Saliha Aydeniz: İmralı’nın işkence yerine dönüştüğünü tüm dünya biliyor 2021-12-04 10:52:46   Derya Ren   DİYARBAKIR - PKK Lideri Abdullah Öcalan’a verilen disiplin cezalarını ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin kararını değerlendiren DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, "İmralı Cezaevi’nin bir işkence yerine dönüştürüldüğünü başta CPT, AK ve bütün dünya kamuoyu biliyor" diyerek, AK BK’nin kararında geç kaldığını belirtti.   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) hüküm ve kararlarını denetlemekle yükümlü olan ve üçer aylık periyotlarla toplanan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (AK BK), 30 Kasım-2 Aralık tarihlerinde Fransa’nın Strasbourg kentinde toplandı. Konsey toplantısında "Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV), İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV), “AİHM’in Abdullah Öcalan,  Hayati Kaytan, Emin Gurban ve Civan Boltan hakkında verilen ağırlaştırılmış müebbet kararının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) işkence ve kötü muameleyi yasaklayan 3’üncü maddesine aykırı olduğuna dair kararı (Öcalan-2) için yaptığı başvuru” da görüşüldü.     Konsey Türkiye’deki  “Öcalan-2” kararına "halihazırda indirilemez ve inceleme imkanı olmayan müebbet hapis cezasına çarptırılmış olup tutuklu bulunan kişilerin sayısı" hakkında bilgi istedi. Konsey ayrıca Türkiye’deki yetkilileri, “genel tedbirlerin uygulanmasında kaydedilen ilerleme hakkında” en geç 2022 Eylül ayı sonuna kadar bilgi sunmaya davet etti.    Geçtiğimiz günlerde Asrın Hukuk Bürosu avukatları, İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde ağır tecrit koşulları altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş ile "derhal görüşme" talebiyle 22 Kasım’da Bursa İnfaz Hakimliği'ne başvuru yapmıştı. Yapılan başvurunun ardından Bursa İnfaz Hakimliği talebi ret ederek, Abdullah Öcalan hakkında 12 Ekim’de verdiği 6 aylık görüş yasağını ve 18 Ağustos tarihli 3 ay süreyle “Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakılma” kararını gerekçe gösterdi.   Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, Abdullah Öcalan’a verilen disiplin cezaları ile AK BK’nin Abdullah Öcalan ve 3 tutsağa ilişkin ihlal kararının görüşülmesi ve verilen karara ilişkin sorularımızı yanıtladı.   *PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüş başvurularına disiplin cezaları gerekçesiyle ret yanıtı verildi. Verilen disiplin cezaları nasıl yorumlanmalı?    Asrın Hukuk Bürosu son süreçlerde her gün başvurular yapıyor. Hem Asrın Hukuk Bürosu, hem ailesi hem de toplumsal kesim Sayın Abdullah Öcalan ile görüşmelerin olması için sürekli gündemde. Ancak yapılan başvurular cevapsız kalmakta. Geçtiğimiz günlerde basına yansıyan avukat başvuruları sonrasında 6 aylık avukat, 3 aylık da aile görüşü yasağının verildiği öğrenildi. Avukatlara verilen bilgilere göre avukat yasağının 12 Ekim’de, aile görüşünün ise 18 Ağustos’ta verildiği belirtildi. Verilen aile görüşü cezası da son bulmuş ancak herhangi bir adım atılmıyor. Verilen cezaların birer bahane olduğunu görebiliyoruz. Bu durumda hukukun üstünlüğünün zerresinin kalmadığının bir göstergesidir. 23 yıldır devam eden bir tecrit durumu söz konusudur.   