Ayşe Acar Başaran: Kadın düşmanı politikaların bedelini kadınlar canlarıyla ödüyor 2021-08-05 13:46:56   ANKARA - HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, Aleyna Çakır'ın ölümünün baş şüphelisi Ümitcan Uygun'un derhal tutuklanması gerektiğine dikkat çekti. Ayşe, "Biz kadınlar üçüncü sayfa haberlerinde ‘tecavüze uğramış, katledilmiş, vahşi yöntemlerle cenazesi ormanlık alanlara gömülmüş’ haberleri görmek istemiyoruz" dedi.    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, Genel Merkez binasında basın toplantısı düzenleyerek, gündeme dair gelişmeleri değerlendirdi.    Çok yoğun gündemlerin olduğu bir süreçten geçildiğini belirten Ayşe, ilk olarak, 3 Ağustos Şengal Katliamı’nın yıl dönümüne değindi. DAİŞ'in Şengal'e yönelik saldırısıyla Ezîdîlere yönelik 74'ncü fermanını gerçekleştirmek üzere saldırı gerçekleştirdiğini anımsatan Ayşe, saldırının üzerinden 7 yıl geçmesine rağmen, 3 bin Ezîdî kadından hala haber alınamadığını kaydetti. Ayşe, ancak Ezidî kadınlar başta olmak üzere Ezîdî halkının, bu süreç içerisinde onca acıya rağmen dimdik ayakta durmayı başardığına işaret etti. Ezîdîlerin yeni bir yaşamı inşa etmeye başladığını söyleyen Ayşe, “Şengal halkı, yeniden yaşamı kendi kültürü ve inancıyla inşa etti, yeni yaşamı örgütledi. Şengal halkı artık iradesine sahip çıkıyor. Şengal’de artık sadece acı yok, Şengal’de direniş var ve örgütlenme var. Saldırıların ardından tekrar topraklarına dönen Ezîdî halkı, örgütlenerek özsavunma birliklerini, kadın ve eğitim kurumlarını, özerklik meclislerini ve yerel yönetimlerini kurarak katliama 'örgütleniyoruz' şiarıyla yanıt verdi. Ezîdî Kadın Hareketi fermana cevap olmak için ilan edildi. Buradan, Ezîdî kadınların mücadelesini selamlıyoruz” diye belirtti.    ‘Dünya'nın pek çok yerinde soykırım tanınmıyor’   Ezîdî halkının örgütlenmesini hazmedemeyen bütün uluslararası güçlerin DAİŞ öncesi süreci tekrar inşa etmek amacıyla Şengal Anlaşması’nı imzaladığını söyleyen Ayşe, “Şengal’de bir iradenin ortaya çıkmasını, kendi geleceği açısından 'tehlikeli' olarak gören güçler, bombalamalarla bu örgütlenmeyi ortadan kaldırmak istemekte. Türkiye de bunu yaparak Şengal halkının iradesini tanımamakta ısrarcı. Ezidîleri kendi topraklarından sürgün etmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. IŞİD’in de gücü yetmeyecek. 3 Ağustos günü 'Kadın Kırımı ve Soykırıma Karşı Uluslararası Eylem Günü' ilan edilmelidir. 3 Ağustos’ta Şengal’de yapılanlar sadece fiziki değildi; dil, kültür ve inançsal açıdan da soykırımdı. Soykırım Belçika ve Hollanda tarafından tanındı. Ama maalesef dünyanın pek çok yerinde bu soykırım tanınmıyor” sözlerine yer verdi.    ‘İktidarın hedef gösterme siyasetiyle Dedeoğulları katledildi’   Ayşe, Türkiye’de uzun süredir iktidarın yürüttüğü nefret politikaları, ayrıştırma politikaları ve hedef gösterme siyaseti nedeniyle Konya’nın Meram ilçesinde 30 Temmuz günü Dedeoğulları ailesinin evine düzenlenen ırkçı saldırıda 4’ü kadın olmak üzere toplam 7 Kürt’ün katledildiğini hatırlattı. Ailenin evinin ateşe verildiğini anımsatan Ayşe, daha önce Dedeoğulları ailesine bir saldırı gerçekleştirildiğini ve ailenin defalarca koruma talep ettiğini, defalarca “yaşamımız tehlikede, ırkçı bir saldırıyla yüz yüzeyiz” dediğini aktardı. Ayşe, “Saldırgan silahlı saldırı sonrası Dedeoğlu ailesinin evini de ateşe verdi. Daha önce de aileye yapılan saldırıda Barış Dedeoğulları, 'Biz ülkücüyüz, sizi burada yaşatmayacağız' diyenleri koruyan iktidar Dedeoğlu ailesini korumadı, korumak istemedi bu katliamla yüz yüze bıraktı ve en son 7 Kürt, bu cezasızlık politikalarıyla, bu hedef gösterme siyaseti sonucu katledildi” ifadelerini kullandı.    