12 Eylül tanığı anlatıyor: Darbe bir projeydi, 15 Temmuz da bunun devamı 2021-09-12 09:05:20     ANKARA - 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin üzerinden 41 yıl geçti. Darbe sonrası tutuklanarak Mamak Cezaevi’nde kalan Sema Yiğit, 15 Temmuz darbe girişimini, 12 Eylül’ün devamı olarak tanımladı.   12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin üzerinden 41 yıl geçti. Darbe döneminde kayıtlara göre, Türkiye Cumhuriyeti kamu ve kuruluşlarında 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. Devlet Güvenlik Mahkemesinde 230 bin kişi yargılandı. 7 bin kişi için idam cezası istendi ve 517 kişiye idam cezası verildi.14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı. 100 bine yakın kişi örgüt üyesi olmakla suçlandı. 3 gazeteci öldürüldü. 300’den fazla gazeteci yargılandı. 300 kişi ağır işkenceye uğrayarak, yüzlerce kişide sokak ortasında katledildi.   Askeri darbe birçok kişi ve toplumda ciddi yaralar açtı. Cezaevleri işkence hanelere dönüştürüldü. Dönemin tanıklarından üniversite öğrencisiyken tutuklanan ve Mamak Askeri Cezaevi’nde tutulan Sema Yiğit, yaşadıklarını anlatırken 12 Eylül’ün bir proje olduğu ve 15 Temmuz darbe girişiminin de bunun devamı olduğunun altını çiziyor.   Askeri darbe döneminde Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü öğrencisi olan ve devrimci faaliyet yürüten Sema Yiğit, dönemin gençliğinin darbe karşısında da mücadeleye devam ettiğini hatırlatıyor. Darbeden iki yıl sonra tutuklanan Sema, tahliye olduğu 1991 yılına kadar Mamak Askeri Cezaevi’nde ve Çanakkale Cezaevi’nde kalır. Askeri cezaevlerinin diğer cezaevlerinden farklı olduğunu ifade eden Sema, orada her türlü kötü muamelenin, işkencenin yaşandığına dikkat çekiyor.    Darbe döneminde psikolojik, fiziksel birçok işkenceye maruz bırakıldıklarını anlatan Sema, işkence eden polislerin kadın devrimcilerin varlığına tahammül edemediklerini, ‘kadın nedir ki benim karşıma geliyor’ diye düşünerek, işkencenin şiddetini artırdığını belirtiyor.    ‘İşkencenin dozu terfi ettiriyordu’    Çoğu zaman işkence eden polislerin ve gardiyanların kadın olduğunu söyleyen Sema, işkencenin dozunu artırarak terfi edeceklerini düşünen polis, asker ve gardiyanların olduğunu kaydediyor ve ekliyor, “Gördüğümüz işkence karşısında üzüldüğünü söyleyen askerlerde olur arada bize de yardım ederlerdi. Bunun için falakaya yatırılanlar bile oldu. Mamak’ta bir dişçi vardı. Dişimi çekmeyip kanal tedavisi yaptığı için sürgün edildi.”   ‘Askerleri bize karşı kinle dolduruyorlardı’   Cezaevi yönetimi ve komutanlar gardiyan ve askerleri tutsaklara karşı kinle doldurduklarını, iyi işkence yapanlara ödül verdiklerini vurgulayarak, “O askerler öylesine dolduruluyordu ki ‘bunlar vatan haini, vatanı satmışlar, şöyleler, böyleler…’ diye askerleri daha da dolduruşa getiriliyorlardı. Bir tane asker vardı neredeyse nefes almamıza bile izin vermiyordu, öyle bir tipti ki biz ona ‘Karabela’ demiştik. Karabela bize yaptıklarından dolayı ödül almıştı; onu kafa izne göndermişlerdi. O dönemde dini de kullanarak öyle bir propaganda aleti oluşturuldu ki her dakika karşılarındakini ötekileştirilerek, şeytanlaştırılarak, düşman haline getirilerek ve onların tanımalarına izin verilmeyerek askerleri katil haline getiriliyorlardı” dedi.    ‘Hiçbir zaman ‘hanımefendiler’ muamelesini görmedik’   Cezaevine gözlem için gazetecilerin geldiğini dile getiren Sema yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Bir keresinde gazeteciler cezaevine gelmişlerdi. Gardiyanlar bize ‘hanımefendiler’ diye seslenmişti. Biz birbirimize sorduk ‘kimi çağırıyor acaba’ derken meğer bizi çağırıyormuş. Çok şaşırmıştık. Çünkü biz hiçbir zaman ‘hanımefendiler’ muamelesini görmedik, asla.”   Sema, 6 yıl kaldığı Mamak Askeri Cezaevi’nden cezasının onanmasının ardından Çanakkale Cezaevi’ne sürgün edilir. Tahliye olduğu 1991 yılına kadarda orada kalır. Sema, Çanakkale Cezaevi’nin koşullarının Mamak’a göre daha iyi olduğunu askeri cezaevinde özel uygulamaların olduğunu da görür.    ‘Hocaların ağzından kan damlıyordu’   Sema kız kardeşi ile cezaevinde kalır. O dönem babası ve erkek kardeşi işçi olarak Almanya’ya gider. Anneleri ise kızlarının cezaevinde olduğu süreçte hafızasını kaybeder. Sema cezaevinden çıktıktan sonrada bir gözaltı yaşar. Aftan faydalanan Sema, üniversitesine geri döner. Geri dönüşünün aile baskısından olduğunu söyleyen Sema bıraktığı üniversite ile giriş yaptığı okulun aynı olmadığını şu sözlerle dile getiriyor: “Her şey çok değişmişti, benim dönemimde bıraktığım okul asla değildi. Hocaların ağzından kan damlıyordu. Kadroyu değiştirmişlerdi ve çok daha faşizan bir kadro gelmişti. Sosyal demokrat hocalar bile yoktu. Bana karşı kinliydiler ve o da benim derslerime sınavlarıma yansıdı. Bir dersten 70 almama rağmen bırakılmıştım.”   ‘15 Temmuz 12 Eylül darbesinin devamıdır’   Darbenin özel bir proje olduğunu söyleyen Sema, 15 Temmuz’un da bir devamı olduğuna dikkat çekerek, “12 Eylül projesi insanı yalnızlaştırma ve birey haline getirme çalışılan bir projesiydi. Bu konuda dinden yararlandılar. Din, askeriye ve polis de birer sınıfın aygıtıdır. O dönemde Kenan Evren, elinde Kuranla geziyor, mitinglerde veya cezaevlerinde Kuran İle dolaşıyordu. Bunlar birer projenin başlangıcıydı. Bugün ise bu projenin devamı olarak sürüyor. 15 Temmuz onun devamıdır. Kendi aralarında bir çıkar çatışma olduğu çok açıktı. Eğer cemaat ve iktidarın kendi aralarında bir çatışma olmasaydı bir bütün olarak bir Taliban yönetimi haline gelebilirdi” diye konuştu.   ‘Geleceğe dair umutluyum’   Sema son olarak kadınların mücadelesinin kendisine umut olduğunu kaydederek şunları ifade etti: “Baskıya karşı kadının haklarına sahip çıkması gerçekten önemli bir mihenk taşı. Bu erkek egemenliğin kadına yönelik baskısı çok arttığı için kadın dayanışmasını da artırıyor. Ben geleceğe dair çok umutluyum ve her şey alt üst oluşmasa bile nefes alacak bir dönemin geçişi olarak görüyorum. Baskılar ne kadar artarsa insanlar o kadar birbirine yaklaşıyor veya yaklaşmak zorunda kalıyor. Kaybedecek bir şeyi olmayan insan, birbirini kaybetmemek için birbirine yaklaşır.”