Tecrit imha politikalarının devamıdır   Daha önceki süreçlerde de ‘Koster bozuk, hava muhalefeti var’ gibi gerekçeler ile görüştürmeme meselesi ilk günden bu yana devam etmekte. Sayın Abdullah Öcalan’la 2013-2015 yılında yürütülen diyalog ve müzakere sürecinde demokratik siyasetin oluşturulabileceği ortaya çıktı. Türkiye’deki Kürt halkına yönelik imha ve inkar politikaları yüz yıllık politikalardır, tecrit de bunun devamıdır. AKP iktidarının da bu politikalar ile Kürt halkına yönelmesi söz konusudur. Sayın Öcalan 1993 yılında ama özelde de 2013 yılında Kürt sorununun demokratik yol ve yöntemler ile çözülmesi için Türkiye’nin demokratikleşmesi gerektiğini belirtmişti. İmralı’da dayatılan koşullara rağmen Sayın Öcalan, onurlu bir barışın sağlanması için son derece irade gösteren bir kişiliktir.   2013-2015 süreci müzakere ve diyalogla Sayın Abdullah Öcalan’ın felsefesiyle Türkiye’de yaşanan sorunların çözüleceği ve Türkiye’nin demokratikleşeceğine dair toplumsal bir inanç gelişti. Ancak iktidar bu toplumsal inancın gelişmesini istemiyor. Bu sistemin kendisini kurguladığı var ettiği zemin, antidemokratiktir. Bu zemin farklılıkları, zenginlik olarak değil; tehlike olarak gören bir yerde duruyor. Bu sistemin tecritte ısrar etmesi ve Sayın Abdullah Öcalan’ın sesinin kesilmeye çalışılması farklı sesleri ve renkleri kabul etmemesinin temel sebebidir. Verilen disiplin cezaları 23 yıldır devam etmekte olan mutlak tecritte ısrardır.   Açlık grevi binlere yayıldı   Önceki yıllarda koster bozuk, bahanesinin günümüzdeki hali ise disiplin cezalarıdır. Bu disiplin cezalarının hukukta da adalette de yeri yoktur. 2018-2019 yılında DTK Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde tecride karşı başlatılan açlık grevleri binlere yayıldı. Açlık grevlerinin sona ermesinin ardından Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün ‘artık kısıtlamalar olmayacak’ sözü vardı. Ve o günden bugüne baktığımızda mutlak tecridin her geçen gün daha da yaygınlaştırılmaya çalışıldığını görmekteyiz. Bu durumda ülkenin hukuka, adalete ve anayasaya göre yürütülmediğini görmekteyiz. İktidarın bugün içinde bulunduğu durum MHP ve Ergenekon ile ortaklaşmasıyla diktaröryalizmi inşa etmeye çalıştığını görmekteyiz. Bu sisteme karşı Sayın Abdullah Öcalan’ın sunduğu perspektif bütün halklara umut ve sorunun çözümüne inanç oluşturdu. Verilen bu disiplin cezaları mutlak tecridin devamlılığında, savaş politikalarında, demokrasinin önüne geçmede, Türkiye’nin şuan içinde bulunduğu ekonomik krizin derinleşmesinde ısrardır.   *Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride ilişkin başvuruya verdiği yanıt neyi içeriyor?   Sayın Abdullah Öcalan ile beraber İmralı Cezaevi’nde 3 siyasi tutsak bulunmakta. İmralı Cezaevi yıllardır bir işkence yerine dönüştürüldüğünü başta İşkenceyi Önleme Komisyonu (CPT), AK ve bütün dünya kamuoyu biliyor. Çünkü CPT’nin defalarca kez oraya giderek rapor tuttuğunu ve tutulan raporların bazılarının kamuoyuna yansıdığını bilmekteyiz. CPT’nin basına yansıyan raporunda, İmralı Adası’nda işkencenin olduğunu ve uluslararası sözleşmelere aykırı bir tecridin yaşandığını, bir tutsağın sahip olduğu hiçbir hakkın verilmediği, en temel ihtiyaçlarının karşılanmadığı belirtilmişti. İnsan Hakları Sözleşmeleri’nde imzası olan ve dünyaya örnek olan Avrupa Birliği’nin (AB) böylesi bir durumu gündemine alması kıymetlidir. 