Başvurucu örgütlerden Türkiye’nin İmralı iddialarına cevap! 2021-10-12 15:43:40     İSTANBUL - Türkiye'nin İmralı Cezaevi'ne dair Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'ne verdiği "ihlal yok" savunmasına yanıt veren başvurucu insan hakları ve hukuk örgütleri, iddiaların yanıltıcı olduğunu ve tecridin sürdüğünü belirtti.   Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV), İnsan Hakları Derneği (İHD) ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın (TİHV), PKK Lideri Abdullah Öcalan ile tutsaklar Hayati Kaytan, Emin Gurban ve Civan Boltan için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası” ile ilgili ihlal kararlarını acil gündemine alması için 29 Temmuz’da Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne (AK BK) yaptığı başvuru kapsamında Türkiye 7 Eylül’de yanıt vermişti. Mezopotamya Ajansı’nın (MA) haberine göre Türkiye’nin “2009’dan bu yana İmralı’da ihlal olmadığı” yönündeki iddialarına, başvurucu kurumlar cevap verdi.   Türkiye’ye yanıt   Başvurucu insan hakları ve hukuk örgütleri, bunun üzerine Türkiye’nin iddialarına yanıt verdi. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne gönderilen yanıtta, "Hükümet, cevaplarında STK’lerin bildiriminde belirtilen hususlara dair hiçbir somut cevap vermemiştir. Yanıltıcı bir şekilde, Türkiye hukuk sisteminde müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları bakımından koşullu salıvermenin imkan dahilinde olduğu belirtilmiş ve İmralı Hapishane koşullarının 3. maddenin ihlali niteliği taşımadığı iddia edilmiştir" ifadeleri kullanıldı.    Başvurucu örgütler, Abdullah Öcalan ve 3 ismin de aralarında bulunduğu yüzlerce kişinin "Hukuken veya fiilen koşullu salıverilme imkanı olmaksızın ölünceye kadar cezaevinde tutulacakları bir infaz rejimine" tabi olduğunu” kaydetti. 4 ismin, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları nedeniyle ölünceye kadar cezaevinde tutulacağına dikkat çeken örgütler, Türkiye hukuk sisteminin, bu durumda olan tutukluların koşullu salıverme hakkı tanımadığına vurgu yaptı.   ‘Umut hakkı’ vurgusu   Başvurucular, Türkiye'nin Komite’ye sunduğu cevaplarda bu konuya değinmekten kaçındığına işaret ederek, "Türkiye hukuk sisteminde esasen müebbet hapis cezası ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarının infazının hükümlünün hayatı boyunca devam etmediğini dile getirmektedir. Ancak 26.07.2021 tarihli bildirimimizde detaylı olarak ifade ettiğimiz gibi, hukuk siteminde, başvurucuların durumunda olduğu gibi, bunun önemli istisnaları mevcuttur" denildi.    Başvurucu örgütler, bu duruma "Terörle Mücadele Kanunu" kapsamında verilen cezaları örnek gösterdi, "Türkiye hukukunda bazı durumlarda -tartışmasız bir şekilde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası hükmünün infazının ölünceye değin devam edeceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla Türkiye hukuku, bu kategorik koşullu salıverilme yasakları ve istisnaları nedeniyle umut hakkının 'cezanın hukuken indirilebilir olması' şartı ile uyumlu değildir" diye ekledi.   ‘Müebbet cezanın indirilmemesi, Sözleşme’nin ihlalidir’   AİHM'in müebbet hapis cezasına dair verdiği ihlal kararlarına değinen başvurucular, "AİHM tarafından Öcalan v. Türkiye (2) kararında ve bildirime konu diğer kararlarda tam olarak bu nedenle Türkiye hukukunda bazı durumlarda müebbet hapis cezasının hukuken indirilebilir olmamasını Sözleşme’nin ihlali olarak değerlendirmiştir. Her ne kadar cevaplarında Hükümet, Cumhurbaşkanının cezayı kaldırma-hafifletme yetkisinden bahsetmişse de, Öcalan v. Türkiye (2) kararında AİHM, Cumhurbaşkanı’nın bu yetkisinin veya af uygulamasının, cezanın hukuken indirilebilir olması şartını sağlamadığını tespit etmiştir" sözlerine dikkat çekti.     Hayati Kaytan, Emin Gurban ve Civan Boltan kararlarında da AİHM'in Abdullah Öcalan kararındaki tespitlerini tekrarladığını aktaran başvurucular, AİHM’in ihlal kararı tespiti ettiği bu durumun ortadan kaldırılması, Türkiye tarafından gerekli yasal ve uygulama değişikliklerinin ivedilikle yapılması gerektiğine vurgu yaptı.    Koşullu salıverilme süreleri   İnsan hakları ve hukuk örgütleri, müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen tutsaklar bakımından uygulanan "koşullu salıverilme süreleri"nin de sorun olduğunu kaydetti. Koşullu salıverilmede 25 yıllık infaz sürecinin geçmesinin kabul edildiği ancak birçok ülkede bu sürenin daha az belirlendiğini vurgulayan örgütler, Türkiye hukukunda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen kişilerin "koşullu salıverilmeden" belirli koşullar dahilinde 30 yılın infaz kurumunda çekilmesinden sonra yararlanabildiğine işaret etti.    Birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen kişilerin 36 yıl ya da 40 yıla kadar cezaevlerinde kaldığına değinen örgütler, "Esasen Türkiye kanun koyucusunun bu şekilde birden fazla suçtan mahkûmiyet, örgütlü yapı dâhilinde suç işleme ve mükerrirlik durumlarında koşullu salıverilmenin gerçekleşebilmesi için süreleri arttırdığı görülmektedir. Bu sürelerin, mukayeseli hukukta ilk değerlendirme için kabul edilen 25 yılın bir hayli üzerinde olduğu açıktır. Keza 36 veya 40 yıl bir süre boyunca infaz kurumunda kalan bir kişinin resosyalizasyonun gerçekleşmesi de gerçekçi değildir" ifadelerini kullandı.   ‘Resosyalizasyon imkanı yok’   İnsan halkları ve hukuk örgütleri, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla kişilerin hak ve özgürlüklerinin sınırlandırıldığının altını çizerek, "Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının infazında güvenlik ve izolasyon temel anlayış olup resosyalizasyon düşüncesi ise kenara itilmiştir. Bu katı infaz rejiminin hükümlülere resosyalizasyon imkanı tanıması bir hayli güçtür. Müebbet hapis cezası hükümlülerine ilişkin infaz rejiminde amaç, bu hükümlülerin özel kurumlarda ya da infaz kurumlarının özel bölümlerinde farklı ve ağırlaştırılmış statüde bir infaz rejimine tabi olmalarından ziyade, mümkün olduğunca diğer mahkûmların infaz rejimi ile uyumlulaştırmak olmalıdır" dedi.   ‘Koşullu salıverilme, umut hakkının gereklerinden uzak’   Başvurucu örgütler, 7242 sayılı Kanun'un koşullu salıverilme yasakları nedeniyle ömür boyu infaz edilecek hapis cezaları noktasında herhangi bir değişiklik getirmediğini ifade etti. Başvurucular,7242 sayılı Kanun’daki düzenlemelerin "umut hakkı" bağlamında irdelenmesi gerektiğinin altını çizerek, "Türkiye hukuk sisteminde cezanın indirilmesi hususundaki ana kurum koşullu salıverilmedir. Bu nedenledir ki koşullu salıverilmeye dair getirilen her değişiklik dolaylı şekilde umut hakkına yönelik tartışmaları da etkilemektedir. Türkiye hukukunda koşullu salıverilme, yalnızca süreler bakımından değil, bu kuruma yönelik bakış açısı ve uygulama itibariyle de umut hakkının gereklerinden uzaktır" diye vurguladı.    "Koşullu salıverilme bakımından suçludan değil de suçtan hareket eden yaygın bakış açısı umut hakkını olumsuz yönde etkilemektedir" diyen insan hakları ve hukuk örgütleri, şöyle devam etti: "Zira bu bakış açısıyla meseleye yaklaşıldığında TMK kapsamında suç işleyen hükümlülerin yalnızca infaz kurumunda kalmaları önemsenmekte, hükümlülerin infaz kurumundaki durumu göz ardı edilmekte ve TMK kapsamında suç işleyen hükümlülerin ömürleri boyunca bir daha topluma geri dönememeleri doğal karşılanmaktadır."    İnfaz düzenlemesi   Başvurucu kurumlar, Türkiye'de pandemi sürecinde çıkarılan "infaz yasası" ve cezaevlerindeki İdare ve Gözlem Kurulları'nın (İGK) yapısına yönelik değişikliklere de dikkat çekti. "İnfaz yasasında" siyasi tutsakların kapsam dışı bırakıldığı ve Anayasa Mahkemesi'ne yapılan itirazın ise reddedildiğini anımsatan kurumlar, "İGK koşullu salıverme müessesini TMK kapsamındaki suçlar bakımından işletmemektedir. İGK infaz kurumu personelinden müteşekkil yapısı, değerlendirme sürecine hükümlünün dahlinin sınırlılığı ve usuli güvencelerin yetersizliği anlamına gelmektedir. İGK, hem İnfaz Kanunu m. 89/3 hükmünde belirtilen durumda hem de genel olarak yapısının, iyi hal değerlendirmelerinde nesnelliğin sağlanması bakımından sorunlu olduğu görülmektedir" dedi.    İmralı ve CPT raporu   Örgütler, "İmralı Hapishanesi Koşullarına Dair" bölümünde ise cezaevi ve Abdullah Öcalan'ın tutukluluk koşullarına yer verdi. Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999'dan bu yana izolasyonda olduğunu vurgulayan başvurucular, Abdullah Öcalan'ın 2019 yılında sadece 5 avukat görüşmesi gerçekleştirdiğini, 7 Ağustos 2019'dan sonra yasakların devam ettiğini anımsattı. Hak örgütlerinin yanıtında devamla şunlar belirtildi: "İmralı Hapishanesi’nde uygulanan bu ağır tecrit hali Türkiye Hükümeti’nin de referans gösterdiği CPT’nin 6-7 Mayıs 2019 tarihli ziyaretine dair 5 Ağustos 2020 tarihinde yayımlanmış olan raporuna da yansımış bulunmaktadır. Raporda birçok ihlal tespiti yer alırken avukat ve aile görüşmesi ile ilgili olarak 'CPT, Türk makamlarını İmralı Hapishanesindeki tüm mahkûmların, istedikleri takdirde, yakınlarından ve avukatlarından etkili bir şekilde ziyaret alabilmelerini sağlamak için gerekli adımları atmaya çağırıyor. Bu amaçla, 'disiplin' nedenleriyle aile ziyaretlerini yasaklama uygulamasına son verilmelidir. Ayrıca Komite, Türk makamlarından İmralı Hapishanesinde tutuklu bulunan tüm mahkûmların aile üyeleri ve avukat ziyaretleri hakkında aylık olarak açıklama yapmalarını talep etmektedir' ifadeleri yer almaktadır."   ‘Tecrit ve sosyal izolasyon koşulları ortadan kaldırılmalı’   CPT raporunda Türkiye'ye "ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan mahpuslara uygulanan tutukluluk rejimini revize et" çağrısı yapıldığını belirten başvurucu örgütler, "AİHM, 18.03.2014 tarihli kararında başvurucuya karşı uygulanan katı tecrit ve sosyal izolasyonun Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olduğunu tespit etmiştir. Bu tespit ışığında, Türkiye Hükümeti tarafından, kararın bu yönünün uygulanmış olduğundan bahsedebilmek için, Mahkemenin kararda işaret ettiği tecrit ve sosyal izolasyon koşullarının ortadan kaldırılması ve değişmesi gerekir" ifadelerini kullandı.    