Abluka, yasak ve katliama karşı 'diz çökmeyen' kent: Cizre 2021-12-13 09:01:55     ŞIRNAK -  Cizre’de özyönetim ilanı sonrası kente yönelik saldırıların ve buna karşı “Diz çökmeyeceğiz” sözleri ile yaşanan direnişin üzerinden geçen 6 yıla rağmen saldırılar durmadı. Kentte bugün de yürütülen özel savaş politikalarını değerlendiren HDP’li Sabuha Akdağ, esas aldıkları fikriyat ile direnmeye devam edeceklerini, teslim alınamayacaklarını söyledi.    Bölge kentlerinde 2015 yılında başlatılan sokağa çıkma yasaklarının üzerinden 6 yıl geçti. İki milyondan fazla insanın en temel yaşam hakkının ihlal edildiği süreç boyunca devlet tarafından ağır silahlar kullanıldı, pek çok yerleşim yeri bombalandı, sokaklar ve evler tarandı, onlarca insan polis ve asker kurşunuyla katledildi. Hayatın tamamen durdurulmasının hedeflendiği kentlerde okullar, asker ve polisler tarafından karargaha çevrildi. Beyaz bayraklı yurttaşlara da ateş açılırken, onlarca insan ambulans gönderilmediği için sokak ortasında kan kaybından hayatını kaybetti, cenazeler derin dondurucularda bekletildi. Tüm dünyanın sessiz kalarak izlediği bölge kentlerine dönük saldırılara karşı, halk ise direnmekten vazgeçmedi.    Sokağa çıkma yasaklarına karşı hukukçuların, muhalefetin hukuki girişimleri de oldu. Bu süreçte ulusal ve uluslararası Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan acil tedbir başvuruları reddedildi.   Sokağa çıkma yasaklarına giden süreçte neler yaşandı   Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP), 7 Haziran 2015 seçimlerinde barajı geçmesinin ardından bir süre açıklamalardan kaçınan AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 17 Temmuz 2015 tarihinde çözüm sürecinin önemli aşamalarından biri olan “Dolmabahçe Mutabakatı’nı tanımadığını” söyledi ve savaş politikasının açık sinyalini vermiş oldu.   Çözüm süreci buzdolabına kaldırıldı   20 Temmuz 2015’te DAİŞ’in, Urfa’nın Suruç ilçesindeki Amara Kültür Merkezi’ndeki gençlere dönük canlı bomba saldırısından iki gün sonra, 22 Temmuz’da Urfa’nın Ceylanpınar ilçesinde iki polis öldürüldü, devlet yetkilileri bu olayın “çözüm sürecini bitirdiğini” iddia etti. Hemen ardından, 24 Temmuz 2015 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait savaş uçakları Kandil bölgesindeki yerleşim yerlerinden olan Zergele köyünü bombaladı. 11 Ağustos 2015 tarihinde ise Tayyip Erdoğan’ın, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’e Devlet Şeref Madalyası töreninde yaptığı, “Bunlar çözüm sürecini filan anlamadılar, anlamak istemediler. Öyleyse, şu anda bu buzdolabındadır” konuşmasından yalnızca birkaç gün sonra Kürt kentlerine askeri operasyonlar düzenlendi.   Tayyip Erdoğan’ın “çözüm sürecini buzdolabına kaldırdıklarını” söylediği açıklamasından beş gün sonra, 16 Ağustos 2015 tarihinde Muş’un Varto ilçesi ile sokağa çıkma yasakları başlatılmış oldu ve böylelikle yasak diğer tüm kentlere yayılmaya başladı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın, 16 Ağustos 2015-16 Ağustos 2017 arasında ilan edilen sokağa çıkma yasaklarına dair verilerine göre 2 yıllık süre içerisinde toplam 11 il ve en az 45 ilçede resmi olarak tespit edilebilen en az 252 süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilanı gerçekleşti. Ve yasağın olduğu kentlerden biri de Şırnak ve ilçeleri oldu.   İlk adımlar…   13 Ağustos 2015’te Cizre halkı, "kendi kaderini tayin etme" hakkını kullanarak özyönetim ilanında bulundu. Cizre halkının özyönetim ilanına karşılık hükümet Kürt siyasetçilere dönük operasyonlar kapsamında gözaltı ve tutuklamalara başladı. Operasyonlara karşılık Cizre'nin Sur, Yafes, Nur ve Cudi mahallelerinde YPS üyeleri güvenliklerini almak ve operasyonlara geçit vermemek için hendek ve barikatlar kurdu. Hendek ve barikatların ardından 4 Eylül 2015'te Şırnak Valiliği tarafından yapılan açıklamada, "Hendek ve barikatların kaldırılması ve güvenlik ortamının sağlanması amacıyla" olduğu öne sürülen "sokağa çıkma yasağı" ilan edildi.   