23 yıllık bir süreç var. Ve Sayın Abdullah Öcalan şahsında bir halka uygulanan işkence durumu söz konusudur. Bugün bütün cezaevleri İmralı Cezaevi’ne dönüştürülmüştür. 12 Eylül darbesinden sonra Amed zindanında yaşananlar bugün bütün cezaevlerinde yaşanıyor.   Yaşanan bu hak ihlalleri tüm dünya basınında. Avrupa Birliği Bakanlar Komitesi  İmralı’da yaşananları gündemine almakta geç bile kalmıştır. AK'nin verdiği kararın bir an önce uygulanması gerekiyor. Çünkü daha önce tuttuğu raporlar var, sivil toplum kuruluşlarıyla yaptığı görüşmeler var. Türkiye’nin AB’ye uyum meselesi var. Öte yandan demokrasiden uzaklaşmış, tek adam rejimi üzerinden kendini yeniden inşa etmeye çalışan bir yönetim şekli var. Bunun da beslendiği tek yer tecrit politikalarıdır. Bu durumu gören Avrupa Bakanlar Komitesi ve CPT’nin sorumlulukları vardır. Bütün Kürt halkı ve Türkiye halkları da demokrasinin gelişmesinin tek çıkış noktasının tecrit politikalarının son bulması olduğunu biliyor.   * Uzun yıllardan beridir Kürt siyasi hareketi tarafından tecridin toplumu ve siyaseti bir bütün etkilediği dile getiriliyor. Tecridin toplum ve siyaset üzerindeki etkisi nedir?   Türkiye’nin kendi Anayasası’na aykırı davrandığı bir durum söz konusu.  2017 yılından sonra hayata geçirilmek istenen ‘Başkanlık Sistemi’, diktatörlüğü, faşizmi inşa etme sistemidir. Bu durumu hangi kesime sorarsanız sorun bunun cevabını verecektir. Her kesim ülkenin ‘Tek Adam’ rejimi ile yönetildiğini söylüyor. Bu rejimin beslendiği tek yer tecrittir. Meclis’te muhalefetin ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi’ne yönelelim’ söyleminin sebebi tecrit politikalarıdır. Kürt sorununu demokratik yol ve yöntemler, barışçıl ve şeffaf zeminde çözmezseniz ülkenin içine girdiği kaostan kurtaramazsınız. Türkiye’nin bugün içine girdiği mafya-devlet-yolsuzluk üçgeni defalarca kez açığa çıktı. O üçgen içinde olanların ifşalarıyla görülüyor. Meclis’in, bakanların, STK, güç dengelerinin ekarte edilmesi durumu ile yargının bağımsızlığından söz edemeyiz. İktidarın küçük ortağı çıkıp bir söz söylüyor hemen ardından savcılar, hakimler nefes almadan fezlekeler hazırlıyor. Bugün bir sürü ifşa var. Hukuksuzluk, mafya, çeteleşme üzerinden iddialar var. Ancak buna dair savcılar ve hakimlerin attığı tek bir adım yok. Bir saniyede fezlekeler hazırlayan savcı ve hakimlerin, bu konuda hiçbir şey yapmamaları nasıl bir tecrit altında olduklarını gösteriyor. Baskıyla, şiddetle, bastırmayla, susturmakla tek adam rejiminin kendisini var ettiği bir rejimle karşı karşıyayız. Bu rejimin baskıyı, şiddeti, demokrasi dışı yönelimi, hırsızlığı, talanı dayandırdığı bir tecrit politikası var.   Çözümü Sayın Öcalan İmralı'dan halka sunuyor   ‘Tek adam rejimi’ kendisini var etmek için kurmak istediği sistemde İmralı Cezaevi'ni laboratuar olarak kullanıyor. İmralı Cezaevi’nde yaşananlara sessiz kalmamak Türkiye demokrasisini oluşturmaya zemin hazırlamaktır. Şuan var olan sistemin kendisini devam ettiremediği aşikardır. Eğer İmralı kapıları açılırsa ve Sayın Abdullah Öcalan'ın kadınlar ve tüm toplumlar lehine olan perspektifi yayılırsa demokrasi inşa edilir. Bunun en büyük örneğini 2013-2015 tarihinde gördük. Sayın Abdullah Öcalan'ın dünyaya yaydığı felsefeden kaynaklı dünyanın birçok yerinde eylemsellikler var. Bu durum da şunu gösteriyor; var olan sisteme karşı demokratik çözümü Sayın Öcalan İmralı'dan halka sunuyor. Bu durumun yaygınlaşması Türkiye'yle Ortadoğu'nun demokratikleşmesi ve Kürdistan'ın özgürleşmesi inancı çok büyüktür.   *Buluşmalarda, kampanyalarınızda, siyasi mücadele hattınızda tecrit temel gündemlerinizden bir tanesi. Halkın tecride yaklaşımı nasıl?      Tecride karşı halkın cevabı çok net. 2021 yılının 8 Mart ve 21 Mart'ına bakmak gerekiyor. Alanlardan verilen mesajları doğru okuyanlar halkın tecride karşı verdiği mesajları çok net okur. Alanlardan çıkan mesajlar tecridin bir an önce kırılmasıydı. Bizler yaklaşık 2 yıldır Kürdistan ve Türkiye'de halk buluşmaları gerçekleştirdik. Bu buluşmalarımızda temel gündemimiz tecrit oldu. Çünkü biliyoruz ki yaşadığımız bütün zorlanmaların, baskıların, şiddetin beslendiği yer tecrit politikasıdır. Bundan kaynaklı da asıl gündemimiz tecridi kırmaktır. Şu an yaşanan en can alıcı sorun olan ekonomik krizin yaşandığı yer de tecrittir. Halk, tecrit politikalarına karşı sessiz kalmayacaklarını ve Sayın Abdullah Öcalan'sız bir barış zeminin oluşmayacağını çok net bir şekilde ifade ediyor. Halkın tecride karşı cevabı dünyaya da, hükümete de, muhalefete de cevabı nettir. Bizde bunu görüyoruz ve buna göre siyasetimizi ve programımızı yapıyoruz. Çünkü şu an yaşanan temel sorunun çözümünde Türkiye'nin demokratikleşme sorunu vardır. Türkiye'nin demokratikleşmesinin yolu da İmralı Cezaevi'nin kapılarının açılmasından geçiyor.   *Erken seçim tartışmaları gündemde iken muhalefet, Kürt sorununa yönelik kimi söylemlerde bulundu. Ancak sorunun çözümü olarak İmralı’ya işaret edilmiyor. Muhalefetin bu yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?     Kürt halkı özel de 40 yıl genel anlamıyla ise 100 yıldır özgürlük mücadelesi veriyor. Verilen mücadele de çok büyük bedeller ödendi. Bu bedeller üzerinden siyaseten geldiği bir aşama var. Bugün Türkiye siyasetinde de Ortadoğu siyasetinde de başat aktör Kürt halkıdır, Kürt halkın izlediği siyasi çizgidir. Dolayısıyla iktidarda, muhalefet de Kürt halkının görmezden gelerek iktidar olamayacaklarını çok iyi biliyorlar. Önceki dönemlerde iktidara gelmek isteyenler Kürt halkına vaatlerde bulunarak, Kürdistan’a gelerek, 'Avrupa'nın yolu Diyarbakır'dan geçer, Kürt sorunu benim sorunumdur, çözeceğim. Amed zindanının dili olsaydı da konuşsaydı' söylemleri ile iktidara gelmeye çalıştılar. Ama şunu unutmamak gerekiyor. Kürt halkı 40 yıl önceki Kürt halkı değil. Kürt halkı artık söylemler ve vaatler ile kanacak değil. Bu durumu gördükleri için bir sessizlik söz konusu. Kürt halkı ne zaman meydanlara çıksa somut şeyler istediklerini dile getiriyor.   Mücadeleyi büyütmek gerekiyor   Kürt halkının siyasal, sosyal, kültürel ve statü talebini görmezden gelen bir siyaset önümüzdeki süreçte iktidar olamayacağını biliyor. Bütün bu baskı ve yönelimlere karşı birlikte mücadele etmek zorunda olduğumuzu bilmekteyiz. Farklılıklarımızı zenginlik sayarak mücadeleyi büyütmek gerekiyor. Eğer mücadele bu şekilde büyütülmezse faşizm kazanır. Ancak biz biliyoruz ki her zaman haklı olanlar kazanacak ve mücadelemizde bu haklılık üzerinden büyüyor.