‘Adli kadın mahpuslar taciz ve tehditleri korku nedeniyle söylemiyor’ 2021-10-05 14:50:35       ANKARA - ATO Yönetim Kurulu üyesi Ayşe Uğurlu, infaz yasalarının kadınların gereksinimlerini karşılayacak hükümler içermediğine dikkat çekerken, özellikle adli mahpusların maruz kaldığı cinsel taciz, tehdit ve ayrımcılık karşısında şikâyet mekanizmalarını korku nedeniyle kullanamadıklarını belirtti.    Ankara Tabip Odası (ATO) Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu ile ATO İnsan Hakları Komisyonu, kadın tutsaklar ve anneleri ile birlikte cezaevlerinde yaşamak zorunda olan çocuklar üzerine cezaevi koşullarının değerlendirildiği bir basın toplantısı düzenledi.  Etkinliğin yapıldığı ATO’nun konferans salonuna  “Cezaevlerindeki yaşam koşulları düzeltilsin” yazılı pankart asıldı.   ‘Cezaevlerinde kadınlara özgü sorunlar devam ediyor’   Basın toplantısında konuşan ATO Yönetim Kurulu üyesi Ayşe Uğurlu cezaevlerindeki tutsakların haklarına saygı duyulmadan ve insanlık onuruna uygun bir ortam yaratılmadan Türkiye'deki cezaevlerinde yaşanan sorunların çözümünün olanaksız olduğunu belirtti. İnfaz yasalarının kadınların gereksinimlerini karşılayacak hükümler içermediğine dikkat çeken Ayşe, “ Cezaevlerinde kadın ya da erkek mahpuslara yönelik tutum ve davranışlar rutin uygulama içinde gelişmekte ve belirlenmektedir. Hukuki alt yapı ya da yönetmelikler uygulanmamakta, inisiyatif uygulamacılara bırakılmaktadır. Kadınlar bu sorunlardan fazlasıyla paylarına düşeni almakta ve ek olarak kadınlara özgü sorunları yaşamaya devam etmektedir” dedi.    ‘Kadınlara özel cezaevi dahi uygun donanıma sahip değil’   Genel anlamda tüm tutsak ve hükümlüler için yeterli ve insani standartlara uygun olmayan ceza ve tutukevlerinin;  kadınlar açısından da yeterli olmadığını vurgulayan Ayşe,  kadınlara özel ceza ve tutukevlerinin dahi kadınların ihtiyaçlarına uygun altyapı ve donanıma sahip olmadığına dikkat çekti.   ‘Çıplak arama keyfi yapılıyor’   Tutsakların maruz kaldığı çıplak arama işkencesine dikkat çeken Ayşe, bu uygulamayı kabul etmeyenlerin tehdit ve cezalandırmalara maruz kaldığını belirtti. Çıplak aramanın yasal dayanaktan yoksun olup keyfi olarak uygulandığını kaydeden Ayşe, “Sağlık hakkının engellenmesi ya da sağlığa erişimde zorluklar kadın mahpusların da en önemli sorunlarından birisidir. Bir şekilde sağlık kuruluşuna gitmeyi başardığında muayene sırasında infaz koruma memuru ya da kolluk kuvvetlerinin odadan çıkmayı reddetmesi, kelepçeli muayene dayatmaları gibi durumlar, daha da kötüsü bu tutuma bazen hekimin de destek olması, çoğu kez kadın mahpusun muayene ve tedavi olamadan cezaevine dönmesi ile sonuçlanmaktadır. Ayrıca mahkemeye gidiş gelişlerde sorun çıkarılmakta, geç götürülme nedeniyle tutuklular mağdur edilmektedir. Bu uygulamanın nedeninin özellikle işkence izlerinin tespitini engellenmek ya da tespiti zorlaştırmak olduğuna dair yakınmalar mahpuslar tarafından iletilmektedir” dedi.   ‘Adli mahpuslar taciz ve tehditleri korku nedeniyle söylemiyor’   Yasada, kadın tutsakların cinsiyete dayalı ayırımcılığa uğramamaları, bu tür ayırımcılığa karşı korunmaları ve ayırımcılığın önlenmesi konusunda herhangi bir düzenleme yapılmadığını ifade eden Ayşe, “Kadınları koruyucu ayırımcı düzenlemelere yer verilmesi gerekmektedir. Bir diğer konu adli kadın mahpuslardır. En önemli yakınmalarından birisi koğuşlarda yapılan aramalar sırasında,  mahkeme ve hastaneye sevk sırasında güvenlik tedbirleri bahane edilerek sıklıkla cinsel tacize maruz kalmalarıdır. Adli mahpuslar, hak arama bilincinin yeterince gelişmemiş olması nedeniyle tacizin yanı sıra tehdit, ayrımcılık, hak gaspı yaşadıklarını ve infazlarının yanması ya da disiplin cezası almaları korkusuyla yaşadıklarını söylemeye çekindiklerini ifade etmektedirler” ifadelerine yer verdi.   ‘Cezaevlerinde 9 bin 574 kadın hükümlü bulunuyor’   Cezaevlerinde anneleriyle birlikte yaşamak zorunda kalan çocukların durumuna işaret eden Ayşe, Ceza ve Tevkif Evler Genel Müdürlüğünün 31 Ağustos tarihli verilerine göre cezaevlerinde 9 bin 574 kadın hükümlü, bin 818 kadın tutuklu bulunduğunu söyledi. 0-6 yaş aralığındaki çocuklara ilişkin ise bir veri olmadığını kaydeden Ayşe, “İHD’nin verilerinde 2020 sonuna kadar 300 gibi bir rakamdan söz edilmektedir. Bu çocuklar için cezaevinde kreş ve gündüz bakımevi oluşturulması, oluşturulamadığı durumlarda bu çocukların devlete ait dışarıdaki bir kreş ya da gündüz bakımevi olanağından yararlandırılması gerekmektedir” şeklinde konuştu.    ‘Çocuk asla mahpus muamelemesi görmemeli’   Oyun alanları kapatılan, eğitsel faaliyetleri durdurulan çocukların aynı zamanda ruhsal ve sosyal gelişimlerinin de bu yolla baskılandığına işaret eden Ayşe, sözlerine şöyle devam etti: “Çocuğu ile cezaevinde kalan bir kadın mahpus için bir diğer sorun dışarıda olan diğer çocuklarından haber alamaması, velayet davaları devam eden kadınların dışarıdaki çocukları ile görüştürülmemeleri, dolayısı ile bu çocukların da anne sevgisi ve bakımından mahrum kalması durumudur. Annesiyle birlikte tutulan çocuk, asla bir mahpus muamelesi görmemelidir.”   Ayşe Özdoğan tekrar cezaevine götürüldü   Yaşlı, ağır ve kronik hastalıkları olan tüm tutsakların infazlarının ertelenmesi konusu da acilen çözümlenmesi gereken sorunlardan biri olduğunu vurgulayan Ayşe, “En son Ayşe Özdoğan’ın infaz ertelemesi yapılmamıştır. 7 Kasım 2019’da kanser tanısı alan ve ağır ameliyatlar geçiren Ayşe Özdoğan tutuklanarak Antalya L tipi Cezaevine konulmuştur. Sosyal medya kampanyalarından 15 gün sonra serbest bırakılmıştır. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3’üncü İhtisas Kurulunun; oy birliğiyle Ayşe Özdoğan'ın tetkiklerinde nüks veya metastaz bulgusuna rastlanmadığı ve cezasının infazına cezaevinde devam edebileceği şeklinde rapor vermesi nedeniyle 2 Ekim’de tekrar cezaevine götürülmüştür” dedi.    Sürgün cezalandırma yöntemi   Özel hayatın gizliliği ve mahremiyet olgusunu zedeleyen güvenliğin tedbirlerinin öncelendiği kamera sisteminin de kabul edilemez olduğunu ifade eden Ayşe, şöyle devam etti: “ Eğitim, beslenme, temiz ve yeterli su, hijyen ve temizlik ürünlerine, çocuklarının ihtiyaçlarına ulaşım, bilgiye erişim, haberleşme, ifade özgürlüğü konusunda yapılan kısıtlamalar, cezaevinde bulunmayan ihtiyaçların dışarıdan getirilmesi talebine karşı takınılan olumsuz tutum, cezaevi kantininde kendileri ve çocukları için yetersiz, pahalı ve kalitesiz ürünleri almaya zorlanma gibi diğer sorunlar hakkında da maalesef olumlu bir ilerleme kaydedilmemektedir. Cezaevleri arasında gerekçesiz ve aniden yapılan, kişisel eşyalarının dahi yanlarına alınmasına izin verilmediği  ‘sürgün sevk’ uygulamaları da aslında planlanmış ikincil cezalandırma yöntemleridir.”   ‘Sorunların takipçisi olacağız’   “Bizler ayırımcılığın olmadığı ya da objektif ayrımcılığı ön plana alan farklılıkları gözeten bir cezaevi yönetme biçimiyle bu sorunların çözüleceğine inanıyoruz”  diyen Ayşe,  ATO Kadın ve İnsan hakları Komisyonları olarak cezaevindeki kadınlar ve yanlarında yaşamak zorunda olan çocuklarının sorunları konusunun takipçisi olacaklarını kaydetti.