Köleliğin ‘makbul’ adı ‘ev hanımlığı’ 2021-11-22 09:04:30   “Eğer tüm ev işleri dışarıdan hizmet olarak satın alınsa idi, hatırı sayılır bir ekonomik kaynak gerektirecekti. Fakat evdeki hanımın (kölenin) yaptığı temizlik,  yemek, çocuk bakımı-eğitimi, ütü vb. işlerin hiçbir ekonomik karşılığı olmadığından, tüm bu işler değersiz ve çok kolay görünür. Ev içinde üretilen her emek görünmezdir ve bugün görünmeyen emek olarak tanımlanmıştır.”   Suzan İşbilen   Merkezi uygarlığın gelişimi, kadının doğal toplumsal statüsünü alt üst etmiştir. Oluşturulmak istenen yeni toplumsal biçimlendirme ile erkek egemen zihniyetin ta kendisi amaçlanmıştır. Ancak eril iktidarın örgütlenmesinin önündeki en büyük engel olan kadının, barışçıl ve eşitlikçi sisteminin erkekler açısından yıkılması ya da geriletilmesi bir zorunluluk haline gelmiş ve bu mücadele binlerce yıla yayılmıştır.    Sömürgeci sistem, kadının kendiliğinden ve doğayla uyumlu sistemini yıkmak için şiddetin her türünü kullanmıştır. Fiziksel şiddet, hem görünür hem de can yakarak doğrudan hissedildiğinden; kadın, karşı duruş sergileyerek direnmiştir. Ancak baskı ve şiddete karşı duran kadın, eril zihniyetin ali cengiz oyunlarıyla baş edememiştir. Bunun sonucunda tüm toplumsal, siyasal ve ekonomik alanlardan uzaklaştırılarak, dört duvar arasında yalnızlaştırılmıştır.   Verili kimlik emreder(!)   Egemen zihniyetin kendi ideolojik yapılanmasına uygun yeni bir kadın yaratma çabası tam olmasa da büyük oranda sonuç vermiştir. Maalesef kadın üreten, toplumsal düzeni sağlayan değil, eve kapanan pasif, edilgen bir yapıya büründürülmüştür. Ancak bu kapatılma öyle vasıfsız bir şekilde oturup dinlenen, keyfine bakan bir pozisyon da değildir. Verili kimlik şunları emreder; erkeği rahat ettirecek, isteklerine boyun eğecek, hiçbir olumsuz yaklaşıma itiraz etmeyecektir. Erkeğin zevklerine hitap edecek fiziksel özelliklere sahip olması gerektiği algılatılırken, diğer taraftan bu yapıya uygun ucube bir kişilik yapısına bürünmesi istenir. Makbul ve makul olması, erkeğe itaat etmesi istenir ve tüm bunlar bir takım söylemlerle ve zorla denetlenir.    Kendisi dışında herkesi memnun eden rehber   Toplumun kadından beklentileri de farklılaşmıştır. O artık İyi bir anne, iyi bir eş, iyi bir hizmetçi, kendisi dışında herkesi memnun edecek iyi bir psikolog, iyi bir rehberdir. Asla yorulmayan, hastalanmayan her koşulda yetebilen, yetebilmesi, yetişebilmesi istenen bir varlıktır. Sadece görevlerini yerini getirebildiği ölçüde ailede ve sosyal çevresinde değer görendir. Asıl onur kırıcı olan; iradesi dışında kendisine yüklenen bu sorumlulukların da önemli bir vasıfmış gibi meslek olarak adlandırılmış olmasıdır. O yeni mesleğine,  tüm yaşamı sığdıracak bir ev nesnesidir. Ve bir bütün olarak toplumu da bu yeni kişiliğe ve zihniyete ikna çabalarında yine hile, dolan ve bin bir oyun devreye sokularak kabul ettirilme çabalarının hala devam ediyor olması da iktidar zihniyeti açısından, amaca uygun, istenilen düzeye getirilememiş olmasındandır.   ‘Ev köleliği’ mesleği   Ev köleliği nitelik olarak çok önemsenmiş olmalı ki meslek olarak adlandırılmıştır. Mesleğin Türk Dil Kurumu’ndaki anlamı ise dikkat çekicidir: "İnsanın yaşamını idame ettirebilmek için zihni, bedeni,  sanatsal vb. olarak üzerinde belirli bir süre uğraştığı ve karşılığında para kazanarak geçimini sağladığı iş."   