Özel savaş politikalarına cevap 25 Kasım’da verilecek 2021-11-17 09:01:48     Habibe Eren   HABER MERKEZİ - TJA aktivisti Gülbahar Alpsoy, hem bölgede hem Türkiye’nin birçok kentinde örgütlü olduklarını ve bu nedenle kadınlar için bir adres olarak görüldüklerini belirtti. Gülbahar, bu kapsamda faşizan politikalara, şiddete, tecavüze ve özel savaş politikalarına karşı 25 Kasım'da mücadeleyi daha fazla güçlendireceklerini belirtti.    25 Kasım’a giderken bölgede ve Türkiye’nin birçok kentinde sokakta olan Tevgera Jinên Azad'ın da (TJA) yıl boyunca ana gündemi tecrit, özel savaş politikaları ve kadınlara karşı yürütülen kirli savaş oldu. Bu kapsamda eğitim ve örgütleme çalışmalarına ağırlık veren TJA, 25 Kasım’da da kitlesel olarak birçok kentte alanlarda olacak.    TJA, Olağanüstü hal (OHAL) sürecinde “Darbelere karşı mücadelemizi örgütlüyoruz” şiarıyla 2016 yılında kuruluşunu ilan etti. “Kadın özgürleştikçe toplum özgürleşir” ilkesini esas alan Kürt kadın hareketi, örgütsüz yaşamı kabul etmeme kararı alarak Kürt illeri başta olmak üzere ulusal ve uluslararası alanda kadın özgürlük mücadelesini büyütmeyi hedefliyor. Toplumsal sorunları kadın kurtuluş ideolojisinde gören TJA, tacize, tecavüze, kadın kırımına, şiddete ve tecride karşı mücadeleyi esas alıyor. Geçen yıl başlattıkları “Em Xwe Diparezin” (Kendimizi savunuyoruz) kampanyası kapsamında bölgede kadınlarla birlikte bir dizi kampanya örgütleyen TJA, 25 Kasım’ı ise “Savaşa, şiddete, yoksulluğa karşı şimdi özgürlük zamanı” şiarıyla karşılıyor.    TJA aktivisti Gülbahar Alpsoy, 25 Kasım’a giderken özel savaş politikaları, kadın kırımı ve bunlara karşı yürüttükleri mücadeleye ilişkin konuştu.    ‘Kampanya eğitim ve örgütlenme üzerinden örgütledik’   Geçen yıl başlattıkları ve 8 Mart’ta finalini yaptıkları “Em Xwe Diparezin” kampanyasının çok güçlü geçtiğini söyleyen Gülbahar, kampanyayı hem kadın hem toplum üzerinden ciddi anlamda yönelim ve saldırılara cevap olmak için başlattıklarını belirtti. Kampanyayı eğitim ve örgütlenme üzerinden yürüttüklerini dile getiren Gülbahar, “Bir insan ve toplumun kendini savunabilmesi için ‘ne için savunması’ gerektiğini bilmesi gerekir. Birçok kadın geçmişe oranla ‘neden bir mücadele ve kavga gerekiyor’  bunun daha fazla bilincinde. Fakat yeterli değil. Bundan kaynaklı bir eğitim ihtiyacı duyduk. Kampanyanın temel noktalarından biri de varlık mücadelesini yürütebilmek için kendi kimliğini tanıma, kadın tarihini bilme, bunun üzerinden bilinç edinmeye dönük eğitimler planlamak oldu. Eğitim çalışması gerek tartışmalarla gerek panellerle sürdü. Gittiğimiz mahallelerde, evlerde kadınlarla bir araya gelip tartıştık. Bu tartışma süreçlerinde fark ettik ki kadın kendinin farkında ancak varlığının neye hizmet ettiğinin farkında değil. Evin içinde erkeğin denetiminde ve hakimiyetinde ve kendisini aşamıyor. Birçok şeyi kabul etmiyor ama buna nasıl karşı geleceğini bilmiyor” dedi.    'Kimlik ve cins bilincini tartıştık'   Kampanya kapsamında varlık bilincinin yanı sıra kimlik ve cins bilincini de tartıştıklarını söyleyen Gülbahar, “Çünkü belirli bir bilinç edinmeden örgütlülüğü de oluşturamıyorsunuz. Eğitimde üzerinde durduğumuz bir diğer önemli konu özel savaştı. Kadınlar üzerinde ciddi özel savaş politikaları uygulanıyor ve buna dönük bir bilinçlenme gerekiyordu. Bu eğitimlerim ardından kadınlarla bir araya gelerek örgütlülüğü sağladık. Kampanya hem sokaklara akan kadınlar hem de birçok programa katılan kadınlar açısından kendisini gösterdi” ifadelerini kullandı.    ‘Beslendiğimiz kaynak güçlü ve köklü’   Kürt kadınları olarak beslendikleri kaynağın çok güçlü olduğunu ve köklü bir tarihleri olduğunun altını çizen Gülbahar, “Birçok bedel ödeyerek ve zorluklardan geçerek bu döneme kadar gelindi. Bu anlamda kadınların yenilmesi, baş eğmesi söz konusu olamaz. Bu yıl açısından da bunun bilincinde olarak birçok çalışma yürüttük. İçinde bulunduğumuz koşullar zordu. Bunun bilincindeydik ve bu temelde örgütlendik. Devlet AKP-MHP faşizmi toplumun ve kadınların üzerine karabasan gibi çöktü. TJA tüm bu yönelimlere karşı mücadeleyi büyüten bir yerde durdu” diye konuştu.    ‘Kadınlar için adresiz’   Hem bölgede hem Türkiye’nin birçok kentinde örgütlü olduklarını ve bu nedenle kadınlar için bir adres olarak görüldüklerini aktaran Gülbahar,  şiddete uğrayan kadınların sayısının giderek arttığını bu noktada kendilerine başvuruların da yoğunlaştığını kaydetti. Kadınların bu süreçte her türlü şiddet biçimine maruz kaldıklarını vurgulayan Gülbahar, şiddete uğrayan ve kendilerine başvuran kadınları hukuki, psikolojik ve maddi desteklerin sağlanacakları kurumlara yönlendirdiklerini ekledi. Gülbahar, “Şiddete uğrayan kadının ‘kaderimdir ben bu kaderi yaşarım’ algısını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir mücadele yürütüyoruz. Kadınların yalnız olmadığını, yaşadıklarının kaderi olmadığını belirtiyoruz. Biz her yerdeyiz ellerimizi uzattığımızda tutacakları kadar yakınız” dedi.    Kadınların tecrit mücadelesi    TJA’nın en önemli mücadele ayaklarından biri olan İmralı tecridine de değinen Gülbahar, İmralı’da insanlık dışı ve sistematik bir tecrit politikası uygulandığına dikkat çekti. PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde yürütülen tecridin tüm topluma ve kadınlara yansıdığına dikkat çeken Gülbahar,  sözlerine şöyle devam etti: “ İmralı ile bir temas sağlandığında; ya da Sayın Öcalan’ın sözleri İmralı dışına çıktığında bu ülkede nasıl soluk alındığını geçmiş süreçlerde gördük. Tecrit yoğunlaştıkça toplumun nefes aldığı tüm kanallar kapandı ve toplum soluksuz kalmış oldu, çözümsüzlük gelişti. Tecrit öyle bir hale geldi ki; söz kuramıyorsun, neredeyse düşünemiyorsun. Her şeyin yasaklandığı bir süreçten geçiyoruz. Şu an Türkiye’de yaşanan tüm sorunları İmralı’da yürütülen tecritten bağımsız ele almıyoruz. Bu nedenle İmralı’daki tecridin kırılmasına dönük söz kuruyoruz ve kurmaya devam edeceğiz. Alternatif düşüncenin, alternatif sistemin bu ülkeye zarar vermeyeceğinin anlaşılması gerekiyor. Bundan korkulmaması gerekiyor.”    Ahlaki ve politik toplum    Ahlaki ve politik toplum inşa etme iddiasını sürdürdüklerini ve bu iddialarından hiçbir zaman vazgeçmediklerini vurgulayan Gülbahar, bu nedenle saldırının en fazla bu alanlardan geldiğini kaydetti. “Fakat biz bunu çok da önümüzde bir engel olarak görmüyoruz görseydik şu an örgütlü olamazdık ”diyen Gülbahar,  “Kendi deyimleri ile dağılmış durumda olacaktık. Fakat dağılmıyorsak, örgütlülüğümüz güçlüyse gerçekten var olan kazanımlara sahip çıkmamızdan kaynaklı. Başaramadıklarımız bizde herhangi bir umutsuzluk yaratmıyor, başardıklarımızın umudunu doğuruyor. Çünkü başaramadıklarımız da bizden kaynaklı değil. Ciddi anlamda faşizmin zirve yaptığı bir dönemden geçtiğimizi biliyoruz ve bu koşullarda yürütülen bir mücadele gerçekliği var” diye ekledi.    