Abdullah Öcalan’dan kadınlara: Özgürleşin örgütlülüğünüzü sağlayın 2021-11-24 09:01:51   HABER MERKEZİ -25 Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü kapsamında kadınlar alanlarda taleplerini dile getirirken, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlük mücadelesi için yaptığı değerlendirmelerin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Abdullah Öcalan, kadınların ideolojik olarak özgürleşmeleri ve örgütlülüklerini sağlamalarının altını çiziyor.    Kadınlara yönelik şiddet dünyanın her yerinde devam ederken buna karşı kadın mücadelesi ve direnişi de kesintisiz sürüyor. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nün dünyanın her tarafında eylem ve etkinliklerle karşılandığı bu günlerde Kürt kadınları için mücadele ve özgürlük perspektifi sunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın konuya ilişkin değerlendirmeleri her açıdan güncelliğini koruyor. Abdullah Öcalan’ın, kadınların bilinçlenerek kendilerine güvenmesinden, eşbaşkanlık ve özsavunmaya kadar birçok konuda yaptığı değerlendirmeleri derledik.    ‘İdeolojik olarak derinleşmeliler’   Kadınların ideolojik olarak derinleşmeleri ve kendilerini geliştirmelerine işaret eden Abdullah Öcalan, 2006 yılında avukatları ile yaptığı bir görüşmede şöyle dedi: “Kadınlar özgürleşmek için Kadın Kurtuluş İdeolojisi'nde derinleşmeliler, ideolojik güç olarak var olabilmeliler. Erkeklere karşı alacakları çok yol var, erkeğe fazla güvenmemeli. Kadın kendi bağımsızlığını koruyacak. Kadının özgürlüğünden korkmamak gerekir. Ben kadınla böyle yoldaşım. Ben kadınlara çok görkemli yoldaşlık yaptım, kadınla çok güçlü bir arkadaşlığım var. Bu bir güç, inanç meselesi. Kadın yoldaşlarımın bana ilişkin emeklerine böyle karşılık veriyorum. Bilmelerini istediğim en önemli bir hakikat, onların savaşın da barışın da kaderini belirleyecek kadar güçlü olmaları gerektiğidir. Sevginin işçisi olarak tanımlıyorum kendimi. Sizler için yaşıyorum. Sizlerin özlemleri yaşam gerekçemdir, sizinleyim. Kazanılacak özgür bir dünya var, kazanılacak özgür bir yaşam var.”    Eşbaşkanlık vurgusu   Kadın özgürlüğünde eşbaşkanlık sisteminin önemine dikkat çeken Abdullah Öcalan, aynı görüşmede “Eşbaşkanlık sisteminin kaldırılmasına kesinlikle hayır. Hukukta de facto ve de juere diye iki kavram vardır. Eğer çok zorluyorlarsa yasa üzerinden değil de fiili olarak yürütülsün. Söylediğim gibi, fiili olarak yürütülebilir. Bir erkek bir kadın yine yürütmelidir. İlla bir kişi olacaksa da kadın olsun. Kadınlarımız bunu hak etmiyor mu?  Beş bin yıldır erkek egemen sistem devam ediyor. Bunu aşmak kolay değil belki, ama biz aynı zamanda kadının özgürleşmesi mücadelesini de veriyoruz. Batman'da bölgede kadın intiharları var. İntiharların önüne geçmek için çalışmalılar. Ben kadın erkek ilişkilerinin yüzde doksanını tecavüz olarak nitelendiriyorum. Bunların temelinde çok çirkin ilişkiler vardır. Ben aşka evliliğe karşı değilim. Aşkta, evlilikte güçlü cinsel dürtü ve güdüler olabilir. Bunlar normaldir, bunları inkar edemeyiz. Benim karşı olduğum husus; bu tecavüz kültürüdür. Genç kızları altmış yaşındaki adama veriyorlar. Bu zorbalık karşısında kız intihar ediyor. İstenmeyen evlilikler gerçekleştiriliyor. Hatta bazen para verip kadın alıyorlar, yani resmen satın alıyorlar. Bu çok ahlaksızca ve çirkincedir” ifadelerini kullandı.    