Diyarbakır Şiddetle Mücadele Ağı’ndan ’özel savaş politikaları’ paneli 2021-11-24 21:02:21   DİYARBAKIR- Diyarbakır Şiddetle Mücadele Ağı öncülüğünde 25 Kasım kapsamında, “Özel Savaş Politikaları ve cezasızlık” paneli yapıldı.   Diyarbakır Şiddetle Mücadele Ağı, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında Amed Şehir Tiyatrosu’nda, “Özel Savaş Politikaları ve cezasızlık” paneli yaptı. Panele; İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Tevgera Jınên Azad (TJA), İHD Diyarbakır Şubesi Kadın Komisyonu, Dicle Amed Kadın Platformu (DAKAP), Rosa Kadın Derneği, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Dersim Dağ, HDP ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) il örgütü ve Amed Emek ve Demokrasi Platformu katıldı.   Mimarlar Odası Diyarbakır Şube Eşbaşkanı Selma Aslan’ın moderatörlüğünü yaptığı panele, Eren Keskin, Diyarbakır Barosu avukatı Hatice Demir, Rosa Kadın Derneği Başkanı Adalet Kaya ve ÖHD Amed Şubesi avukatlarından Ruşen Seydaoğlu konuşmacı olarak katıldı.   ‘MED TV programlarından sonra başvurular geldi’   Panelde ilk olarak konuşan Eren Keskin, uzun zamandır devlet destekli yapılan cinsel şiddet alanında çalıştığını söyledi. 1995 yılında Cezaevine girdiğinde Kürt kadın tutsaklarla aynı cezaevinde kaldığını kaydeden Eren, avukatlığını yaptığı kadınlardan birinin, “Yaşadıklarımı biliyorsun değil mi? Ama tecavüzü bilmiyorsun” dediğini ve baygınlık geçirdiğini belirtti. Eren, “Çıplak arama sorunu yeni olan bir şey değil. 90’lı yıllarda çıplak arama değil çırıl çıplak bir şekilde sorgulanıyordu. Birkaç kişi orada cinsel saldırıya uğradığını belirtti. Hala bile 12 Eylül’ü yaşayıp anlatamayan kadınlar var. Ben cezaevinden çıktıktan sonra ne yapabilirim diye düşündüm. Yaşananlara ilişkin bir büro oluşturduk. Önce hak arama mücadelesinde siyasi mahpuslardan başlayalım dedik.  Bayrampaşa Cezaevi’ne gittik ve Kürt kadın mahpuslarla görüştük. Sonrasında MED TV birkaç program yapmayı teklif etti. İHD olarak zaten Kürdistan’da yaşananları gündemleştirmek istiyorduk. MED TV’de program yaptıktan sonra bize başvurular gelmeye başladı” dedi.   Yine 90’lı yıllarda tecavüz suçunun hiçbir tanımı olmadığını kaydeden Eren şu sözlere yer verdi:   “Oysaki çok fazla tecavüz vakaları ve farklı tecavüz işkenceleri vardı. Cinsel işkenceyi raporlamada ciddi sıkıntılar yaşadık. Fakat 2005 yılında önemli gelişmeler oldu. Cinsel saldırı suçu düzenlendi tabi buda az ama bizler açısından bir gelişmeydi. O dönem kadın kurtuluş mücadelesinin özellikle de Kürt kadın hareketinin çok etkisi oldu. Cinsel işkencenin belgelenmesinden hala sorunlar devam ediyor. Savcılıklar ve mahkemeler sadece ATK’yi kabul ediyor. Bağımsız doktor ve TİHV’den alınan raporlar kabul edilmiyor.   İstanbul Sözleşmesi’nin kadınlar geri getirecek   Mesela 2011 yılında İstanbul Sözleşmesi imzalandı. Bu coğrafyada verilen bir mücadele sonucu kazanılan bir sözleşmedir. Diyarbakır’da Nahide Opuz davasında iç hukuk bittikten sonra AİHM’e gittik AİHM Türkiye’yi ‘Ev içi çalışan kadınları korumadığı’ için mahkûm etti. Sonrasında üye devletlere ‘ev içinde çalışan kadınları koruyan’ bir sözleşme yapılması çağrısında bulundu. Bundan kaynaklı diyebiliriz ki İstanbul Sözleşmesi ortaya çıktı. Sözleşme her ne kadar uygulanmasaydı da mahkemelerde kadınlara ve LGBT+İ’lere bir duygusal güç veriyordu. Aslında sözleşme erkek egemen anlayışı sorgulama görevi veriyordu. Bence en büyük rahatsızlığı buradan duydular. Ben inanıyorum ki bu sözleşmeyi kadın mücadelesi geri getirecek.   