'Deliller gizleniyor, mahkemeler ise cezasızlıkla ödüllendiriyor' 2021-08-06 09:02:54   Şehriban Aslan   DİYARBAKIR - Kürtlere yönelik ırkçı saldırı ve katliamlara ilişkin konuşan ÖHD’li avukat Gulan Çağın Kaleli, “Failler kolluk önünde ırkçı saldırıda bulunuyor, savcılık delilleri gizliyor, mahkemeler ise cezasızlık ile ödüllendiriyor” dedi.   Sadece son 2 haftada gerçekleştirilen ve 8 Kürt yurttaşın katledildiği, onlarcasının yaralandığı ırkçı saldırılara tepkiler sürüyor. İktidar “aileler arası husumet” söylemleriyle üstünü örtmeye çalışsa da Kürtlere yönelik devam eden saldırıların “ırkçı saldırılar” olduğu birçok kesim tarafından vurgulanıyor. Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukatlardan Gulan Çağın Kaleli de devletin bu saldırılarda yargı eliyle Kürtlere karşı olan tutumunu anlattı.   ‘Irkçılık bir yönetim biçimi haline geldi’   Son süreçte artan saldırıların, ülkenin yönetim biçimi haline gelen ırkçılığın bir yansıması olduğunu söyleyen Gulan, “19’uncu yüzyıla kadar toplumlar kafatası ölçüsü veya yapısı, ten ve göz rengi, tabi olduğu kültürel kodlar üzerinden kategorize edildi. 19’uncu yüzyıl sonrasında ulus devletlerin ortaya çıkması ile birlikte artık ezen veya ezilen ilişkisinin var olduğu bir rejim haline getirilen ırkçılıktan bahsediyoruz. Peki, bu sistem kendini nasıl var ediyor sorusuna cevap arayacak olursak; ulus devletlerin ortaya çıkması ile birlikte ‘üstün ırk’ kavramının empoze edildiği, egemen olmayanın ise ‘zararlı’ ve asimile edilmeye yahut yok edilmeye mahkûm topluluklar olarak sınıflandırıldığını görüyoruz. Irkçılık ise bu sistem içerisinde kurumsallaşarak artık bir yönetim biçimi haline geldi” dedi.   ‘Irkçılık örtülü yok etme biçimidir’   Devletin kendi devamlılığını “üstün ırk” üzerinden sürdürdüğünü belirten Gulan, diğer kimliklerin tanınmaz hale getirildiğini ve her türlü haklarından da mahrum bırakılmaya zorlandığını ifade etti.  Tam da bu noktada ortaya itiraz hareketlerinin çıktığına değinen Gulan, “Yok edilmeyi, asimile edilmeyi reddeden kendi kimlikleri ile yaşam hakkı için ve eşitlik temelinde bir ilişki kurulması için mücadele veren haklar yok edilmeye çalışılıyor. Ancak bu yok etme biçimi yer yer örtülü gerçekleşirken yer yer de açıktan yapılıyor. Örtülü pratiğe örnek verecek olursak; Türkiye Cumhuriyeti’nin yasalarında da çokça geçen bir tanım vardır; ‘kaynaştırma’… Nedir bu kaynaştırma diye bakacak olursak tarihten bu yana eğitim düzeninden başlayan ve belli hak alanlarında sıkça kullanılan esasen asimilasyonun ta kendisi olan bir tanımdır. Örtülü bir yok etme biçimidir” sözlerine yer verdi.   ‘Yok etme politikasında en büyük destekçi kurulan düzendir’   Gulan, örtülü yok etme şeklinin sömürü ilişkisinin temelini oluşturduğuna vurgu yaparken, eğitim, ekonomi, kültür gibi birçok alanda bir halkı kendine bağımlı kılmanın ön adımı olduğuna işaret etti. Gulan, ayrıca ırkçılığın bir halkı kendi benliğinden uzaklaştırıp egemenin kıyafetini giyme biçimi olduğunu kaydederek, “Böylelikle itiraz eden bir topluluğu kendi etkisi altına alır, sömürge bir halk olarak görür. Kendi himayesine alırken de eğitim politikalarını devreye sokar, ekonomik olarak bağımlı kılar, siyasal kültürel faaliyetleri ile tek tipleştirir. Eğer bu yöntemde tam anlamıyla başarılı olamazsa açıktan yok etme politikasını devreye sokar ki bu andan itibaren en büyük destekçisi ırkçılığı beslemek için kurulan düzendir. Bu düzene örnek verecek olursak; kendisinin kurguladığı yargı, basın, faşist gruplardır” şeklinde konuştu.   ‘Nefret suçlarından yargılama yapılmıyor’   Gulan, bugüne dek ırkçı bir saldırı sonrasında cumhuriyet savcılarının nefret suçlarından, ayrımcılık yasağından, insanlığa karşı suçtan iddianame hazırlamadığına dikkat çekti. Mahkemelerin bu kapsamda yargılama yapmadığını kaydeden Gulan, siyasi iktidarın ırkçı saldırıları “adli vaka” olarak tanımladığını söyleyerek şu ifadelere yer verdi: “Adli bir vaka olarak değerlendiren iddianameler hazırlanıp göstermelik yargılamalar yapılıyor. Tabi yapılan bu göstermelik yargılamalar ise bir katliam gerçekleştikten sonra yapılıyor. Tehdit, baskı, zor kullanıldığında iki taraf arasında ‘küçük husumetler’ olarak görülüp halledilebilir sorunlar olarak kolluk tarafından değerlendiriliyor. Oysa bu değerlendirme kolluğun üzerine vazife olmamasına rağmen çoğu zaman savcılığa dahi intikal ettirilmiyor. Kolluk ve savcılık arasındaki sessiz uzlaşı, akabinde mahkemelere yansıyor. Failler kolluk önünde ırkçı saldırıda bulunuyor, savcılık delilleri gizliyor, mahkemeler ise cezasızlık ile ödüllendiriyor. Böylece sistem beslenmeye devam ediyor. Ulusal mevzuatta bu görevliler açısından; görevi kötüye kullanma, görevi ihmal gibi düzenlemeler ise sadece yazıldığı gibi kalıyor ve sorumluluk zincirinde bulunan kimse yargılanmıyor. Çünkü bu kişilerin yargılanabilmesi için de soruşturma izni şartı getirilerek yine sistem tarafından korunuyor.”   ‘Koruma tedbirine rağmen girişim olmamış’   Konya Meram’da katledilen Kürt ailenin de uzun zamandır tehdit aldığını bildirmesine ve koruma tedbiri verilmesine rağmen yargısal herhangi bir girişimde bulunulmadığının altını çizen Gulan, “Mayıs ayında saldırı gerçekleştiren faillere koruma kararı verilerek tek tek serbest bırakılıyor. Bununla da katliamın önünün açıldığını görüyoruz. Sadece bu fail kişi üzerinden mi bir soruşturma yürütülecek? Devletin sorumluluğu failin bulunup cezalandırılması sonrasında bitecek mi? Elbette hayır. Göz göre göre gelen katliamı önlemediği için devlet de bu olayda bizzat sorumludur. O nedenle yürütülecek soruşturmadaki niyet adli vaka niyeti ile bir soruşturma değil; ırkçı saldırıyı gerçekleştiren kişi veya kişilerin engellenememesi ve toplumda her geçen gün daha da beslenen ırkçı zihniyetin önüne geçemeyen devlet sorumluluğunun da ortaya konulduğu bir yargı süreci olmalıdır” dedi.