Sivas Katliamı'nın ardından 28 yıl: Katilleri tanıyoruz 2021-07-02 09:01:30     Öznur Değer   ANKARA - Sivas Katliamı’nı ilk günkü acısıyla hisseden ve katliamda kardeşi Gülsüm Karababa’yı yitiren Nilgün Karababa, "Yapanı biliyoruz, katilleri tanıyoruz. Devletin tarafsız olması gerekiyor. Biz kimin ne yaptığını biliyorduk ama bizim söylememiz bir şey ifade etmiyordu" dedi.     Kuruluşundan bu yana ayrıştırıcı, ötekileştirici ve kışkırtıcı dil ile uyguladığı yönetim politikaları nedeniyle, çok sayıda katliama sahne olan Türkiye’de, bu katliamlar sonucunda onlarca kişi yaşamını yitirdi. Türkiye’nin yakın tarihine bakıldığında ise, Ankara Gar Katliamı, Suruç Katliamlı, Antep Katliamı, Diyarbakır Katliamı, yaşanan katliamlardan sadece bir kaçı. Halk ise, tarih boyunca bu katliamlara tanıklık etti, sayısız acının öznesi oldu.    2 Temmuz 1993: Sivas Katliamı   Tarihte biraz daha geriye gittiğimizde yaşanan katliamlardan biri de Sivas Katliamı. 2 Temmuz 1993 tarihinde Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılmak için yazar, sanatçı, şair ve gazetecilerin de aralarında bulunduğu 33 kişi ile birlikte iki tane otel çalışanı Sivas’ta Madımak Otel’de bir grup ırkçı tarafından yakılarak katledildi. Sivas ya da Madımak olarak anılan katliamda 51 kişi ise yaralı olarak kurtuldu.   Siyasetçilerin söylemleri   Katliamın ardından ülkedeki muhalifler başta olmak üzere çok sayıda kişi tepki gösterirken, dönemin Başbakanı Tansu Çiller ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başta olmak üzere siyasetten birçok isim ise katliamı meşru kılan sözler sarf ederek, toplumsal ayrıştırmayı derinleştirmiş oldu. Tansu Çiller, "Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir" derken, Süleyman Demirel ise “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş” sözleriyle katledilen insanları görmezden gelen bir tavır takındı. Dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu da Aziz Nesin'i hedef göstererek, "Aziz Nesin'in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir" dedi.   ‘Katliam değil hadise’   Yaşananları “katliam” olarak tanımlamayan dönemin Sivas Belediye Başkanı ve günümüzde Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da yıllar sonra yaptığı bir açıklamada, "Katliam olarak vasıflandırmadım. Bu üzücü bir hadisedir. Ancak; katliam demek ‘kasıtlı olarak ben bu insanları öldürmek için şunu yaptım’ denirse olur. Orada bir hadise meydana gelmiş; oteldeki perdeler yakılmış, arabalar yakılmış. Arkasında da ateş bacayı sarmış. İçerideki insanlar da benim hala anlayamadığım, pencereleri açmadıklarından dolayı ölmüş" ifadelerini kullandı.   İddianame ayrıştırıcı   Katliama ilişkin başlatılan soruşturma kapsamında 35 kişi gözaltın alındı. Ardından bu sayı 190’a çıktı ve 190 kişiden 124’ü hakkında “laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma” suçlamasıyla dava açıldı. Katliama ilişkin hazırlanan iddianamede, olayların nedeni "şenliklere katılanlar" olarak gösterildi ve Aziz Nesin'in varlığı "eylemin hazırlayıcı sebepleri" arasında sayıldı. İddianamede "Hele hele Aziz Nesin'in İslam Dini'ne karşı tutum ve davranışları ve açıklamaları, kapalı bir salonda düzenlenen toplantıda terör örgütü militanları için saygı duruşunda bulunulması, eylemin hazırlayıcı nedenleri arasında sayılabilir" ifadelerine yer verilerek, katliam sonrasında da ayrıştırıcı dil kullanılmaya devam edildi.   85 fail ceza aldı 37’si beraat etti   Kamuoyunda Sivas Katliamı Davası olarak bilinen davanın ilk duruşması 21 Ekim 1993’te Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) görüldü. 26 Aralık 1994’te karar duruşması görülen davada, 22 fail hakkında 15'er yıl, 3 fail hakkında 10'ar yıl, 54 fail hakkında 3'er yıl, 6 fail hakkında ise 2'şer yıl hapis cezası verildi. Davada yargılanan 37 fail hakkında ise beraat kararı verildi.   Yeniden yargılama   DGM’nin kararının “taraflı, hukuka ve adalete aykırı” olduğunu ifade eden avukatlar temyize başvurdu. Ardından Yargıtay 9’uncu Ceza Dairesi katliamın “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu. Bunun üzerine Ankara 1 No'lu DGM yargılamayı yeniden başlattı.   