Ayşe, açıklamanın devamında şunları söyledi;   Altındaki motivasyonun ırkçılık olduğunu biliyoruz    “Saldırı, ilk gününden bugüne, tıpkı Afyon’daki saldırı, tıpkı en son dün Çorum’da olduğu gibi, tıpkı daha önce Ankara’da olduğu gibi tıpkı Antalya Elmadağ’da olduğu gibi münferit olaylarmış gibi yansıtıldı. Ya da Deniz Poyraz’da olduğu gibi münferit olaylar, adli vakalarmış gibi yansıtıldı. Ama biz bunun altındaki motivasyonun ırkçılık olduğunu çok iyi biliyoruz. Ama biz bunu teşvik edenlerin, sırtlarını sıvazlayanların Deniz Poyraz’ın katilini gözaltına alırken incitmeden pamuklara sararak gözaltına alarak onları teşvik edenlerden biliyoruz.    Kürtleri katledilenlerin sırtları sıvazlandıkça saldırılar devam ediyor    Aysel Tuğluk yoldaşımızın annesinin cenazesini mezarından çıkartanlarla fotoğrafları çıkanların yaklaşımından faillerini çok iyi biliyoruz. Bunu, Sivas’tan, Madımak’ta Alevilere yapılanlardan çok iyi biliyoruz. Bunu Şengal’de yapılan soykırımdan çok iyi biliyoruz. İşte bu nefret politikaları, saldırılara zemin hazırlıyor. Kürtleri katledenleri cezasızlıkla ödüllendirdikçe, Kürtlerin katledenlerin sırtları sıvazlandıkça bu saldırılar devam ediyor. İktidarın ırkçı saldırılara karşı önlemleri failleri serbest bırakmak ya da Kürtleri oldukları yerden başka bir yere nakletmek ya da memleketlerine geri göndermek. Yani, iktidar kolluk önce Kürtleri hedef gösteriyor, bu ırkçı saldırılarla yüz yüze bırakıyor, failleri cezasızlıkla ödüllendiriliyor, yetmezmiş gibi zaten topraklarında kendi geçimlerini sağlayamayan, mevsimlik işçi olarak metropollere göç etmek zorunda kalan insanlar dönün buraları terk edin diyerek evlerine geri gönderiyorlar. İşte aslında yaşadıklarımızın toplamının özeti bu.     Kimler tarafından teşvik edildiğini iyi biliyorlardı    Bizler Konya’daki aileye hem taziye ziyaretinde bulunmak, dayanışmamızı göstermek için cenazeye ve taziyelerine katıldık. Orada aslında aile bireylerinin ortaya koyduğu tavır çok netti. Aile bireyleri 'ağlamayacağız' diyordu. Ağlarsak kazanırlar. Kendileri de sadece tek bir failin olmadığını çok iyi biliyorlardı, tek bir kişinin bu kadar planlı, projeli olarak gelip tek bir aileyi ortadan kaldıramayacağını çok iyi biliyorlardı. Bunun aslında nereden beslendiğini, kimler tarafından teşvik edildiğini çok iyi biliyorlardı.     İktidar bir yangını söndürme beceriksizliğini kabul etmiyor    Son günlerde bütün dünyada orman yangınları varken, bütün dünya ekolojik bir iklim kriziyle yüz yüzeyken, ormanlar yanarken, seller yaşanırken iktidarın yangın konusunda işaret ettiği fail olarak gösterdiği HDP ve Kürtler tam da yine bu ırkçı saldırılarla yüz yüze kalıyor. İktidar, bütün dünyadaki iklim kriziyle baş edemediğini itiraf etmiyor. İktidar, yıllardır bütün bu ülkenin varlığını yoğunu kendi rantına ve kendi iktidarına yatırdığını kabul etmiyor. İktidar, bir yangını söndürme