Tespitler   ÖHD, TOHAV, İHD ve TİHV, verdikleri cevapta kimi tespitlere de yer verdi. Tespitler şöyle:   "* Türkiye Hükümeti halen Komite’ye Kaytan v. Türkiye, Gurban v. Türkiye ve Boltan v. Türkiye kararlarına dair Eylem Planı sunmamıştır. Bu eksikliğin giderilmesi gerekmektedir.   * Türkiye Hükümeti’nin avukatlara ve STK’lara verdiği cevaplar soruna çözüm bulmaktan uzak, mevcut durumda herhangi bir koşullu salıverilme yasağını ortadan kaldırılacak bir plan, ihlallere son vermek ve deva meden ihlalleri durdurmak için yasal değişiklikler ya da önemli önlemleri içermemektedir.   * 7242 sayılı Kanun ile İnfaz Kanunu’nun 89. maddesinde yapılan değişiklik, ağırlaştırılmış müebbet yönünden koşullu salıverilme imkanı içermemektedir. Süreli hapis cezalarına dair yapılan değişikte ise AİHM kararlarının aksine usuli güvencelerin yetersizliği ilk göze çarpan sorunlardır.   * Anayasa Mahkemesi umut hakkı konusunda meseleyi esastan gündeme alan bir karar vermemiştir.   * Komite önünde denetim sürecinde bulunan soruna dair veri ve istatistiki bilgiye erişimin ülkedeki resmi makamlar tarafından paylaşılmadığı sürece mümkün olmadığı, bu rakamların kamuoyu ile paylaşılmasından ve ilgili STK’lara verilmesinden imtina edilmesi nedeniyle Türkiye’den ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları konusunda veri talep edilmesi tablonun görülmesi açısından zorunluluktur.   * İmralı Hapishanesinde başvuruculardan Abdullah Öcalan hakkında uygulanan ve AİHM’in ihlal kararı verdiği tecrit ve sosyal izolasyon ağırlaştırılarak devam etmekle kararın uygulanması için bu konuda da Komite tarafından adım atılması gerekmektedir."   Tavsiyeler   İnsan hakları ve hukuk örgütleri, cevaplarının sonuç bölümünde şu tavsiyelerde bulundu:    "* Komite’nizin, Öcalan(2), Gurban, Kaytan ve Boltan grup kararlarının uyglanmasının denetimi sürecini etkin ve açık biçimde yürütmeye ve gündeminde tutmaya devam etmesini,   * Türkiye Hükümeti tarafından Öcalan/Türkiye (2) kararı bakımından 2015’te sunulan Eylem Planı ve Öcalan, Kaytan, Gurban ve Boltan grubu için 07.10.2021’de sunduğu Eylem Planının gözden geçirilerek koşullu salıverme imkânı olmadan hayat boyu infaz rejimine tabi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarında AİHM kararına uygun yasal ve uygulama değişikliklerinin yapılması için girişimde bulunulmasını,   * Komite’nin, Türkiye Hükümeti’nden tüm dava grubu için istatistiki bilgi istenilmesini, 'ülkede kaç kişinin ağırlaştırılmış müebbet mahkûmu olduğu, yıllara göre kaç kişinin bu cezaya çarptırıldığı, ilgili hükümlerin hangi yıllarda kesinleştiği, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan kişilerin kaç yıldır cezaevinde tutuldukları'nı içerecek şekilde bilgi verilmesinin talep edilmesini,    * AİHM kararlarında belirtilen ilkeler uyarınca Türkiye Hukuku’nda herhangi bir ayrım gözetilmeksizin, belirli suçlar bakımından kategorik koşullu salıverilme yasaklarına dair hükümlerin ilga edilmesinin istenilmesini ve ihlalin kaynağı olan kanunların değiştirilmesini gerektiren genel önlemleri almaya çağrılmasını,   * Başvuruculardan Abdullah Öcalan hakkında İmralı Hapishanesinde uygulana gelen ve AİHM’in ihlal kararı verdiği tecrit ve sosyal izolasyona kararda yapılan tespitlere uygun bir şekilde son verilmesi için girişimde bulunulmasını talep ediyoruz.”