9 günlük yasak   Yasağın ilk gününden itibaren Cizre halkı direnişe geçerek mahallesini ve kendisini korumaya başladı. Halkın direnişi karşısında asker ve polisler tarafından mahalleleri gören yüksek binalara yerleştirilen keskin nişancılar hareket eden her şeyi hedef aldı. Cizreli kadınlar ise direniş içerisinde abluka altındaki mahallelerinde ortak yaşama öncülük ederek, hem mahallelerini savundu hem de geceleri tandırlarda ekmek yapmaya başladı. Atılan her bombayı, kurşunu Cizreli kadınlar zılgıtlarıyla, alkışlarıyla geri püskürttü. Cizre'de 9 gün süren ablukada 22 sivil yaşamını yitirdi. Yaşamını yitirenlerden 5’i çocuk 3'ü kadındı. Bu yasakların sonunda tarih 14 Aralık 2015’i gösterdiğinde halk direnişi de saldırılar da bambaşka bir boyuta ulaştı.   3 aylık yasağın başlangıcı   Ve takvimler Aralık ayını gösterdiğinde, gözler Cizre'ye çevrildi. 14 Aralık 2015. Cizre vahşet bodrumları ve vahşete karşı "Diz çökmedik" sözleriyle direnenlerin silueti… Cizre ilçesinde 14 Aralık 2015’te başlayıp 2 Mart 2016’ya kadar devam eden yasak boyunca yaşanan çatışmalarda aralarında Sivil Savunma Birlikleri (YPS) üyelerinin de bulunduğu 300’e yakın kişi hayatını kaybetti, yüzlercesi de yaralandı. 11 mahallesi ve 131 bin nüfusu olan ilçe, tamamen giriş-çıkışlara kapatıldı, telefon, internet ve elektrik hatları kesildi.  Operasyon sırasında kullanılan ağır silahlar sonucu Yafes, Sur, Cudi ve Nur mahallelerinde yer alan 3 bine yakın ev kullanılamaz hale getirildi. Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ilçede yaşananlara dair “Kıyamet benzeri bir tablo” tanımlamasında bulundu.   İnsanların yaşamsal ihtiyaçlarının karşılamasına izin verilmedi. Birçok kişi su almaya giderken keskin nişancıların hedefi oldu. Yasağın 20’nci gününe kadar kent merkezinde 120 bine yakın insan bulunuyordu. Operasyon gerekçesiyle insanlar o günden sonra evlerinden zorla çıkarıldı.   Katliam meşrulaştırıldı   Yasağın başlamasıyla birlikte ağır silahlarla saldırılarını gerçekleştiren asker ve polislere, halk da her alanda özsavunmasını gerçekleştirerek karşılık verdi. Yasaklar 41'inci gününe girdiğinde Cizre’de bir eve top mermisi isabet etmesiyle evin duvarları yıkıldı. Bodrum katta bulunan 28 kişiden 3'ünün 24 Ocak günü hayatını kaybettiği öğrenildi. Dönemin HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, 27 Ocak günü ambulans beklerken yaşamını yitirenlerin sayısının 5'e çıktığını kaydetti. 30 Ocak günü Sultan Irmak'ın da yaşamını kaybetmesiyle bodrumda hayatını kaybedenlerin sayısı 7'ye yükseldi.   TRT Haber, Cizre’de bir bodrum katına düzenlenen operasyonda “60 PKK mensubu öldürüldü” haberini servis etti. TRT tarafından duyurulan iddiadan sonra ilgili habere ilişkin herhangi bir açıklama yapılmazken haber, siteden kaldırıldı. Bunun üzerine Faysal Sarıyıldız, ikinci bir binanın bodrum katından bahsederken, "Binaların ikincisinde çoğu yaralı 62 insan olduğu bilgisi mevcuttu bizde. Onlarcasının katledildiği kesin. Zaten daha önce 9 kişi yakılarak katledilmişti. Bir çocuk kapıda infaz edilmişti. Katledilenlerin cenazeleri de bu binada bulunuyordu. Şimdi de petrolün arkasındaki evde 30'a yakın kişinin yanmış halde bulunduğu ve bedenlerinde kurşun izi olmadığı bilgisi bize ulaştı" ifadelerini kullanmıştı.   ‘Biz diz çökmedik!’   Binlerce insanın göç etmek zorunda kaldığı yasak sırasında Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanları Asya Yüksel ve Mehmet Tunç ile birlikte aralarında yine siyasetçi, gazeteci ve öğrencilerin de bulunduğu onlarca insan, mahsur kaldıkları evlerin bodrum katında ambulans beklerken yakılarak katledildi. 2019 yılında ise İçişleri Bakanı Süleyman Soylu Cizre bodrumlarını unutup Nazi Almanya’sına atıfta bulunarak, “Bizi Hitler’e benzetemezsiniz, çünkü biz kimseyi gaz odalarında yakmadık” ifadesini kullandı. Yasaktan geriye ise asırlar geçse de hatırlanacak Mehmet Tunç’un “Biz diz çökmedik. Kalan insanların bizimle gurur duyması lazım” sözleri kaldı. Cizre'nin direniş geleneğine Asya Yüksel ve Mehmet Tunç da eklendi.   