KADAV Mayıs-Haziran raporunu açıkladı 2021-07-30 19:47:20     HABER MERKEZİ - KADAV’ın Mayıs-Haziran raporunda feshedilen İstanbul Sözleşmesi’ne atıfta bulunularak, Türkiye’nin resmi olarak Sözleşme’den çekilmediği aylarda şiddetle mücadele mekanizmalarında fiili ve keyfi uygulamaların arttığı ve kadınların bu mekanizmalardan etkin desteği alamadığına dikkat çekildi.    Toplumsal cinsiyete dayalı şiddete maruz bırakılan göçmen ve Türkiyeli kadınlara yönelik dayanışma danışma çalışmaları yürüten Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV) 2021 Mayıs-Haziran raporunu yayımladı.   KADAV tarafından yayımlanan raporda, 1 Temmuz 2021 tarihi itibariyle Türkiye, kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetle mücadele açısından en kapsamlı uluslararası hukuki düzenleme olan İstanbul Sözleşmesi’nden kadınların ve LGBTİ+’ların tüm itirazlarına ve hukuki başvurulara rağmen resmi olarak çekildiği hatırlatıldı.   Raporda devamla şunlar ifade edildi:   “Hatırlatmak isteriz ki İstanbul Sözleşmesi şiddetsiz bir yaşam mücadelesi veren kadınlar için hayati önem taşımaktadır. Sözleşme, ‘toplumsal cinsiyete dayalı’ ayrımcılık ve şiddeti temel alan ve toplumsal cinsiyeti tanımlayan ilk uluslararası belgedir. Sözleşmeye taraf devletler, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin etmekle yükümlüdürler. Şiddetin her türüyle mücadele konusunda, uluslararası işbirliğini ve bu alanda çalışan kadın örgütleriyle koordinasyonu öngörmekte olan İstanbul Sözleşmesi, hem özel alandaki hem kamusal alandaki cinsiyete dayalı şiddeti yasaklamaktadır.”   ‘Fili ve keyfi uygulamalar arttı’   Raporda, Türkiye’nin resmi olarak Sözleşme’den henüz çekilmediği mayıs ve haziran ayları boyunca, dayanışma içerisinde oldukları kadınların deneyiminin İstanbul Sözleşmesi ile kurulmuş olan şiddetle mücadele mekanizmalarında fiili ve keyfi uygulamaların arttığı ve kadınların bu mekanizmalardan etkin desteği alamadığı yönünde olmasına dikkat çekildi. Raporda, “Öte yandan, şiddet faillerinin sözleşmenin kaldırılmasından ve cezasızlık politikalarından güç alması, kadınların ise koruyucu mekanizmalara erişememesi kadına yönelik şiddetle mücadele açısından önemli kaygıları açığa çıkarmaktadır. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması ile birlikte kadına yönelik şiddetle mücadelede sahip olduğumuz diğer yasal kazanımlarımız da tehlikeye düşmekte ve bu durum kadınları şiddet kaygısıyla yaşamaya itmektedir. Haziran ayı sonlarında cinsel istismar suçlarında ‘somut delil’ aranması şartının mecliste tartışılması ve cinsel istismarın affının tekrar gündem olmasıyla birlikte, cinsel istismar faillerinin serbest bırakılacağı ya da tutuklanmayacağı algısının yayıldığı ve bu durumun büyük bir kaygı yarattığı gözlemlenmiştir” denildi.    6284 Sayılı Kanun uygulanmıyor   Bu süre zarfında kadınların ve çocukların güçlendirilmediğinin anlaşıldığı şöyle ifade edildi: “Mayıs ve haziran ayları boyunca çocuğun cinsel istismarına dair aldığımız başvurularda, kadınların ve çocukların yargılama ve sonrasındaki süreçlerde ekonomik ve psikolojik hiçbir destek alamadığı için ikincil örselenmeye maruz kaldıkları ve güçlenmelerini sağlayacak mekanizmalara yönlendirilmediği anlaşılmıştır.”   