Hapis cezaları onandı idam cezası bozuldu   Yargılamanın yeniden başlamasının ardından 28 Kasım 1997'de, 33 fail idam cezasına, 14 fail ise 15 yıla kadar değişen hapis cezasına çarptırıldı. Yargıtay 9’uncu Ceza Dairesi 24 Aralık 1998'de verilen hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usul noksanlıkları nedeniyle bozdu. Usul eksikliklerinin giderilmesi sonucunda 16 Haziran 2000'de 33 fail yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerinin cezaları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevrildi.   Utanç müzesi yerine kültür merkezi    Mahkeme sürecinde yaşanılan eksiklikler cezaların bozulması ardından yeniden yargılanmaların yapılması tartışmaları devam ederken, Madımak Otel’in "utanç müzesi" olması talebi ise aileler tarafından sürekli dile getiriliyordu. Ailelerin taleplerini yine görünmezden gelinirken, otel 2011’de Bilim ve Kültür Merkezi olarak yeniden hizmet vermeye başladı.   AYM görüşmeyi erteledi    Uzun süren tartışmaların ardından firari sanıklar hakkında Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) götürülen dosya, 13 Mart 2012'de zaman aşımına uğradı. Katliamda yakınlarını kaybeden aileler, yargılama sürecinin etkili yapılmadığı ve adil yargılamaya ilişkin hükümlerin ihlal edildiğini, katliamın "insanlığa karşı suç" kapsamında değerlendirilmesi ve bu sebeple de zamanaşımına uğramaması gerektiğini belirterek 2014’te AYM’ye başvuruda bulundu. 7 yıl sonra 29 Haziran’da AYM’nin bu konuyu görüşmesi beklenirken, konunun görüşülmesinin ertelendiği ve daha sonra görüşüleceği belirtildi.    ‘Acı hiçbir zaman gitmiyor’   Katliamda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ablası Nilgün Karababa katliamın 29’uncu yıl dönümüne ilişkin ajansımıza konuştu.    Yalnızca kardeşi değil, birçok tanıdığını kaybettiğini belirterek sözlerine başlayan Nilgün, 29 yılın kolay yaşanmadığını belirtti. Gülsüm’ün hemen ardından babalarını da kaybettiklerini ifade eden Nilgün, çok kötü zamanlar yaşadıklarına dikkat çekti. Nilgün, “O acı yüreğinizin içine oturuyor ve o acı hiçbir zaman gitmiyor. Duygu ayağının yerine bir de mücadele ayağını yürütmeye çalışıyorsunuz. Hukuk ayağı var, hala devam eden mahkemeleri var. Büyük dava ise zamanaşımına uğradı” sözlerine yer verdi.   ‘Devlet bir açıklama yapmadı’   “Hafızalarımız biraz paslanıyor, biraz uzaklaşıyoruz gün içinde hayat gayesinden” diyen Nilgün, hala her şeyi detaylarıyla hatırladığını ifade etti. Ülkede Madımak’tan sonra çok katliamlara maruz kaldıklarının altını çizen Nilgün, “Çok ölüm yaşadık. Sabah kalktığımızda ne ile karşılaşacağımızı bilmediğimiz bir ülkedeyiz. 8 saat düşünün. Bir organizasyonla yapılıyor ve 8 saat devletin gözetiminde insanlar yakılıyor. Buna karşı devletten herhangi bir açıklama, bir üzüntü ve pişmanlık belirtisi ya da önlemeye yönelik bir adım göremedik. 29 yıl inanılmaz bir mücadeleyle geçti. Buna yürek değil hiçbir şey dayanmaz. 29 yıldır sokaklarda mücadele etmekten başka bir şeye zaman bile ayıramadık. Hepimizi derinden sarsan bir katliamdı bu ve unutturulmaması gereken bir katliam. Çocuklarımıza kaybettiklerimizin isimlerini verdik. Hayat bir şekilde devam ediyor ama hayatımız hep kesintiyle devam ediyor” şeklinde konuştu.   ‘Ödüllendirildiler’   Sivas katliamındaki birçok sanık avukatının terfii edildiğine işaret eden Nilgün, kimisinin AYM’de, kimisinin ise bakan olduğunu sözlerine ekledi. Avukatların ödüllendirildiklerini aktaran Nilgün cümlelerini şöyle sonlandırdı: “Bu ‘Siz yapın, biz sizin arkanızdayız. Korkmayın hatta biz sizi gerekli mevkilere de çıkartırız’ demektir. Topluma böyle bir mesaj verdiler. Yapanı biliyoruz, katilleri tanıyoruz biz. Devletin tarafsız olması gerekiyor. Biz kimin ne yaptığını biliyorduk ama bizim söylememiz bir şey ifade etmiyordu. Daha dün HDP İzmir İl binasında gerçekleşen katliam, Sivas gibi organize edilmiş bir şey. Çadırlar, açılıyor karşısında günlerce izleniyor. Katil elini kolunu sallayarak silahla içeri giriyor. Saatlerce orada kalıyor. Ve orada polis var. Bir taraf göz yumuyor. Devletin buna bakış açısını biliyoruz. Yeter ki kendi saltanatları devam etsin. Kargaşa çıkaralım. Gün geliyor Alevileri katledelim, Alevileri bitirdikleri zaman Kürtlere saldıralım. Sürekli bu döngü devam edip gidiyor.”