen ırkçı saldırıda Onur Gencer tarafından Deniz Poyraz’ın katledilmesine dönük tepkiler sürüyor. Konuya ilişkin farklı halklardan kadınlar değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’de yaşam süren Ermeni Kayuş Çalıkman Gavrilof, Süryani Sariya ve Rum Katrin Nikolao ile konuştuk.   ‘Acılarımızı unutmamıza hiç fırsat verilmiyor’   Ermeni Kayuş Çalıkman Gavrilof Deniz’in katledilmesine dair, “Bu tür katliamları etnik kimlikten bağımsız olarak düşünürüz ama var olan yaraların mutlaka bir etkisi oluyor” dedi. Katliamların ve yöntemlerin yüzyıllardan beridir aynı şekilde tekrarlandığını kaydeden Kayuş, “Acılarımızı unutmamıza hiç fırsat verilmiyor. Önce bir teşvik oluyor, teşvikten sonra da cinayet işleniyor. Üstelik fail değil mağdur suçlanıyor. Cinayetin arkasından da inkar geliyor” şeklinde konuştu.   ‘Faili ve yaşananları aklamaya çalışıyorlar’   Failin korunup kollandığını, “Sanki görünmez bir kanunla yazılmış bir madde bu“ sözüyle ifade eden Kayuş, “Teşvik et, katlet, sonra da tetikçi ile katledeni kolla ve mağduru suçlu ilan et” sisteminin Abdülhamid döneminden beridir uygulandığını dile getirdi. Yine yüzlerce senedir olageldiği gibi bir katliam yaşandığına işaret eden Kayuş, “Yas tutamıyorsun, gereken saygıyı gösteremiyorsun, bir de faili ve yaşananları aklamaya çalışıyorlar. Yas tutamama olayı çok önemli, bu sistematik bir şey, tarihi geçmişimin etkisini ve acıyı daha da artmış bir dozda yaşıyorum” dedi.   ‘Üzüntünü yaşamana dahi fırsat vermiyor’   Ermeni, Süryani, Pontos Rumlarının katledildiği 1915 soykırımlarından beridir katliamların arkasının kesilmediğini, kadınların, çocukların ve milyonlarca insanın maruz kaldığı ırkçı saldırı ve katliamların son örneğinin de Deniz Poyraz olduğunu aktaran Kayuş, “Hem seni kırıp geçiriyor hem de üzüntünü yaşamana dahi fırsat vermiyor” ifadelerini kullandı.   ‘Bu kadın düşmanlığı neden’   Kayuş tüm bunlarla beraber İstanbul Sözleşmesi’nin 1 Temmuz’da yürürlükten kaldırılacağını bu durumun yeni katliamların önünü açacağını dile getirdi. Kayuş, Sözleşme’ye dair ise şöyle konuştu: “Sözün bittiği yer diye bir kelime var, tam olarak onu yaşıyoruz, insanın aklı almıyor, bu kadın düşmanlığı neden. Kadınları koruyan İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasına ilişkin herkes sokaklara indi, sosyal medyadan tepkiler gösterildi ama bu hükümet öyle bir hükümet ki hiçbir şey dinleyecek durumda değil. Meyvenin düşerken artık ne yapacaksam yapayım demesi gibi, nasıl olsa düşecek o meyve, düşman olarak bellediğim kime, ne zarar verebilirsem son demine kadar yapıp öyle gideyim düşüncesinin peşinde iktidar da.”   ‘Bitmiyor, bitmiyor! Elbet çökecek bu sistem’   Kayuş, erkek egemen devlet yapısının topluma işlediğine işaret ederken, “Öyle bir durumdayız ki 50-60 sene bile bizi toparlamak için az gelir, bütün kötülükler fışkırdı; insanlara, karakterlerine nüfuz etti, sosyolojik olarak toplumu mahvettiler” dedi.  