Raporda 6284 Sayılı Kanun’un da uygulanmadığına da dikkat çekilerek şöyle denildi: “Şiddete maruz kalan kadınlar, şiddetten uzaklaşma mücadelesinde 6284 Sayılı Kanun gereği gibi uygulanmadığı için ekonomik destek alamamakta, bununla birlikte Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve yerel yönetimler sosyal ve ekonomik desteklerde kadına yönelik şiddeti, özel hassasiyet kriteri olarak etkin şekilde uygulamadıkları için diğer sosyal desteklerden de faydalanamamaktadır. Adli Yardım Büroları’nda ise şiddete maruz kalan ve çalışan, ancak kazancı ile yalnızca temel geçim ihtiyaçlarını karşılayabilen kadınların, içinde bulunduğu şiddet ve can güvenliği riski ve ekonomik yeterlilik durumları gereği gibi ölçülmeden avukat atama taleplerinin direkt olarak reddedildiği gözlemlenmektedir.”   Pandemi ve ekonomik kriz    Pandemi sürecinde ekonomik krizin derinleşmesiyle beraber kadınların yoksullukla karşı karşıya kaldığına değinilen raporda, “Pandemi ve ekonomik kriz nedeniyle hem göçmen hem Türkiyeli kadınlar yoğun yoksullukla karşı karşıya kalmaktadır. Göçmenlerin sigortasız çalışmak durumunda kaldıklarını ve pandemi kısıtlamaları sürecinde işten çıkarıldıklarını, ayrıca işsizlik ödeneği de alamadıkları için ekonomik olarak zor durumda kaldıklarını ve kamunun hizmetlerinden faydalanamadıklarını gözlemlemekteyiz. Öte yandan ev içi şiddet biçimleri arasında ekonomik şiddetin yaygın şekilde yer aldığı ve erkek tarafından kadınların ekonomik haklarının gasp edildiği, nafakalarının ödenmediği, çocuk ve ev bakım masraflarının tek başına üstlerine yıkıldığı riskli bir durum ortaya çıkmaktadır” diye belirtildi.    Kadınlar randevu alamıyor   Raporda geçici koruma altındaki kadınların randevu alamadığı için sosyal-ekonomik desteklere erişememesi şu ifadeler ile anlatıldı: “Şiddetsiz bir hayat kurmak isteyen geçici koruma altındaki kadınların önündeki bir diğer engel ise İl Göç İdaresi’nde kronikleşmiş bir sorun haline gelen randevu alınamaması durumudur. Kadınlar kimlik, kayıt ve güncelleme işlemlerini gerçekleştirmediği için haklara ve sosyal-ekonomik desteklere erişememektedir.   Kadınların talepleri   2021 Mayıs ve Haziran aylarında KADAV’a ulaşanların yüzde 66’sının Suriye, yüzde 27’sinin Türkiye, yüzde 1’inin Ukrayna, yüzde 1’inin Ürdün, yüzde 1’inin Gürcistan, yüzde 1’inin Cezayir, yüzde 1’inin Azerbaycan, yüzde 1’inin Mısır ve yüzde 1’inin Özbekistanlı olduğu belirtilerek, KADAV’a ulaşanların yüzde 32’sinin nakit destek, yüzde 22’sinin hukuki destek, yüzde 16’sının koruma desteği, yüzde 7’sinin sığınak desteği, yüzde 7’sinin kimlik desteği, yüzde 4’ünün sağlık desteği, yüzde 3’nün psikolojik destek, yüzde 3’ünün istihdam desteği, yüzde 2’sinin bilgilendirme desteği, yüzde 2’sinin 3. ülke talebi, yzüde 1’inin psiko-sosyal destek, yüzde 1’inin eğitim desteği talepleri olduğu söylendi.   Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.