Adalet Bakanı'na: Cezaevlerini ölüm evlerine dönüştürmekten vazgeçin! 2021-12-16 12:15:50     ANKARA - HDP Sözcüsü Ebru Günay, ATK’nin Kürtler söz konusu olunca cinayet raporları düzenlediğini belirterek, Adalet Bakanlığı’na seslendi: “Cezaevlerinin ölüm evlerine dönüştüğü bu uygulamalardan ve düşman hukukundan vazgeçin. Başta Aysel Tuğluk olmak üzere bütün hasta tutukluları tahliye edin.”   Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, gündemdeki gelişmelere dair partisinin Genel Merkez binasında basın toplantısı düzenledi.   ‘Hasta tutsaklara reva görülen ölüm, zulüm, işkence’   “Bir ülkenin cezaevleri o ülkenin demokrasisinin aynasıdır” sözleriyle konuşmasına başlayan Ebru, son 48 saat içinde 3 hasta tutsağın yaşamını yitirmesine değindi. Ebru, “Maalesef Türkiye cezaevleri ölüm evine döndü. Sadece son bir haftada cezaevinde iki hasta tutuklu hayatını kaybetti. Halil Güneş Diyarbakır Cezaevi’nden, Abdülrezzak Suyur ise Şakran Cezaevi’nde hayatını kaybetti ve ailelerine tabutları teslim edildi. Her iki hasta mahpusun tedavileri ve sağlık hakları engellendi ve adeta ölüme terk edildiler. Halil Güneş 29 yıldır cezaevindeydi, tek başına ölüme terk edildi. Kemik kanseri tedavisi görüyordu, Ulucanlar başta olmak üzere birçok cezaevinde kaldı ama bu iktidarın Adalet Bakanlığı’nın kendisine reva olarak gördüğü ölüm zulüm işkence oldu” dedi.   ‘ATK Kürtler söz konusu olunca cinayet raporları düzenliyor’   Kandıra Cezaevi'nde gardiyanlar tarafından sistematik işkence ve tecavüze maruz kaldıktan sonra intihar ettiği iddia edilen Garibe Gezer’in şüpheli ölümüne dikkat çeken Ebru, “Mektuplarla sesini duyurmaya çalıştı ama Adalet Bakanlığı kör sağır dilsizi oynadı. İntihar süsü verilerek bir cinayetini altına imzasını attı. Adli Tıp Kurumu (ATK) Kürtler söz konusu olduğunda cinayet raporları düzenliyor. Söz konusu kurum mafya çete olunca tahliyelerinin önünü açan raporlar düzenleyen bir kurum haline geldi. Kürtler ve muhalifler söz konusu olduğunda düşman hukuku izlediğinin en somut göstergesidir. Bunlar bizler açısından kabul edilmez. Düşman hukukundan bir an önce vazgeçin. Adalet Bakanlığı’na bir kez daha seslenmek istiyorum. Cezaevlerinin ölüm evlerine dönüştüğü bu uygulamalardan ve düşman hukukundan vazgeçin. Başta Aysel Tuğluk olmak üzere bütün hasta tutukluları tahliye edin” diye belirtti.   Ebru’nun konuşmasından satır başları şöyle:   Bütçe görüşmeleri devam ediyor. Meclis yoğun bir bütçe görüşmesi içinde. Bugün dolar 15 TL’yi geçti. Aslında ülkenin içinde olduğu durum gözler önüne serildi. Doların bu kadar yükselmesinin kimleri zengin ettiğini buradan sormak gerekiyor; yükselen dolar bu halkı, emekçileri yoksullaştırıyor. Türk lirasını pula dönüştürüyor, iktidarın destek verdiği birilerini de zengin ediyor. Bütçe görüşmeleri başlarken bizler saraya savaşa değil halka bütçe ayrılmasını savunduk. Bunu hem alt komisyonda hem de genel kurulda dile getirdik. Bu düzende bir siyasal kriz olduğu çok açık. Faizin sebep enflasyonun sonuç olduğu ise bir hikaye. Yönetemek sebep, siyasal kriz sebep, ekonomik kriz sonuç. Bunu birçok kez söyledik bütçe görüşmeleri esnasında. Sarayın bakanlarının bütçeyi sunamadıklarını, ülkeyi yönetememe hallerinin, emekçiye yoksula bütçe ayrılmadığını, savaşa talana ve ayırdıkları bütçenin savunması yapamadıklarını, buna karşılık vekillere parmak sallayarak hamaset yaparak yönetememe krizlerinin üstünü örttüğüne bütün Türkiye tanıklık etti.    