Tecavüz kültürü   Abdullah Öcalan 2007 yılında kadın özgürlük mücadelesi için kendi şahsında çözümlemelere giderek şöyle bir perspektif ortaya koydu: “Cinsel güdüler doğaldır, her insanda bulunur. Tehlikeli olan cinselliğin iktidarın objesi haline gelmesidir. Mevcut cinsellik bir iktidardır, şaha kalkmış erkekliktir. Hatta erkeği vahşileştiren bir hale getirmiştir. Sonuçta mevcut cinsellik ilişkisi erkek egemen topluma hizmet ediyor. Kaba, vahşileştiren, yok edici bir iktidar anlayışı ortaya çıkarmıştır. Hepsinin temelinde bu anlayış vardır. Namus cinayetleri, tecavüz kültürünün altında bu anlayış vardır ve bu anlayış değişmeden ne demokrasi ne de özgürlük sorunu çözümlenebilir. Cumhuriyetin kuruluşundaki eksik kalan ayaklardan biri de budur, kadın sorunu çözülmemiş, dondurulmuştur. Saddam'ın ipe giderken bile 'Erkeklik öldü mü' demesi bu vahşileşmiş erkek anlayışıdır, biz bu anlayışa karşıyız.”    Dincilik, milliyetçilik ve cinsiyetçilik   Aynı görüşmede “Daha önce değinmek istediğim üç husus vardı” diyen Abdullah Öcalan, devamla şunları belirtti: “Dincilik, cinsiyetçilik ve milliyetçilik. Cinsiyetçilikle ilgili daha önce de okumalarım vardı, son olarak M. Foucault'un Cinselliğin Tarihi kitabını bitirdim. Cinsellik ve iktidar arasında çok yakın bir ilişki vardır. Cinsiyetçilik bir çeşit milliyetçiliktir ve en az milliyetçilik kadar tehlikelidir. Günümüzde kadın artık bir reklam objesi, bir et parçası gibi sunuluyor topluma. Cinsiyetçilik adına kadın zorla bağımlı hale getiriliyor. Kadına zorla sahip olmakla iktidar olunmaya çalışılıyor. Kadın iktidarın nesnesi haline getiriliyor.  Cinsiyetçilik ideolojisi ile kadın tamamen tahakküm altına alınıyor.   ‘Kadın sorunu bir iktidar sorunudur’   2008 yılında ise Abdullah Öcalan, kadın mücadelesinin bir günle sınırlı kalmaması gerektiğini vurgularak, kadın sorununun bir iktidar sorunu olduğunun altına çizdi. Abdullah Öcalan şöyle dedi: “Aslında kadın sorunu bir iktidar sorunudur. Kapital finansın iktidar mantığı, 'ya bu iktidara tabi olursunuz ya da ölürsünüz' üzerine kurulmuştur. Kadının cinsiyetçiliğini bu iktidarın aracı olarak kullanıyorlar. Kendinizi bu ilişkilerden, bu erkeklikten sakının. Gazetede okudum; doktor olan bir kadın asker eşinden boşanmak istediği için on iki kurşunla öldürülmüştü. İşte kapital finans, kadına bunu söylüyor, 'ya benim iktidarıma yüzde yüz tabi olursun, ya da yüzde yüz ölürsün' günümüzde evliliklerin yüzde doksan beşi tecavüzdür. Kadınlar her gün tecavüze uğruyorlar. Böyle bir tecavüz kültürü içinde bir kadının ne ruhu ne beyni sağlam kalır; ne güzellik anlayışı kalır ne de sevgisi ve aşkı.   Kapital finans cinsiyetçiliği kullanıyor   Kapital finans, kadını denetim altına almak için cinsiyetçiliğini kullanıyor. 