beceriksizliğini kabul etmiyor. Ama bu yangının sorumluluğunu HDP ve Kürtlere yönelterek aslında ırkçı saldırılara zemin hazırlıyor. Ülkedeki orman yangınlarını söndüremeyen iktidar, daha büyük bir toplumsal yangını, daha büyük bir toplumsal ateşi körüklemekten geri kalmıyor. Olacak iş mi gerçekten? Gerçekten bütün toplum olarak hayretler içinde izliyoruz. Cumhurbaşkanı çıkıyor ve ne kadar başarılı bir yangın söndürme çalışması yürüttüğünü ifade ediyor. Ama ormanlar yanmaya devam ediyor, yangınlar şehir merkezlerine dayanmış durumda. Yangın termik santrale ulaşmış durumda ama 'yönetemiyoruz' demiyorlar, tercihimiz halktan ve ekosistemden yana demiyorlar, hedef göstermeye devam ediyorlar, suçlarını örtbas etmeye çalışıyorlar.    Bu ülkenin bütçesi nereye gidiyor?    Bu ülkenin bütçesi nereye gidiyor sormak lazım. Ve ilk verdikleri refleksleri de kendilerine sormak lazım. Van’da sel olmuş tek bir adım atılmış değil, insanlar kendi kaderlerine terk edilmiş durumda, kendi çabalarıyla bu afeti durdurmaya, bu afetin yarattığı sonuçlarla yüz yüze kalıyorlar. Ülkenin dört bir yanı yangın yeri. Bu toplum kendi imkanlarıyla yangınları söndürmeye çalışıyorlar. Ama iktidarın milletvekilleri çıkıp vatandaş keşke bizim evimiz yansa da diyecek diyor. Oralara TOKİ’ler dikeceğiz diyor. Daha yangınlar söndürülmemişken TOKİ’nin projeleri ortaya çıkıyor.  İşte bunların yangına müdahale anlayışı! Bu sözler, yangınları önleyemediklerinin itirafıdır.   Açlık grevleri ve tecrit vurgusu    Bütün bu ülkenin varını yoğunu savaşa yatıranlar,  savaş politikaları sonucunda İmralı’da Sayın Öcalan’a ağırlaştırılmış tecrit uygulanıyor. Tecride karşı cezaevlerinde devam eden açlık grevleri de 252’nci gününe girdi. Ne zaman ki tecrit ağırlaştı; bu ülkede ekonomik kriz, siyasal kriz, toplumsal kriz yaşanmaya başladı. Tecrit politikalarında ısrar etmek savaş ve şiddeti beslemektir. Tecridin en ağırını yaşayanlar ise kadınlar oluyor. Kadınlar evlere kapatılarak tecrit ediliyor, kadınlar siyaseten tecrit ediliyor, kadınlar devletin yükümlülüğünde bulunan şiddete karşı mücadele ettiklerinde gözaltına alınıp tutuklanıyor, en önemlisi de kadınlar her gün bu savaş ve kaos ortamında kışkırtılan erkeklik ve militarist politikalar sonucu vahşice katlediliyor.    Ümitcan Uygun derhal tutuklanmalıdır    Bakın, günlerdir kaybolan Azra Gülendam Haytaoğlu’nun cenazesi ormanlık bir alanda bulundu. Katili de Mustafa Murat Ayhan. Azra, cinsel saldırıya uğrayarak işkenceyle katledildi. Aynı gün Maraş’ta Emine Gökkız, ormanlık bir alanda katledilmiş bir halde bulundu. Yine Antalya’nın Kepez ilçesinde 18 yaşındaki Sıla Yılmaz’dan günlerdir haber alınamıyor. Yine bugün öğrendik ki, daha önce Aleyna Çakır’ın ölümünden baş şüpheli olan Ümitcan Uygun, kadınların, bizlerin tüm tepkilerine rağmen tutuklanmadı. O kadar uyarmamıza rağmen şüpheli bir şahıs elini kolunu sallayarak dolaştı. Şimdi de evinde başka bir kadın olan Esra Hankulu’nun cenazesi bulundu. Biz daha önce defalarca uyarmıştık. Uygun’un tutuklanması için daha ne kadar delil olması gerekiyor? Savcılar, hakimler bu konuda ne düşünüyorlar? Bir kadının daha yaşamına mal olan kararlarının farkındalar mı? Bu şahsın tutuklanması için daha fazla mı kadını katletmesi gerekiyor? Bu şahıs bir seri katil haline döndü ve bu seri katil iktidarın cezasızlık politikaları nedeniyle suç işlemeye devam ediyor. Ümit Can Uygun derhal tutuklanmalıdır ve serbest bırakan hakim ve savcılar hakkında da HSK derhal işlem başlatmalıdır.   