Özel savaş politikaları ve kadınlara etkisi    Son süreçte Hakkari ve Şırnak’ta içinde korucu ve asker ya da polislerin de olduğu fuhuş çetelerine ve Kürt kadınların hedef alınmasına ilişkin konuşan Gülbahar, bu durumu yerinde gözlemek için bölgeye gittiklerini ifade etti. Gördükleri manzarayı “İfade edilenin çok daha ötesinde yaşanan gerçeklikler var” sözleriyle yorumlayan Gülbahar, devamında şöyle dedi: “Mesele sadece Şırnak ve Hakkari değil. Ancak buraya yönelimin çok daha bilinçli yürütüldüğünün farkındayız. Fuhuşu örgütleyen ya da bağımlığı ve yozlaştırmayı getiren sistemin yeni olmadığını biliyoruz. Ancak 2015’den sonra özellikle bazı bölgelere çok farklı yönelimin olduğunu da görüyoruz.  Tüm bu tablonun yanı sıra açığa çıkmayan gerçeklikler de var. Kadın hareketi olarak buna karşı mücadeleye engel olunuyorsa, ‘sen kadın olarak burada çalışma yürütemezsin’ yaklaşımları oluyorsa bu şu anlama geliyor: ‘Ben burada fuhuşu örgütlerim, yozlaştırırım’. Bu bir suçtur. Şu an Hakkari’de fuhuş çetesine ilişkin yürütülen soruşturmaya gizlilik kararı getirilmiş. Bu karar aileleri korumaya dönük müdür yoksa gerçekten yargılananları aklamak için midir? Bunu sorgulamak gerekiyor. Biz bu durumları kendiliğinden bilinçsizce çıkmış durumlar olarak ele almıyoruz. Bu tamamıyla bilinçli bir politika. Biz de bu konuda her ne kadar engeller olsa da mücadelemize devam edeceğiz.”   ‘Nasıl mesaj verilmek istendiğini açıkça gösteriyor’   TJA’nın uzun zamandır hem fuhuşa hem uyuşturucuya karşı mücadele yürüttüğünü ve sadece kendilerinin değil HDP’nin ve genç kadınların da bu konuda çok duyarlı olduğuna dikkat çelen Gülbahar, “Dikkat edilirse gençliğe dair ciddi anlamda bir yönelim var. Bu bile nasıl bir mesaj verilmek istenildiğini açıkça gösteriyor. Biz buna izin vermeyeceğiz. Bu oyunu bozan yerde olacağız” diye ifade etti.    ‘Bizim değil bize engel olanların yargılanması gerekiyor’   Cezaevinde tutulan TJA Dönem Sözcüsü Ayşe Gökkan’a, yargılandığı davada 30 yıl hapis cezası verilmesine de değinen Gülbahar, söz konusu cezanın TJA’nın politikasına ve yürüttüğü mücadeleye verilen gözdağı olduğunu kaydetti.  Gülbahar,  “Kadınların daha iyi bir yaşam sürmesi için verdiğimiz mücadele yargılanamaz, tam tersi bize engel olanların yargılanması gerekiyor. Biz Ayşe Gökkan’ın söylediği sözün arkasındayız ve kadına karşı açılan savaşı kabul etmediğimiz için mücadeleye devam edeceğiz.  Gözaltı, zindanlar, ölümler işe yaramış olsaydı şu an TJA’dan bahsedemezdik. TJA bir kişi bile kalsa mücadelesinden geri durmayacak. Zindanlara doldurdukları binlerce kadının zihnine kelepçe vuramazlar. Yapamadıklarımız ileride yapmamız gerekenleri önümüze koyuyor” şeklinde konuştu.    25 Kasım’a çağrı    Gülbahar son olarak 25 Kasım’a “Savaşa, şiddete, yoksulluğa karşı şimdi özgürlük zamanı” şiarıyla gireceklerini belirterek,  bu eksende örgütleneceklerini TJA olarak sokaklarda, mahallelerde olacaklarını ve kadınlarla buluşacaklarını kaydetti. Gülbahar, 25 Kasım’da yürütülen faşizan politikalara, şiddete, tecavüze ve özel savaş politikalarına karşı mücadeleyi daha fazla güçlendireceklerini ifade etti.