'Nasıl âşık olacağından, nasıl yaşayacağından, nasıl sevişeceğine' kadar tümünü tek tipleştiriyor. Kadın üzerinden toplumun iktidarını hedefliyor. Milliyetçilik ve dincilikle de topluma tek tip düşünceyi dayattı. Ulus-devletle nasıl bir kimlik istiyorsa, onu dayatıyor.”   ‘Üretimle ekonomik sorunlarını çözebilirler’   Aynı görüşmede kadınların bilinçlenmesinde akademilerin önemine ve kadınların üretimdeki rollerine vurgu yapan Abdullah Öcalan şunları belirtti: “Akademi çalışması tüm kesimleri kapsamalı. Örneğin bir üniversite öğrencisi de, bir ev hanımı da bu çalışmalarda yerini alabilmeli. Bir dönem Köy Enstitüleri vardı. Benzer çalışmalar yapmaya çalışıyorlardı, ama benim önerdiğim akademi, enstitüleri de aşıyor. Aile, kadın etrafında oluşur. Kadınlar üreticidirler. Ürettikleriyle kendi ekonomik sorunlarını çözebilirler. Mesela bir tarla kiralayarak organik tarım yapabilirler. Güney Kürdistan'da kadına yönelik şiddette bir artış olduğu belirtiliyor. Demek ki, orada kadın hareketinde bir artış, bir direniş var. Kadın konusu önemlidir, kadınları çok önemsiyorum. Kadınlar, bana göre sömürgeleştirilen son ırk, son ulustur. Bu konuyu çok açıklıyorum."   Demokratikleşmede kadının rolü üzerine   Kürt sorununun çözümüne ilişkin tartışmaların gündeme geldiği 2009 yılında Abdullah Öcalan gerçekleşen yerel yönetim seçimleri sonrasında, kadınların kentlerin demokratikleşmesindeki rolüne dair şunları dile getirdi: “Kadınlar, 'kentler nasıl kurulur, nasıl demokratikleştirilir, yönetilir? Çocuklara, kızlara, işsizliğe ve diğer sorunlara ilişkin nasıl bir çözüm üretilir' bu konularda çok çalışma yapmalıdırlar. Bunların üzerinde önemle durulmalıdır.   Kapitalizm kadına hiçbir şey vermemiştir   Biliyorsunuz Sümerlerde kadın tapınakları vardı. Bu tapınaklar kadınların inşa ettiği ve onların kutsal mekânıydı. Onların önemli bir kazanımıydı. Bu tapınaklarda kadınlar, eğitimlerini sürdürüyorlardı, her türlü eğitimlerini alıyor, sanat ve güzelliklerini de sergiliyorlardı. Hatta erkekler gelip onları seyrediyorlardı. Daha sonraları erkekler, buraları genelevine çevirdiler. O tarihten sonra da kadınlar tapınaklara tanrıça olarak giriyor, fahişe olarak çıkıyorlardı. Kadının tüm meziyetleri elinden alındı. Musa, kadına bir şey vermedi. İsa'da Ana Meryem'in durumunu biliyorsunuz. Hz. Muhammed'de Ayşe'nin durumu ortadadır. Hz. Ayşe, erkek iktidarını derinlemesine anladıktan sonra 'keşke kadın olarak doğacağıma taş olarak doğsaydım' diyor. Kapitalizm de kadına yeni hiçbir şey vermemiştir. Kadını her yönüyle daha da kuşatmaya almıştır.”    ‘Kadını öldürmek en büyük namussuzluk’   Aynı görüşmede, kadınlara yönelik katliam, taciz ve tecavüzlere değinen ve kadınların nasıl mücadele etmesi gerektiğine ilişkin değerlendirmelerde bulunana Abdullah Öcalan şunları söyledi: “Kadın sorunu beş bin yıllık tecavüz kültürünün sonucudur. Ben burada hala bu konuyu araştırdıkça, okudukça dehşete düşüyorum. Kadınlar hala bu sorununu anlamamış, çözememiş durumda. Kadınlar kendi sorununu anlamalı, çözmeli. Kendi cinsinizin farkında olacaksınız, kendinizi tanıyacaksınız. Özgür kadın diyorum. Namus adına, sevgi adına her gün kadınlar öldürülüyor. İşte Diyarbakır'da zaten köleleştirilmiş, bu durumda olan bir kadını dövüyor, 'şuraya gittin, şuna baktın' diyerek pat diye öldürüyor, namus adına. Aslında tam tersi bu hale gelmiş köleleştirilmiş kadını dövmek, öldürmek en büyük namussuzluktur. Bundan büyük namussuzluk yoktur. Kadın akademilerinde bunları tartışın. Bunları bilmeden hiçbir şeyi anlayamazsınız. Ben kadınların özgürlüğünü, Özgürlük Sosyolojisi kitabımda ele aldım, incelemeliler.    Sonsuz boşanma    Ben sonsuz aşk değil, 'sonsuz boşanma' diyorum. Sonsuzluk derken, aslında beş bin yıllık eril iktidarla bu sonsuzluğu sınırlayabilirim. Buna karşı kadının bu iktidardan sonsuz boşanmasını öneriyorum. Kendi siyasetlerini oluşturmalı, bunun için ekonomilerini oluşturmalı. Kadın kendi ekonomisini oluşturmalı, siyaset akademileri demiştim.  Kadının kendi özgürlüğünü kurmak için, siyasal bilinç ve siyasal eylemlilik gerekiyor. Bunu yaratmaları gerekiyor. Kadın özgürlüğü ya da kadın erkek ilişkisi öyle romantik aşk ya da sonsuz aşk ya da cinsel özgürlükle elde edilemez. Sonsuz aşk diyeceksek, romantik, günümüzde yaşanan aşk ilişkilerinden söz etmiyorum. Zaten bu aşk dedikleri şey, İngiltere'de 17-18'inci yüzyılda yaratılan klasik romanlarda anlatılan bir kavram; romantik aşktan söz etmiyorum. Sonsuz aşkla yaşayacaklarsa özgürlüğü bilince çıkarmaları gerekiyor. Yoksa cinsel tutkudan da söz etmiyorum. Cinsellik olacaksa bile bu sonsuz aşk temelinde yaşanması gerekiyor. Kadının önce eril iktidardan sonsuz boşanmasını söylüyorum, sonsuz özgürlük diyorum.”   Kadınlarla felsefik tartışma vurgusu   2010'da kadınla düşünsel, felsefik tartışmalara dikkat çeken Öcalan şöyle dedi: “Kadın konusunda şunu tekrar söylemek istiyorum ki, benim kadınla ilişkilenmem farklıdır. Ne olursa olsun iki kişi arasındaki tutku, kimseyi hiçbir yere götürmez, ancak hiyerarşiye, patriarkal tutuma, baskıya, tecavüz kültürüne götürür. Kadınla erkek arasında ancak felsefik temelde bir buluşma olabileceğine inanıyorum. Geçende bu Taraf'ın yirmi soruluk anketine, Zizek -biliyorsunuz felsefecidir- bir cevap veriyor. Sizin için güzellik nedir diye soruyorlar, 'benden güzel ve akıllı bir kadınla felsefe tartışmak' diyor. İlginçtir, ama ben de aynen böyle düşünmüştüm. Benim kadınla buluşmam da -tabi onlar anlayamaz ama- bu temeldedir. Kadınla felsefi buluşma dışında bütün buluşmalar, doğru bir buluşma değildir, felsefi buluşma dışındaki bütün ilişkilerin, evliliklerin geleceği yer patriarkal, hiyerarşik ilişkidir ve bu tür ilişkiler eninde sonunda ilişkiyi tüketir, bitirmeye götürür. Felsefik buluşma dışında hiçbir buluşma bunu kurtarmaz.   