Aileler Meclis'ten seslendi: İmralı'da hukuki haklar sağlanmalı 2021-12-01 13:00:33   ANKARA - İmralı’da tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan, Ömer Hayri Konar ve Veysi Aktaş’ın aileleri Meclis’te yaptıkları açıklama ile tecridin bir an önce son bulması gerektiğini ifade ederek, insan hakları, hukuk ve demokrasinin işlerlik kazanmasında sorumlu olan tüm yetkili kurumlara çağrıda bulundu.    İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’nde ağır tecrit koşulları altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile tutuklular Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’ın aileleri Meclis’te basın toplantısı düzenledi.  Açıklamaya PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın yeğeni ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Urfa Milletvekili Ömer Öcalan, Ömer Hayri Konar’ın kardeşi Emin Konar ve Veysi Aktaş’ın kardeşi Sabiha Aktaş  Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Özgür Faik Erol ile Serbay Köklü katıldı.    İmralı tecridi   İmralı’daki hukuksuzluğa dikkat çeken Ömer Öcalan, İmralı’da tutulan tutsaklara yönelik artan hak ihlallerine değindi. İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevinde bulunan Abdullah Öcalan, Ömer Hayri Konar, Veysi Aktaş ve Hamili Yıldırım’dan 25 Mart 2021 tarihinden beri hiçbir şekilde haber alınmadığını vurgulayan Ömer, “Yakınlarımız ile son iletişimimiz 14 Mart tarihinde birtakım internet sitelerinde ve sosyal medya hesaplarında Sayın Öcalan’ın yaşamına dair ciddi iddialar öne sürülmesi üzerine 25 Mart tarihinde telefon ile gerçekleşen iletişim olmuştu. Bu tarihte Sayın Öcalan’ın telefon görüşmesi nedenini bilmediğimiz bir şekilde çok kısa süre içerisinde kesilirken, Sayın Yıldırım’ın iletişimi oldukça kısa sürmüş, Sayın Konar ve Sayın Aktaş’ın telefon ile iletişimi ise tecrit koşullarını protesto ettikleri ifade edilerek mümkün olmamıştı” dedi.   ‘Kaygılarımız derinleşiyor’   Abdullah Öcalan’ın telefon görüşmesinin yapılabildiği kısa zaman aralığında mevcut tecrit koşullarının kabul edilemez olduğunu belirttiğini hatırlatan Ömer, şöyle devam etti: “Hukuka aykırı bu duruma karşı başta avukatlarıyla görüşme hakkı olmak üzere yasalara uygun hareket edilmesini talep etmişti. Sayın Öcalan’ın görüşmesinin kesilmesi, Sayın Yıldırım’ın görüşmesinin sağlıklı bilgi almayı engelleyecek şekilde oldukça kısa sürmüş olması ve Sayın Konar ile Sayın Aktaş’ın tecrit koşullarını protesto tutumu içerisinde görüşmediklerinin iddia edilmesi nedeniyle tutulma koşulları, sağlık durumları, pandemiye karşı korunma tedbirleri ve benzer durumlar hakkında bilgi almak mümkün olmamıştı. Bu durum dış dünya ile bağları tamamen kesilmiş olan yakınlarımızın yaşam koşulları ve bahse konu diğer hususlar hakkında kaygılarımızın derinleşmesine yol açmıştır.”   ‘İmralı aileleri’ adına açıklama yapan Ömer konuşmasının devamında şunları söyledi:   “25 Mart 2020 tarihindeki iletişimden önceki son temasımız pandemi gerekçesi ile 27 Nisan 2020 tarihinde İmralı Cezaevinde ilk defa kullandırılmış olan telefon görüşmesi olurken;  yüz yüze son iletişimimiz ise 3 Mart 2020 tarihinde İmralı adasında bir yangın haberi nedeni ile yine benzer bir şekilde olağanüstü bir gerekçe ile olmuştu.   