Cenazeler üzerine TOKİ’ler inşa edildi   Yasağın kaldırılması ile birlikte çok sayıda insanın bodrumlarda yaşamını yitirdiği binalar yıkılıp, yerlerine Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından yeni konutlar yapılmaya başlandı. Bu yüzden bu alandaki evleri yıkılan aileler, yapımı süren konutlarda yaşamayı reddediyor. Çocuklarının cenazelerine ulaşmayı umut eden aileler, “Tek umudumuz çocuklarımızın cenazelerinin bulunması ve bir mezarlıklarının olması” diyor.   Çatışmaların üzerinden 6 yıl geçmesine rağmen, mahallelerde mermi izleri ise hala bulunmakta.   Bitmeyen yasaklar   Bu durumun yanı sıra yasak sonrası inşa edilen karakol ve kalekollar, örülen duvarlarla ablukanın sürdürülüp, halkın nefes alamaz hale getirildiği ilçede özellikle gençler ve çocuklar asimilasyon kıskacına alındı. Bir diğer yandan da Şırnak Valiliği’nin yasak üstüne yasak ilanları bitmiyor. Her mahalle ve sokak köşelerinde birkaç adımda bir zırhlı araçlar ve polisler beklerken, parklarda ve sokaklarda gezen yurttaşlar keyfi bir şekilde durdurularak GBT kontrolünden geçiriliyor. Her sokağa MOBESE kameraları yerleştirilmesi dikkat çekerken, insanlar adeta hapsedilmiş durumda.   Kadına yönelik saldırılar arttı    Bununla beraber yaşanan çatışmaların ardından kadın ve gençlere yönelik özel savaş politikaları derinleştirildi. Bu politikaların sonucu olarak artan şüpheli kadın ölümlerinin aydınlatılması için etkin soruşturma süreçleri yürütülmezken, mahalle, sokak ve okullarda ise çocuklar, devlet memurları ve erkekler tarafından cinsel istismara maruz bırakılıyor. Bunun bir örneği ise Cizre Anadolu Lisesi’nde 40’ı aşkın öğrenciyi cinsel istismara maruz bırakan Eğitim Bir-Sen üyesi müdür yardımcısı Burak Ercan. Tüm delil, şikayet ve ifadelere rağmen devlet memuru olduğu için korunan fail Burak Ercan, bölgede kamu çalışanlarının da içinde olduğu taciz, tecavüz ve fuhuş olaylarındaki cezasızlığın bir göstergesi.   'Kadın düşmanlığı yaratılmaya çalışılıyor'   Cizre’de sokağa çıkma yasakları sonrası devam eden saldırıları, kadın ve gençlere yönelik özel savaş politikalarını Halkların Demokratik Partisi (HDP) Şırnak İl Eşbaşkanı Sabuha Akdağ JINNEWS’e değerlendirdi. Yasaklardan sonra kadınlara yönelik saldırıların arttığını belirten Sabuha, "Yasaktan sonra kadınlar üzerindeki taciz, tecavüz ve şiddetin artmasının sebebi hükümetin Kürtler üzerinde uyguladığı özel savaş politikasıdır. Asimilasyon politikalarıyla birlikte birçok politika ile Kürtler üzerinde bir baskı yürütülüyor. Özellikle kadınlara yönelmesi de kadını değersizleştirip, halk üzerinde kadın düşmanlığı yaratmak amacıyladır" dedi.   ‘Gençler hedef alındı’   Gençlerin de özel savaş politikaları kapsamında hedef alındığına dikkat çeken Sabuha, “Uyuşturucu kullanımı da hükümetin yine özel savaş politikalarına bağlı ve bilinçli bir şekilde Kürtlerin yoğun olduğu her yere yaydığı bir politikadır. Uyuşturucuyu getiren bu iktidar gençlerimizin kendi gerçekliklerinden, kültürlerinden uzaklaşması için her türlü kirli politikayı hatta ajanlaştırmayı gençlerimize dayatıyor ve uyguluyor” şeklinde konuştu.   ‘Teslim alamayacaklar’   Son 6 yıldır partilerine yönelik saldırıların da gittikçe arttığını vurgulayan Sabuha, şunları söyledi: “İktidarın ve destekçilerinin Kürtleri birbirine düşürme politikalarına yıllardır şahit oluyoruz ama Kürt halkı bu oyunlara gelmiyor. Yapılan bu kumpaslar belli ki HDP’nin burada yaptığı her türlü baskıya rağmen dimdik ayakta durmasından kaynaklıdır. Yapılan her saldırı bizi daha da büyütecektir. Bunu herkes böyle bilmeli ve bu ruhla partimize sahip çıkmalıdır. HDP’yi kapatmaya çalışan bu iktidar oyunlarla, kumpaslarla partimizi hedef göstermeye çalışıyor. Bizim partimiz bir kilitle kapanmaz. Çünkü partimiz bir fikriyattır. Bu fikriyatı asla teslim alamayacaklar ve kapatamayacaklar.”