Demokratik komün örgütlenmesi   Aynı görüşmede, kadın intiharlarına dikkat çeken Abdullah Öcalan çözüme ilişkin de perspektif sundu: “Batman'da daha önceleri birçok kadın intiharları oluyordu, son süreçte bunlar azaldı. Bunun sebebi Batman'da demokratik siyasetin gelişmesi, demokratik tartışmaların yükselmesidir. Demokratik kültür topluma yaygınlaştıkça daha çok yaşama bağlar. Benim siyaset felsefemde, bunca yıllık deneyimle ortaya çıkardığım en doğru sonuç, demokratik komünler halinde örgütlenmek ve toplumun her kesiminde bu komünleri yaymaktır.”    ‘AKP kadınlar için tehlike’   Kadınlar için AKP iktidarının büyük bir tehlike olduğuna dikkat çeken Abdullah Öcalan şu noktaları vurguladı:  “AKP kadınlar için de büyük bir tehlikedir. Kadınlar şimdi buldukları özgürlük kırıntılarını bile arar hale gelebilirler. Adıyaman'da Menzil tarikatı etkilidir, burada bir kız çocuğu diri diri gömülüyor, bu recm'den de daha tehlikelidir. İşte AKP'nin zihniyeti budur. Diri diri gömülmede yavaş yavaş toprağı yutar ölürsün, oysa recm'de en azından nefes alabiliyorsun. Yine gazetelerde her gün kadınlara yönelik şiddet haberleri var. İşte adam sokak ortasında kadını bilmem 'beni sevmedin' diye öldürmüş, başka bir yerde kulak kesmiş, burun kesmiş, bunların hepsi bu zihniyetin tezahürüdür. İşte bunun için diyorum; felsefe temelinde yaklaşın, felsefik çalışmalar yapın, tartışın, örgütlenin. Bunları, bu zihniyeti ancak bu şekilde durdurabilirsiniz. Yoksa varacağınız son budur, şimdiki sınırlı özgürlükleri bile kaybedersiniz. Kadınlarda, kadın bilinci oldukça gelişti, bir düzeye geldi. Yine kadın özgürlük mücadelesinin başarıya ulaşacağına olan inancımı belirtiyorum. Kadın özgürlük mücadelesi başarıya ulaşacaktır. Kadın cinsi ekseninde yürüttüğümüz özgürlük mücadelemiz de kadın özgürlük mücadelesinden aldığı güçle başarıya ulaşacaktır. Buna inancım tamdır. Kadın özgürlük mücadelesi genel özgürlük mücadelesine güç verecektir.”   İdeolojik özgürlük ve örgütlenme   Kadınların bilinçlenmesinin önemine vurgu yapan Abdullah Öcalan 2011 yılında buna ilişkin, “Kadın konusunda bizim yapmaya çalıştığımız iki şey var ve bunlar çok önemlidir. Birincisi; kadının ideolojik, fikir olarak özgürleşmesi ve güç kazanmasıdır. Kadının ideolojik olarak çok yetkin hale gelmesidir. İkincisi; kadının kendi örgütlülüğünü oluşturması, kendi örgütlülüğüne kavuşması, kendi örgütlenmesini yapacak düzeye, hale gelmesidir. Kadın bu iki konuda yol alabilirse, ancak özgürleşme alanında da önemli adımlar atmış olacaktır”  değerlendirmesi yaptı.     ‘Tüm kadınlar saldırı altında’   AKP iktidarının İmralı’da görüşme masasını devirmesinden kısa bir süre önce yine Özgecan Aslan şahsında kadın katliamlarına ve mücadeleye dikkat çekerek şunları söyledi: “Hiçbir kadın bu cinayeti hayalinden bile geçirmezdi. Kadın bu cinayetin ideolojik-politik bağını kurmalıdır. Bana yaklaşan kadın, böyle yaklaşmalıdır. Benim söylediklerim kadın siyasetine doğru yaklaşımla ilgilidir. Erkek sırf kadın elinden kaçtığı için korkunç bir saldırı geliştiriyor. Tüm kadınlar, bu saldırı altındadır. Toplum erkek tarafından böyle dizayn edilmiş. Kadına karşı korkunç bir yönelim var. Kadın bir parça özgürlük istediğinde korkunç öldürülüyor. Özgecan katliamı da siyasi bir katliamdır. Bunu anlayacaksınız.”