Milyonlar geçinemiyoruz diye sokaklarda   Bizler bütçe görüşmeleri öncesinde hem sahada iş ve aş buluşmalarında hem de kadın yoksulluğu kampanyalarımızdan emekçiler, kadınları, gençleri, işsizleri, EYT’lileri dinledik ve onların sesi olduk ve taleplerini mecliste dile getirdik. Bütçe görüşmeleri devam ederken halkımız sokaklardaydı, yoksullaşmasına, ekonomik krize tepkisini dile getirdi. Milyonlar geçinemiyoruz diye sokaklardaydı. Biz onlarla sokaklarda onlarla omuz omuza mücadele ettik. Barınamıyoruz diyen gençlerin karşısına kolluk dikildi. Milletvekili arkadaşlarımız gençlerin sesini de mecliste yükselttik. Görevdeyiz, grevdeyiz diyen sağlık emekçileri ile birlikteydik, dayanıştık. Aynı zamanda sağlık emekçilerinin sesini taleplerini mecliste yükselttik. Bütçe görüşmeleri sırasında DİSK geçinemiyoruz diye İstanbul’da miting yaptı. Biz onlarla da birlikte sahada yan yanaydık. KESK 18 Aralık'ta Diyarbakır'da geçinemiyoruz diyerek bir miting yapacak ve biz orada da olacağız. Çünkü saraya, savaşa değil halkın bütçesini destekliyoruz. Halkımızla beraber sokakta mücadele ederek iktidarın bu faşizan uygulamalarına karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.    Yargının iktidarın elinde sopaya dönüşmesine izin vermeyeceğiz   Partimiz iktidara karşı en büyük muhalefeti yapan bir parti. İktidarın muhalefeti siyaseten ekarte etmediği  durumlarda da yargıyı bir sopa olarak kullandığını biliyoruz. Bunun en büyük mağduru partimizdir. Bütçe görüşmeleri devam ederken aynı zamanda Sincan’da da Kobani Kumpas Davası görüldü. Mahkeme başkanını ve üyesinin değiştirilmesi iktidarın açık bir şekilde yargıya müdahale etmesinin göstergesi. Savunma yapmak için  arkadaşlarımıza makul süreyi vermemesi üzerine arkadaşlarımızın duruşmayı protesto etmesine karşı duruşmalar görüldü. Baştan sona kumpas yalan ve iftiralarla dolu bir yargılama süresi yeterli sürenin verilmemesi bundan korktuklarının göstergesi çünkü arkadaşlarımız yalanlarını kumpaslarını salonda yüzlerine haykırıyor. Ne de HDP’nin dostları ve mücadele arkadaşlar yargının iktidarın elinde sopaya dönüşmesine müsaade etmeyecek.   Eylem ve etkinliklerimiz kesintisiz devam edecek   Partimize yönelik kapatma davasına ilişkin hukukçu arkadaşlarımız meslektaşlarımız, ön savunmamızı hazırladı ve Anayasa Mahkemesine sundu. Sadece ön savunma bile hukuk fakültelerinde ders niteliğinde okutulacak cinste. Çünkü biz o iddianamenin hangi karanlık odalarda hazırlandığını biliyoruz. Bu yargı kıskacı muhalefeti ekarte aracına dönüştürdü.  Kapatma davası bunun en açık örneğiydi. Kapatma davasını da boşa çıkaracağız halkımızla birlikte sokaklarda omuz omuza mücadele ederek Türkiye demokrasi güçleriyle birlikte mücadele ederek bunu başaracağız çünkü bu aynı zamanda Türkiye demokrasisine yönelik bir saldırıdır. İstanbul kongremizde o coşkulu fotoğraf bu saldırılara en büyük cevaptı mecali kalmamış diyenlere en büyük cevaptı. Parti kurullarımız sokakta mücadele etmenin demokrasi güçleri ile birlikte ortak mücadele zeminini yaratmanın çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu eylem ve etkinliklerimiz kesintisiz bir şekilde sürecek. HDP’ye yönelik saldırılar, demokrasiye yönelik saldırılardır. Gelin hep birlikte HDP’yi savunarak Türkiye’nin geleceğini savunalım bu Türkiye’nin geleceği açısından barınamıyoruz, geçinemiyoruz diyenlerin Türkiye’yi savunması açısından önemlidir.    Kürtlere dönük düşman hukuku   Bütçe görüşmelerinde yarın son gün. Bu görüşmelerde çok şeye tanıklık ettik en önemlisi de iktidarın Kürtçe düşmanlığı oldu. Birkaç deyim söylemeye çalışan bir kaç cümle Kürtçe konuşmaya çalışan arkadaşlarımızın mikrofonları kapatıldı. Meclis başkanı arkadaşlarımızı ‘anlamıyoruz’ diyerek konuşmaları ‘anlaşılmayan bilinmeyen dil’ olarak kayıtlara geçti. Kürtlerin oyunu istemek söz konusu olduğunda Kürtlerle kardeş olduğunu Kürtlerle bir sorunları olmadığını dile getirenlerin nasıl düşmanlaştığını gördük.”