‘Düşman ceza hukukunun devamı düşman infaz hukuku uygulanıyor’ 2021-12-19 09:03:35     Öznur Değer   ANKARA - Devlet ve hükümetin politik tutsağı, rehine olarak gördüğünü ifade eden avukat Nuray Özdoğan, “Düşman ceza hukukunun devamı olarak düşman infaz hukuku en ağır hali ile uygulanmaya başlandı.İmralı’da yıllardır uygulanan ağır ve hukuksuz tecrit tüm cezaevlerine yayıldı” dedi.   Israrlı tecrit koşulları sonucunda Türkiye ve bölge cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine her gün bir yenisi ekleniyor. Alınmayan önlemler, tedavi edilmeyen ve Adli Tıp Kurumu (ATK) raporlarına rağmen tahliye edilmeyen hasta tutsaklar, İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde derinleşen tecridin tüm cezaevlerine yansımasının göstergesi. Kandıra 1 Nolu Kapalı Cezaevi’nde gardiyanların tecavüzüne maruz kalan ve 9 Aralık’ta tutulduğu hücrede şüpheli şekilde yaşamını yitiren Garibe Gezer’in yaşadıkları özelde kadın tutsaklara yönelik uygulamaları gözler önüne sererken, yanlı ATK raporları sonucu cezaevlerinde tutulan ağır hasta tutsaklar Halil Güneş ve Abdurrezak Şuyur’un yaşamını yitirmesi tutsaklara yönelik işkencenin ne ilk nede son örneği oldu.   Avukat Nuray Özdoğan, cezaevlerinde artan hak ihlallerine, hasta tutsakların durumuna dair değerlendirmelerde bulundu.   ‘Cezaevleri ölüm evlerine dönüştü’   Mevcut cezaevi tablosuyla Türkiye cezaevlerinin artık ölüm evlerine dönüştüğüne işaret eden Nuray, cezaevlerinin her dönem büyük bir sorun olduğunu söyledi. F Tipi cezaevlerinin inşasıyla başlayan tecridin, siyasi tutsakların tutulduğu tüm cezaevlerinde uygulanmaya başladığının altını çizen Nuray, “Pandemi dönemi ile birlikte evrensel hukuk ilkelerine insan haklarının korunmasına dair mevzuata tümüyle aykırı birçok yasal düzenleme getirildi. Adli mahkumlar infaz düzenlemesi adı altında aflarla serbest bırakılırken, politik tutsaklara uygulanan tecrit gittikçe ağırlaştırıldı. Devlet ve hükümet politik tutsağı, eline geçmiş rehine gibi görmeye başladı. Düşman ceza hukukunun devamı olarak düşman infaz hukuku en ağır hali ile uygulanmaya başlandı. Aslında İmralı’da yıllardır uygulanan ağır ve hukuksuz tecrit tüm cezaevlerine tüm ceza infaz sistemine yayıldı” sözlerine yer verdi.   ‘Gerçekleşen ölümler cinayettir failleri de cezaevi idaresidir’   Politik tutsakların sağlık, beslenme, eğitim, bilgi edinme, okuma, iletişim gibi haklarının sürekli ihlal edildiğini hatırlatan Nuray, artık yaşam hakkı ihlallerine giden bir tablo ile karşı karşıya kaldıklarını vurguladı. Nuray, muhalif olanın yaşam hakkı olmadığını düşünen ve uygulamalarıyla da bunu açıkça gösteren devlet ve iktidarın tutumunun, cezaevi idarecilerinin hukuksuz uygulamalarının temelini oluşturduğunu belirtti. Türkiye cezaevlerinin tüm tutsaklara özellikle politik tutsaklar için ağır yaşam hakkı riski barındırdığını ifade eden Nuray, “Hiç kimse bu ölümlerin doğal ölüm olduğunu iddia edemez. Hasta, sağlık problemi olan insanları sağlıklı insanların dahi kalamayacağı koşullarda tutuyorsanız sonuçta gerçekleşen ölümler cinayettir ve cinayetin failleri de cezaevi idaresi, ‘cezaevinde kalabilir’ diyen adli tıp hekimleri, tahliyeye izin vermeyen yargıçlar ve nihayetinde düşman ceza ve infaz hukuku uygulayan tüm yöneticiler, devlet görevlileridir” şeklinde konuştu.     ‘Hekim, hastanın siyasi görüşüne göre karar veremez’   ATK’nin tutsaklar hakkında verdiği raporlara dikkat çeken Nuray, ATK’nin meslek etik ilkelerini ihlal etmenin yanı sıra uygun koşullarda gerekli tıbbi desteği sunmayarak,  hasta tutsakların ölümüne sebep olduğunu kaydetti. Kandıra Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan siyasetçi ve hasta tutsak Aysel Tuğluk hakkında verilen rapora kişisel yorum yazan hekimlerin ağır suç işlediğini sözlerine ekleyen Nuray, “Aysel hanımın her gün kötüleşen sağlık durumundan bizzat sorumludurlar. Hekim, hastanın tedavi yöntemine siyasi görüşüne göre karar veremez. Bunu yapanlar hekimlik mesleğinden men edilmelidirler. Covid gerekçesi ile yüzlerce, binlerce adli mahkum tahliye edilirken, ağır hasta politik tutsakların kalma koşulları daha da ağırlaştırıldı. Bu ‘asmayalım da besleyelim mi’ mantığının bugüne devridir” dedi.     ‘Garibe mücadeleci genç bir kadındı ve katledildi’   Garibe Gezer’in şüpheli ölümüne de değinen Nuray, Garibe’nin mücadeleci genç bir kadın olduğunu ve katledildiğini ifade etti. Nuray, “Cezaevinde sağlık sorunları bilindiği halde haksız hukuksuz hücre cezaları ile karşı karşıya bırakılan, ağır cinsel istismara uğradığı cezaevinde tutulmaya devam edilen Garibe ölmemiştir öldürülmüştür. Bir kişinin yaşamına son vermesi için tüm koşulları oluşturduktan sonra o olaya intihar diyemezsiniz artık. Bu yargı düzeninde öğrendiğimiz bir şey varsa, yetkililerin kamu makamlarının saklayacak bir şeyi varsa soruşturma dosyalarına hızlıca gizlilik kararı alınır. Sorulmalıdır ‘Garibe’nin ölümüne intihar eylemi mi neden olmuştur yoksa olaya duyarsız kalan hızlıca tıbbi müdahaleyi sağlamayan cezaevi idaresi midir?’ Bu konuda da illiyet bağının araştırılması gerekir. Yaşatmak değil öldürmek üzerine kurulu sistemin temsilcilerinin ne yaptığı ya da yapmadığı da sorgulanmalıdır. Bir kadın cinsel istismara, işkenceye uğradığı cezaevinde tecrit altında tutulmaya devam edilirken, intihar ettiği iddia ediliyor yaşamı sona eriyor ve tek bir görevli dahi açığa alınmıyor. Bu ne hukuken ne vicdanen açıklanabilir. Garibe Gezer bir kadındı bir insandı” ifadelerini kullandı.   ‘Münferit olaylar değil’   Kamuoyuna çağrıda bulunan Nuray, artık ölüm evlerine dönen cezaevlerinin görülmesi gerektiğine işaret ederek, “Bırakın infaz hukukunu, Anayasayı, İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerini, temel insan hakkı olan yaşam hakkının, kapalı kapılar ardında sürece yayılmış şekilde aslında işkence ve kötü muamele ile ortadan kaldırılması, yok edilmesi karşısında insanlığın tüm değerleri ile ‘hayır’ demek itiraz etmek gerekir. Savaşlarda ele geçirilen, rehine alınanlar için bile insan hakları hukukunun uygulanması zorunlu iken aksi savaş suçu iken, adil olmayan haksız tutuklamalar ve kararlarla içerde tutulan politik mahkumlara yapılanlar sistematik bir hal almıştır ve ağır insan hakkı ihlali kapsamındadır. Münferit olaylar değildir bunlar. Tercih edilen ceza infaz sistemi uygulamalarıdır” diye belirtti.