Dış dünya ile bağı tamamen kesilmiş durumda   Aileleri ile görüşmesine izin verilmeyen yakınlarımızın avukatları ile de görüşmesine izin verilmemektedir. Sayın Öcalan’ın 7 Ağustos 2019 tarihinden bugüne kadar avukatları ile görüşmesine izin verilmez iken; Sayın Konar, Sayın Aktaş ve Sayın Yıldırım’ın İmralı cezaevine nakledildikleri Mart 2015 tarihinden bugüne kadar bir kez bile avukatları ile görüşmesine izin verilmemiştir. Telefon, mektup faks vd. iletişim imkanları da kısıtlanmış olan yakınlarımızın dış dünya ile bağı tamamen kesilmiş durumdadır.   Başvurular yanıtsız   Aileler olarak görüşme için yapmış olduğumuz başvurularımıza uzunca bir süredir ya hiç cevap verilmemekte ya da sadece sayı ve tarih numaraları değişen ve aynı içerikte sürekli tekrarlanarak verilen disiplin kurulu kararları öne sürülmektedir. Avukatlarımız ile her türlü hukuksal mücadelemize rağmen iletişim imkanlarımız tanınmamakta bizlere hukuksuzluk ve keyfiyet dayatılmaktadır.   CPT kabul edilemez olduğunu açıklamıştı   Üstelik bu durum 2019 yılında Türkiye’nin yargı ve adalet bürokrasisinin en yetkili kurumu olarak bizzat Adalet Bakanlığı’nın İmralı adasında aile ve avukat görüşmesine engel bir durum olmadığını belirtmesine rağmen devam etmektedir. Yine Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) 2019 yılında İmralı Cezaevi’ne yapmış olduğu ziyaretine ilişkin 5 Ağustos 2020 yılında açıklamış olduğu raporunda; aile ve avukat görüşme kısıtlamalarının kabul edilemez olduğunu ve görüşme imkanlarının sağlanması gerektiğini açık bir şekilde ifade etmişti.   İmralı adasında olağanüstü rejim   İmralı Cezaevi’nde bizlere dayatılan bir başka husus da aileler olarak iletişimimizin sadece olağanüstü koşullarda ve yaşam hakkının sağlanıp sağlanmadığının netleştirilmesi ile sınırlandırılmaya çalışılmasıdır. Zira mutlak tecrit uygulamasının devreye konulduğu 2015 tarihinden sonraki tüm iletişimlerimiz sadece açlık grevi düzeyindeki protestolar neticesinde, yangın haberi sonrasında, pandemi gerekçesi ile ve son iletişimde olduğu gibi kaygı verici iddialar ile birlikte gerçekleşmiştir. Bu da İmralı adasındaki olağanüstü rejimi çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır.   Tecrit demokratik çözüm ve barış imkanına yönelik   Bu konudaki çarpıcı bir başka örnek de Sayın Öcalan’ın 2011 yılından sonra avukatları ile on yılı aşkın bir sürede sadece 2019 yılında ve beş defa görüşebilmiş olmasıdır. Nitekim bu görüşmeler de yine açlık grevi düzeyindeki protestolar neticesinde gerçekleşmişti. İmralı adasında uygulanan bu mutlak tecridin Sayın Öcalan’ın Kürt meselesindeki demokratik çözüm ve barış çabası ile ilgisi olduğu çok açık bir şekilde görülmektedir. Sayın Öcalan dış dünya iletişiminin mümkün olduğu her fırsatta demokratik çözüm ve barışa dair çabalarını net olarak ortaya koymaktadır. Bu nedenle bu tecrit aynı zamanda demokratik çözüm ve barış imkanına yönelik de bir tecrit olmaktadır. Bununla birlikte İmralı’da kanıksanan ve sıradanlaşan hukuksuzluk ve keyfiyetin zaman içerisinde bütün ülkeye nasıl yayıldığını da yaşamakta ve görmekteyiz.   Demokratik kitle örgütlerine çağrı   Bizler İmralı cezaevindeki mahpusların aileleri olarak mutlak tecrit koşulları altında kendilerinden hiçbir şekilde haber alamadığımız yakınlarımızın durumlarından kaygılıyız. İmralı cezaevindeki bu hukuksuzluğa ve keyfiyete son verilerek yakınlarımızın hukuki haklarının sağlanmasını istiyoruz. Türkiye’de insan hakları, hukuk ve demokrasinin işlerlik kazanmasında sorumlu olan tüm yetkili kurumları sorumluluklarının gereğini yerine getirmeye, tüm kamuoyunu da duyarlılığa davet ediyoruz.”