Kadın düşmanı politikalarının bedelini kadınlar canlarıyla ödüyor   Tıpkı Pınar Gültekin gibi, tıpkı Özgecan Aslan gibi, tıpkı Fatma Altınmakas gibi, tıpkı Şule Çet gibi… Nereli oldukları, kimlikleri, ne iş yaptıkları fark etmeksizin sırf cinsiyetlerinden dolayı, sırf kadın olduklarından dolayı katlediliyor. İktidarın erkek yargısı ne yapıyor? Katil erkeklerin sırtını sıvazlayarak kravat indirimi uyguluyor. İktidarın; yargısıyla, medyasıyla, kadın düşmanı politikalarının bedelini kadınlar canlarıyla ödüyor. Artık kadınların bu ülkede katliam ve şiddetle anılmasını istemiyoruz. Biz kadınlar ismimizin üçüncü sayfa haberlerinde tecavüze uğramış, katledilmiş, vahşi yöntemlerle cenazesi ormanlık alanlara gömülmüş haberleri görmek istemiyoruz.  Bunu değiştirebiliriz. Biz kadınlar, değişimin dinamik güçleriyiz. Erkek ittifakına karşı kadın dayanışmamızla kadınları yaşatabiliriz. Ölüm, kan, nefret, ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı, cinsiyetçi politikalara karşı sesini yükseltmek isteyen kadınlar,  bu politikalara artık hep beraber ‘dur’ diyelim. ‘Artık yeter’ diyelim. Hep birlikte AKP-MHP ittifakına karşı gücümüzü birleştirelim. Katledilen her bir kadın, bizler için isyan gerekçesidir.   Erkek egemen siyaseti kabul etmeyen Beyrutlu kadınlara selamlar    Her gün şiddet, savaş, katliam politikaları ile yüz yüze gelirken Beyrut’ta, Ortadoğulu kadınlar bir araya gelerek faşist ve tekçi iktidarlara karşı güçlerini birleştirdiler. Bizim arkadaşlarımız da Ortadoğu ve Kuzey Afrika 2. Kadın Konferansı, 'Kadınların Birliği ile Demokratik Devrimi Gerçekleştireceğiz' sloganıyla 30-31 Temmuz tarihleri arasında Beyrut’taydı. Sorunlarımızın ortak olduğunu hep birlikte gördük. Sorunlarımız ortaksa dayanışmamız ve mücadelemiz de ortak olmalıdır. Kadınlar, 'Demokratik Kadın İttifakı’nın'  kurulmasını Beyrut’ta kararlaştırdı. Buradan Beyrut’ta bir araya gelen, mücadele yürüten, tekçi faşist erkek egemen siyaseti kabul etmeyen kadınlara selamlarımızı iletiyoruz.     HDP kadın katliamlarına karşı aktif politika yürüten tek partidir   Ülkenin yangın hali içerisinde AKP-MHP faşist blokunun, her zaman gündemlerinde vazgeçilmez bir konu var. Yaptıkları açıklamalarıyla partimizi hedef gösteriyor. İşleri güçleri partimiz ile uğraşmak haline gelmiş. HDP’siz bir ülke hayali ile yatıp kalkıyorlar. Gittikleri her yerde dillerinde HDP düşmüyor artık. Medyalarında HDP’siz HDP’yi tartışıyorlar. Çünkü HDP’nin onları göndereceklerinin çok iyi farkındalar. HDP’nin bu ülkede onların faşist, ırkçı, cinsiyetçi, Kürt ve kadın düşmanı politikalarına çomak soktuklarının farkındalar. HDP bu ülkede gerçek anlamda muhalefet yapan tek partidir, HDP bu ülkede kadın katliamlarına, çocuk istismarlarına karşı aktif politika yürüten Meclis’teki tek partidir, HDP bu ülkede ekonomik krize çözüm getiren Meclis’teki tek partidir. HDP bu ülkede ekolojik kırıma karşı söz söyleyen ve bunun politikasını yaparak hükümetin doğa düşmanı politikalarını teşhir eden tek partidir. İşte HDP bu yüzden bu kadar hedef.   