İHD raporu: 10 yılda 228 çocuk yaşamını yitirdi 2021-11-19 14:01:38   DİYARBAKIR - İHD Diyarbakır Şubesi, bölgede yaşanan “2011-2021 Tarihleri Arası Silahlı Çatışma Ortamında Çocuklara Yönelik Yaşam Hakkı İhlalleri” raporunu açıkladı. Raporda on yıllık süreç içerisinde toplam 228 çocuğun yaşamını yitirdiğine dikkat çekildi.   Birleşmiş Milletler’in (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin yıl dönümü dolayısıyla İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, son 10 yılda çocuklara yönelik yaşanan hak ihlalleri raporunu "2011-2021 Tarihleri Arası Silahlı Çatışma Ortamında Çocuklara Yönelik Yaşam Hakkı İhlalleri Raporu" başlığıyla açıkladı. Dernek binasında yapılan açıklamada, İHD Diyarbakır Şube Başkanı Ezgi Sıla Demir açıklama metnini okurken, İHD Diyarbakır Çocuk Hakları Komisyonu üyesi avukat Eylül Özgültekin ise katledilen çocukların bilançosunu açıkladı.    ‘228 çocuk yaşamını yitirdi’   Ezgi Sıla Demir, bölgede silahlı çatışma ortamlarında çocukların, gerek devlet gerekse farklı aktörler tarafından yaşam haklarının ihlal edildiğini söyledi. Ezgi, on yıllık süreç içerisinde toplam 228 çocuğun yaşamını yitirdiğini ve bu çocukların yüzde 78’ini erkek yüzde 22’sini ise kız çocuklarının oluşturduğuna değinerek, “Yaşamını yitiren çocukların yaş aralığına bakıldığı zaman 0-5 yaş aralığında 30’a yakın çocuğun yaşamını yitirdiği görülmektedir. Yine yaşamını yitiren 6-15 yaş aralığındaki çocukların sayıca fazla olduğu bilançoda görülmektedir. Toplumsal ya da kamusal yaşam içerisinde sokaklarda sosyalleşerek büyümesine devam eden çocukların yaşam alanları onlar için yaşamını yitirdikleri alanlar halini almıştır. Çocuğun üstün yararını ve sağlıklı bir ortamda yaşama hakkının tümüyle ihmal ve ihlal edildiği bir tablo karşımıza çıkmaktadır” dedi.   ‘Çocukların yaşam hakkı ihlal edilmektedir’   Yaşam hakkı ihlallerinin yaşandığı illere bakıldığında ölümlerin en yüksek olduğu illerin bölge illeri olduğuna dikkat çeken Ezgi, “Yaşamını yitiren 228 çocuğun ölüm sebeplerine bakıldığında 64 çocuğun kolluk kuvvetleri tarafından açılan ateş sonucu yaşamını yitirerek ilk sırada; 62 çocuğun ise bombalı saldırılar sonucu yaşamını yitirerek ikinci sırada yer aldığı görülmüştür.  Kolluk kuvvetlerinin silah kullanırken kanunun tanımladığı sınırlar içinde ve kademeli olarak silah kullanması gerekirken, bu durumu gözetmeden, yetkisini aşar nitelikte silah kullanması çocukların yaşam hakkını ihlal etmektedir. Raporumuzda paylaştığımız verilere bakıldığında, özellikle sokağa çıkma yasağı uygulamalarının başladığı 2015 yılı Ağustos itibari ile çocukların yaşam hakkı ihlallerinde ciddi bir artış olduğu gözlenmiştir” sözlerine yer verdi.    “Yaşam hakkı ihlal edilen çocuklarla ilgili idari ve yargı organlarınca, etkili ve adil bir soruşturma yürütülmemesi, faillerinin gizlenmesi ve yargı karşısına çıkarılmaması, suç işleyen kolluk birimlerini adeta cesaretlendirmekte, gerçekleştirdikleri ihlalleri sürdürmeye teşvik etmektedir” diyen Ezgi, özellikle sokağa çıkma yasakları sırasında çocuklara yönelik gerçekleşen yaşam hakkı ihlallerinin yanı sıra, yaşamını yitiren çocuklara yönelik temel insani değerlerden uzak yaklaşımların da izahatı olmayacak düzeyde yaşandığını kaydetti.    Ezgi, devamında şu ifadelere yer verdi;   “12 yaşında katledilen Helin, saatlerce ağır yaralı halde sokak ortasında bekletilmiş, ambulansın sokağa girişine engel olunduğu için yaşamını yitirmiştir. 13 yaşında yaşamını yitiren Cemile’nin günlerce cenazesinin derin dondurucuda bekletilmesinin, yine 15 yaşındaki Bünyamin’in cenazesinin bir cami avlusunda günlerce bekletilmesinin bir açıklaması olamaz. Olağan üstü şartlar, savaşlar dahil çocuklara yönelik yaşam hakkı ihlalleri hiçbir sebeple izah edilemezdir. Askeri bölgelerin sivil yaşam alanlarına yakın olması sonucu birçok çocuk savaş artıkları sebebiyle yaşamını yitirmiştir. Hakeza yerleşim alanlarında bırakılan askeri patlayıcı mühimmat ve malzemelerin infilak etmesi sonucunda çocuklar yaşamlarını yitirmişlerdir. Türkiye’nin 2004 yılından bu yana taraf olduğu OTTAWA Sözleşmesi gereğince sınırları içinde bulunan kara mayınlarını 2014 yılına kadar temizleme taahhüdünde bulunmasına rağmen bu süre içinde kara mayınlarının temizlenmesi konusunda somut herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Özelikle sınır hattında bulunan şehirlerde kara mayınlarının temizlenmemiş olması nedeniyle onlarca çocuk yaşamı yitirmiştir. Çocukların yaşam hakkını en çok tehdit eden durumlardan biri de zırhlı araçların sivil yerleşim alanlarında çok yoğun bir şekilde bulundurulmasıdır. Zırhlı araç çarpmalarının çocukların birincil yaşam alanlarında mahallelerde, hatta bunun ötesine geçerek özel alanlarında, evlerinde gerçekleştiği birçok ihlal söz konusudur.   ‘Failleri koruma refleksinden vazgeçilmelidir’   Kürt meselesi ile bağlantılı çatışmalı sürecin etkisi ile meydana gelen ihlallerin sonlandırılması ancak barışçıl politikalarla mümkün olabilecektir. Barış dilini hakim kılacak yeni politikalar belirlemesi ile bölgede yaşayan herkes gibi çocukların da güvenli bir ortamda hayatlarını sürdürmelerini sağlayacaktır. Bununla birlikte yaşanan çocuk yaşam hakkı ihlallerinde sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinin onarıcı bir adalet mekanizması ile etkili bir ceza ve disiplin soruşturmasına tabi tutulmaları gerekmektedir. Yargı makamlarının ceza soruşturmalarında fail olan kamu görevlilerini cezasızlık politikası ile koruma refleksinden vazgeçerek gerçek anlamda adaletin sağlanması için gerekli tüm işlemleri etkili ve hızlı bir şekilde yerine getirmesi yaşanan ihlallerin yarattığı travmayı bir nebze de olsa azaltacak ve adaletin tesis edilmesini sağlayacaktır.”   Ardından İHD Diyarbakır Çocuk Hakları Komisyonu üyesi avukat Eylül Özgültekin, katledilen çocukların bilançosunu açıkladı.    Bilançonun tamamına buradan ulaşılabiir.