LGBTI+’lar, kadınlar, Ermeniler, Kürtler, Süryaniler, Lazlar ve tüm halkların haklarını talep ettiğini ve bu taleplerin bitmediğini vurgulayan Kayuş, “Bitmiyor, bitmiyor! Kadınlar her an isyanda, çöküş olacak, elbet patlayacak ve çökecek bu sistem, sadece bunu bekliyoruz” ifadelerini kullandı.   ‘Bir ananın daha kalbi yandı’   Süryani bir kadın olarak, hangi halktan olursa olsun katledilen her insan için tepkileri dile getirdiklerini ifade eden Süryani Sariya ise kadına yönelik gerçekleşen her türlü şiddeti kınadığının altını çizdi. “Bilhassa genç bir kadını kaybettik, ailesine baş sağlığı diliyoruz, bir ananın daha kalbi yandı” diyen Sariya, 1915’ten bugüne kadar bir gelişme olmadığına değindi. Sariya, birkaç yıl içinde faillere caydırıcı cezalar verilmemesinin de etkisiyle şiddetin daha çok artış gösterdiğini vurguladı. İstanbul Sözleşmesi’nin Türkiye’de yaşayan kadınlar için bir koruma ve kalkan olduğunu söyleyen Sariya, “Türkiye’de yaşayan bir Süryani kadın olarak benim de kızlarım var, yarın öbür gün kızlarımı korkuyla okula gönderip okutacağım. Benimle beraber tüm kadınlar bu korkuyla çocuklarını büyütecek ve yaşayacak, bunun için Sözleşme’yi yaşatmak gerekiyor, yaşatmalıyız!” çağrısında bulundu.   Sariya son olarak, kadınların ayağa kalkıp harekete geçmesi için seslendi ve ekledi: “Bu durumdan iktidardaki kadınlar bile memnun değil, herkes vicdan azabı çeker bir kadının katledilmesinden, bu süreç bitmeli.”   ‘Hrant Dink katliamının bir benzeri’   Rum Katrin Nikolao da HDP’ye yönelik gerçekleştirilen saldırı ve katledilen Deniz için, “Deniz Poyraz içimi çok acıttı. İnsanları galeyana getirip sokağa dökmek, Kürtlere ve diğer halklara gözdağı vermek, korkutmak, sindirmek, bunlar bir provokasyondur” yorumunu yaptı. Deniz’i katleden fail Onur Gencer’in adeta “sarıp sarmalanarak” korunmasına dikkat çeken Katrin, şu değerlendirmelerde bulundu: “Vergilerimizle eğitim verilen özel milislere güç verme, onları övme ve cesaretlendirme madalyası failin “işini” yapıp beni serbest bırakın demesinden belli. Bu olay da aynı Hrant Dink katliamının bir benzeri.”   ‘AKP iktidarında kadınlar itibarsızlaştırıldı’   Halkların bu coğrafyada çok fazla bedel ödediğini, hala da ödemeye devam ettiğini belirten Katrin, “Çok yazık, nefret ede ede nefret ettiriliyor halklardan. Çok üzgünüm gencecik bir kadın bu bedeli ödedi” dedi. Konuşmasında şiddetle mücadelede İstanbul Sözleşmesi’nin önemine de işaret eden Katrin, “Sözleşme’nin şiddet karşısında kadınlar için adeta bir sigorta” olduğunu vurguladı. Katrin, 20 yıllık AKP iktidarında kadınların itibarsızlaştırıldığı değerlendirmesinde bulundu.   ‘Kadın mücadelesiyle kazanılmış tüm haklar yok sayılacak’   Katrin, hukuki bağlayıcılığı olan çok kapsamlı bir belge olmakla beraber, mülteci ve göçmen kadınlar ile çocukları koruyan ve hükümlere dahil olup LGBTİ+ haklarını da kapsayan İstanbul Sözleşmesi’nin bir insan hakları belgesi olma özelliği taşıdığını vurguladı. Katrin son olarak, sözleşmenin kaldırılmasıyla özellikle kadın mücadelesiyle kazanılmış tüm hakların yok sayılacağını sözlerine ekledi.