HDP'nin ağacı giderek büyüyerek kök salacak    HDP’nin bu ülkede yeni bir yaşam iddiası var. Bizlerin söyleyecek sözü var. Onu da sadece sözde değil, özde de hayata geçiriyor. İşte bu yüzden diyoruz; HDP’ye yönelik kapatma tehditleri, saldırılar sadece bize değildir. Başta bu ülkede en çok şiddete, saldırılara, cinsiyetçiliğe maruz kalan kadınlaradır; gelecek hayali kuramayan gençleredir bu saldırılar, emeği sömürülen işçiyedir, ormanı, doğası yanan halklaradır, bu saldırı Türkiye halklarınadır. O yüzden, hedef gösterilen HDP ağacı etrafında başta kadınlar olmak üzere halklarımız kenetlenmelidir. HDP’nin her bir yaprağını soldurmak isteyenler, şunu bilsin ki o yapraklar sarmaşık olacak, HDP’nin ağacına göz dikenler şunu iyi bilsin ki o ağacın gövdesi giderek büyüyecek kök salacak. Kökleri bu ülkenin geleceğine ışık tutacak ve iktidar bunu engelleyemeyecek. Bunu biz değil, halkımız, kadınlar meydanlarda söylüyor.   HDP’yi en çok savunması gereken kadınlardır   Bizler HDP olarak bir taraftan Kadın Meclisi’yle uzun süredir yürüttüğümüz 'Kadınlar için Adalet' kampanyasının ikinci etabı Kadın Yoksulluğu programıyla her gün alanlardayız. Partimiz de 'HDP’liyiz Her Yerdeyiz' buluşmalarıyla Türkiye’nin ve Kürdistan’ın dört bir yanında buluşmalara devam ediyor. Buluşmalarımızda, halkımız da alanlara çıkarak partisine sahip çıkıyor. Gittiğimiz her yerde, dokunduğumuz her insan, HDP’nin iradeleri olduğunu söylemekten çekinmiyor. Özellikle kadınlar… Kadınlar, HDP’ye yönelik saldırıların kendilerine yapıldığını belirtiyor. Bu yüzden kadınlara çağrımızdır, HDP’yi en çok savunması gerekenler kadınlardır.    Kapatılması gereken erkeklerin çeneleridir   İşte tam da bunun için kadınlar HDP’nin kapatılmasına izin vermeyecektir. HDP’yi sahiplenmek kadın cinayetlerinin ve katliamlarının önüne geçmenin adıdır. HDP’yi sahiplenmek cinsiyetçi, militarist söylemlerin ve politikaların karşısında özgür ve eşit bir yaşamı savunmaktır. HDP’yi kapatmayı düşünenlere buradan kadınlar olarak bir kez daha sesleniyoruz. Kulaklarını tıkıyorlar bize ama ısrarla söylemekten vazgeçmeyeceğiz. Bu ülkede kapatılması gereken bir şey varsa o da erkek egemen cinsiyetçi ittifakın ta kendisidir. Bu ülkede kapatılması gereken bir şey varsa cinsiyetçi ve eril politikalarının yürütücüsü olan kurumlarıdır, kadınlar hakkında konuşan erkeklerin çeneleridir.   Tükenmelerinin çığlıklarını duyuyoruz   Tıpkı sevgili Sebahat Tuncel’in de dediği gibi. Biz kadınlar HDP’yi sahiplenmekten de vazgeçmeyeceğiz, biz kadınlar bu oluşturulan ırkçı ortama, militarist siyasete karşı direnmekten vazgeçmeyeceğiz. Tecrit politikalarının yaşamımıza sirayet etmesinin önünde engel olmaktan da vazgeçmeyeceğiz. Kadınlara dayatılan ölüme karşı yaşamı savunmaktan vazgeçmeyeceğiz. Esarete karşı özgürlüğümüzü savunmaktan da vazgeçmeyeceğiz. Bilinmelidir ki zaman tam da kadınların zamanıdır. Zaman kadınların özgürleşme zamandır. İktidarın propagandalarına kulak asmayın. Güçsüzlüklerinden nereye saldıracaklarını bilemez haldeler. Artık tükenmelerinin çığlıklarını duyuyoruz. Tükenmelerinden sonra yeni yaşamı biz kadınlar kuracağız.   Tekrar Van’da sel felaketinde ve Türkiye’nin dört bir yanında yangından etkilenen halkımıza geçmiş olsun diyoruz. Yangında yaşamını yitirenlere Allah'tan rahmet ailelerine başsağlığı diliyoruz."