Oysaki bizler bu mesleği, eğitim ve zihni faaliyete ihtiyaç duymadan anneden kıza miras yolu ile geçen bir beceriyle öğrendik.   Bundan sonraki süreç, kadın açısından kocanın, babanın, erkek kardeşin veya ailedeki yaşlı fertlerin kölesi olmasıdır. Ve bu köleliğin bir statüsü oluşturuluyor artık ve bu bir meslek olarak tanımlanıyor. Ev köleliğinin yeni adı da “ev hanımlığı”dır.   Ev kadını, ev kölesidir!   Ev işleri değeri olmayan hizmetlerdir. Eğer tüm ev işleri dışarıdan hizmet olarak satın alınsa idi, hatırı sayılır bir ekonomik kaynak gerektirecekti. Fakat evdeki hanımın (kölenin) yaptığı temizlik, yemek, çocuk bakımı-eğitimi, ütü vb. işlerin hiçbir ekonomik karşılığı olmadığından, tüm bu işler değersiz ve çok kolay görünür. Ev içinde üretilen her emek görünmezdir ve bugün görünmeyen emek olarak tanımlanmıştır. Herkes yapabilir algısı hakimdir ama sonuçta bu işler kadının işidir ve erkek tenezzül etmez, bu basit işlerle uğraşmaz!   Rolleri besleyen meslek seçimleri   Sistemin kadına dayattığı toplumsal cinsiyet rolleri öylesine içselleştiriliyor ki  okuma ve iş bulma şansına sahip olan kadınlar,  yine ‘ev hanımlığı’ mevkiini korumak için meslek seçimini, ev köleliği ile birlikte yürütebileceği ve birbirini destekleyen alanlara yönlendiriliyor ve tercih ettiriliyor. Kadınlar, yarım gün olan ve çocuk eğitimi ile ilişkilendirilen öğretmenlik, evdeki yaşlı ve hasta bakımı ile eşdeğer hemşirelik, evdeki erkeğe hizmetle eşdeğer sekreterlik gibi çalışma alanlarına yönlendiriliyor.   Bu saydığımız mesleklere toplumun bakış açısı böyle olsa da. Büyük emek verilen zor meslekler olduğunu burada belirtmeden de geçmeyelim.   Ev hanımı, son dönemin moda deyimi ile ev emekçisi olmuştur. Köleliği, ev hanımlığı olarak kabullenmek de ayrı bir psikolojik travma olsa gerek. Ev işleri fiziksel olarak yoran, ancak zihinsel gelişime ihtiyaç olmayan çabalardır. Çünkü her gün tekrarı yapılır, artık otomatiğe bağlanmış gibi sürekli tekrar eder.   Bir gün önce yaptığımız, kurduğumuz düzen bozulur ve her gün yeniden yapılır. Bu nedenle ev işleri görünmeyen emek olarak adlandırılmaktadır.   Uygarlık tarihi geçmişten günümüze büyük değişimler yaşamış. Kendi iktidarının devamlılığı açısından insanlığı olumlu yönde ileriye taşımış ancak kadının statüsü hiç değişmediği gibi özellikle kapitalist modernite döneminde katlanarak daha geriye düşürülmüştür.   Kalıpları yırtıp atmanın zamanı!   Kadın köleliğinin 5 bin yıllık tarihsel bir geçmişi vardır. Kadının, bugünkü statüsünü sisteme altın tepside sunmadığına, başlarken değinmiştim. Kadın, özgürlük mücadelesini Türkiye ve Kürdistan’da yoğun bir şekilde sürdürüyor. Tabi ki özellikle Türkiye’de kadın mücadelesinin kazanımlarını hiçleştirmenin yoğun çabası içinde olan AKP ve MHP iktidarı siyasal İslam’ın dini geleneklerini devreye sokmuştur, her gün kadını küçük düşüren itibarsızlaştıran, asılsız ve dayanaksız söylemlerle, sürekli,  kadına dair gündem yaratmaktadır. Özellikle de fiziksel olarak kadın ama zihniyeti ve üslubu erilleştirilen kadınlar üzerinde yapmaktan kaçınmamaktadır. Kadını kadına düşürmenin sinsi ve kurnaz tüm yöntemlerle denemektedir. Gerçekten asırlardır bize biçilen elbise, bize dar geliyor artık!  Bu kalıbı yırtıp atma zamanı çoktan geçmiştir.   Jin Jiyan Azadi