Sözleşmeyi ciddiye alan hakim ve savcı görmedim   Bir diğer önemli konu da trans kadınların durumu… Trans kadınlara da avukatlık yapıyoruz. Trans kadınlar çok daha görünmez oluyor. Mesela sokakta bir trans kadın yürüyorsa polis önünü kesip valinin verdiği yetkiyle, ‘çevreyi kirletiyorsun’ diye ceza kesiliyor. Burada yargının bakış açısına değinmek istedim. Bu coğrafyada yargı sistemi son derece feodal ve militardır. İstanbul Sözleşmesi’ni bugüne kadar ciddiye alan hakim ve savcıyı görmedim.   Mücadeleye devam edeceğiz   Son olarak bu coğrafyada biat etmeyen kadınlar var ve muhalefetin çok büyük çifte standartları var. Batı illerinde bir kadınla sokakta bir kadın şort giydi diye saldırıya uğradığında tüm kadınlar ayağa kalkıyor ama Varto’da Ekin Van olayı olduğunda sadece Kürt kadınlarının sesi çıktı. Mücadeleye devam edeceğiz.”   ‘Şiddetle Mücadele Ağı kurduk’   Eren’in ardından konuşan Adalet Kaya, 3 yıldır Diyarbakır’da saha çalışması yürüttüklerini, OHAL’den hemen sonra başladıklarına değindi. Adalet, “Kayyım ve KHK’ler dönemiydi ve bu da kendisiyle bir yıkım getirmişti. Hemen şiddet başvurusu almaya başladık. O dönem hepimiz belediyelerden ihraç edilen kadınlardık. Çok fazla zorluk çektik ve mücadele konusunda çalışma yürütenlerle Diyarbakır Şiddetle Mücadele Ağı’nı Şehrin şiddet çetelesini çıkardık. Sadece Amed’den değil Kürdistan’ın birçok yerinden başvuru alıyoruz” diyerek JİNNEWS’in bugün yaptığı S.S., adlı kadının haberini anlattı.   ‘Gençler uyuşturucuya bulaştırılıyor’   Adalet, genç kadınlar üzerinde ciddi anlamda baskı olduğuna vurgu yaparak, “Gençlerin şuan geldiği nokta özel savaş politikalarının yaşandığı bir yerde duruyor. Kafelerde, sokaklarda gençler uyuşturucuya bulaştırılarak, kendi emirleri altına alınıyorlar. Kentin neredeyse her yerinde gençlere fuhuş yaptırıyorlar. Toplumun çökmesine yönelik bir müdahale var. Yetkililerin de buna yönelik müthiş bir rahatlığı var. Kadınları katleden kişilerin fotoğrafında hep aynı şeyi görmekteyiz. İstanbul Sözleşmesi içerisinde ‘cinsel şiddeti önleme merkezi’ kurulma maddesi vardı. Bu merkezlerde kadınların uğradığı cinsel şiddeti psikolojik, toplumsal bir şekilde atlatma yöntemlerinin yerine getirilmesi vardı. Eğer sözleşme uygulansaydı belki bahsettiğimiz özel savaş politikaları da bir nebze olsa az olurdu” dedi.   ‘Kadınlar yargı mercilerine ulaşamıyor’   Avukat Hatice Demir’de konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Kadınların kendilerine uygulanan şiddet ve katliama dönük yargı mercilerine ulaşmada zorluk çekiyor. Bunun bir nedeni de resmi dili bilememedir. Kadınlar bu konuda büyük sorun yaşıyor ve hukuki bilgiye erişemiyor. Adalet talebini dile getiremiyorlar. KADES beş dilde hizmet etmeye başladı ama bunun içinde Kürtçe dili yoktu. Bunun için Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak genelgenin iptali için başvuru yaptık. Dava henüz sonuçlanmadı.   Hukuk düzenlemeleri ataerkil zihniyetten geliyor   Yine kadına dönük şiddete meşru gerekçeler üretiliyor. Giderek azalsa da kadınların şiddeti hak ettiğine dair görüşler var. Kadının karşılaştığı zorlukların temel nedeni yoksulluk, yapısal eşitsizlik, sorunun geleneksel anlayışla çözmek oluyor. Tüm bunlar kadınların daha yargıya başvurmadan şiddet uygulayan erkeklerin cezasız kaldığını gösteriyor. Hukuk nötr olmalıdır. Fakat bu nötr olma iddiası temel erkek yargı zihniyeti taşıyor. Bununla da kadınların maruz bırakıldığı bir hukuk tespiti yapıyoruz. Kadına yönelik şiddet TCK ‘da tanımlanmamış. Hukuk düzenlemeleri ataerkil kültürden beslendikleri gibi kararlarda bunun ürünüdür. Buda kadınlar için adil olmayan kararlara yer açıyor. Kadın perspektifinin önemli olduğunu bundan kaynaklı düşünüyorum.   Sözleşme erkekler için esnetiliyordu   Mesela kadın şiddeti veya katledilen kadın davalarına gelirsek yargının bütün aşamaları uyulması gereken hukuk standartlarına uyulmuyor. İstanbul Sözleşmesi uygulanmıyordu uygulansa dahi kısmen yapılıyor ve erkeklere dönük esnetiliyordu. Soruşturma açısından kadınların etkin katılımı sağlanmıyor. Olayın mağduru ve tanıkları yeterince korunmuyor ve sonuca ulaşılamıyor. Öldürmeye teşebbüs eden erkek tutuksuz yargılanıyor. Önleyici tedbirler alınmıyor. Kolluk kadınla ilk teması kurmasına rağmen kadının şikâyeti karşısında negatif kalıyor. Hala ataerkil bakış açısı var.”   ‘Kadına yönelik politikalar aynı’   Son olarak konuşan avukat Ruşen Seydaoğlu ise özel savaş politikalarının uygulanma şeklini dile getirerek, bölgede bu politikaların nasıl ele alınması gerektiğini,  “Sadece şiddet mağduru üzerinden kadınlar kendilerini ortaya koymuyorlar. Mücadele yönüyle de kendilerini var ediyorlar. Mitolojide özel savaş politikalarını anaerkilikten ataerkiliğe geçişte başlıyor. Kadının eve kapatılması, kadının seks metası haline getirme bu politikaların birer örneğidir. Kadın sistemi dağıtılmaya çalışılıyor ancak kadınlar küçük gruplar halinde de olsa da direnmeye devam ediyorlar. Özel savaş politikaları dediğimiz kısım kadınlara hala yönelimler var. Ulus devletler var ve kadına yönelik yürütülen politikalar aynı” sözleri ile dile getirdi.   ‘Fuhuş çeteleri boşluktan faydalanıyor’   Özel savaş politikalarının hala bariz bir şekilde devam ettiğini söyleyen Ruşen, konuşmasına şu şekilde devam etti: “Bizler 25 Kasım’a yaklaşırken mücadelemizi nasıl yükseltebiliriz. Üzerinden çalışmalarımızı yürütüyoruz. Deniz Poyraz ve Kobanê Davası’nda yargılanan Kürt kadınlarının gördüğü şiddet neden bir ortaklaşmaya gidilmiyor. Üniformalı şiddet ulus devlet şiddetidir diyebilmek önemlidir. Şiddeti salt erkek üzerinden algılamamak gerekiyor. Bizler sığınma evi tartışmalarını özgür yaşam alanı çalışmalarını tartışan bir yerden bu seviyeye geldik. Mücadele günü olduğu için hatırlatmak gerekiyor. Fuhuş çeteleri boşluklardan faydalanıyorlar. Özel savaş politikaları bizi sadece öldürmüyor, umutsuzlaştırıyor. Psikolojik destek ve rehabilitasyon merkezlerinin oluşumu mücadele için yeterli mi bunu düşünmek gerekiyor.”   Panel, soru cevap kısmının ardından sonra erdi.