Panorama 2021 | İsyan, direniş, mücadele 2021-12-30 09:01:29     Nişmiye Güler   İSTANBUL - 2021 yılı kadınların her alanda erkek-devlet-yargı üçgeninde saldırı altında olduğu ama buna karşı isyan ve direnişin bir an olsun dinmediği bir yıl oldu.   2021 yılı kadınlar için her alanda mücadele ve direnişin engel tanımadığı bir yıl oldu. Siyasetten toplumsal alana, ekonomiden yargıya, eğitimden kültüre, cezaevlerine kadar kadınlar yaşamın her alanında erkek-devlet saldırılarının hedefi oldu. Fakat kadınlar, bu saldırılara bulundukları her yerde cevap oldu ve sinmeyeceklerinin direnişi büyüteceklerinin mesajını verdi. Kadınlar, 21’inci yüzyılın kadın yüzyılı olacağı tezinin gerçeklik ve hakikatini 2021’de daha güçlü erkek-devlete göstermeyi başardı.   Kadınlar 2021 mücadele ve direniş panoramasını derledik.   Yılın ilk ayı: Sakineler, Sevêler, Ayşe ve Gülistan için alandaydılar   Ocak ayı kadınların öfkesinin eylemlere yansıdığı ve özsavunmanın gündemde olduğu bir ay oldu. Kadınlar yeni yılın ilk günlerinde kaybedilmesinin üzerinden bir yıl geçen Gülistan Doku için alanlara çıktı ve “Gülistan Doku Kaybedildi! Bulana kadar aramaya ve hesap sormaya devam edeceğiz. Biz sizi kadın düşmanı yargınızla tanıyoruz” dedi. Öyle ki buna tahammül edemeyen erkek-devletin polisi Ankara’da 18 kadını darp ederek gözaltına aldı.    9 Ocak 2013’te Paris’te katledilen Kürt kadın siyasetçiler, Sakine Cansız, Leyla Şaylemez ve Fidan Doğan ile 5 Ocak 2016’da Silopi’de sokağa çıkma yasakları döneminde katledilen Sêvê Demir, Fatma Uyar ve Pakize Nayır’ın anma etkinliklerinde de kadınlar öfkelerini direniş ile birleştirdi. Erkek-devletin en çıplak halinin yansıması olan bu iki katliama kadınların cevabı mücadeleyi büyütmek oldu.   Yine yılın ilk günlerinde erkek-devletin ilk icraatı kadını sosyal ve toplumsal alandan soyutlayıp tecrit etmenin adımı olarak “Kadın Üniversiteleri”nin inşa edilmeye başlanacağı duyurusu oldu. Tabi kadınların kendilerine dönük başlatılan bu yeni savaşa verecek cevabı vardı. “Her istenileni yapan kadınlar olmayacağız” diyen kadınlar,  erkek-devletin bu adımına direniş ile cevap verdi. Kadınlar ayrıca İzmir ve İstanbul’da “Kadın Üniversitesi İstemiyoruz Kampanya Grubu” kurarak iktidarın bu adımına karşı eylemleri örgütledi.     Antalya’nın Döşemealtı ilçesinde kendisine işkence uygulayan evli olduğu Ramazan İpek’i özsavunmasını kullanarak öldüren Melek İpek’in tutuklanması kadınların öfkesini körükledi. Kadınlar, Melek’in serbest bırakılması için alanlara çıktı, özsavunmanın hak olduğunu dillendirdi.   Artan kadın katliamlarına karşı ise Eşitlik İçin Kadın Platformu harekete geçti. Platform, Ocak ayının sonlarına doğru “Kadın cinayetleri-cins kırımı” kampanyasını başlattı. Kampanya çerçevesinde akademisyeninden sanatçısına, oyuncusundan hak savunucusuna, kadın örgütlerinden hak örgütlerine binlerce kişi Meclis’e harekete geçme çağrısı yaptı.   Ocak ayının başında kadın gazeteciler de kurdukları NûJINHA ile medyadaki erk dile savaş açtıklarını duyurdu. İsveç merkezli Kadın Medya Kültür Vakfı öncülüğünde kurulan NûJINHA, bugün yayın hayatına başladı. NûJINHA Ortadoğu’da bulunan kadınların sesi olarak 5 dilde yayın yapacak. NûJINHA açılışını yaptığı yazılı açıklama ile duyurdu.   İsveç merkezli Kadın Medya Kültür Vakfı öncülüğünde yayın hayatına başlayan NûJINHA, “NûJINHA özgürlüğe/maviye uzananları etrafında toplayarak yol almaya devam edecek” dedi.   Ocak ayının sonlarına gelindiğinde ise erkek-yargı bir kez daha kadın düşmanı bir karara imza attı. Tevgera Jinên Azad (TJA) Sözcüsü Ayşe Gökkan hakkında “Örgüt yöneticiliği ve üyeliği” iddiasıyla Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada tutuklama kararı çıktı. Ayşe hakkında yakalama kararı çıkartıldıktan bir gün sonra Ayşe gözaltına alındı. Ayşe, çıkarıldığı adliyede tarihi bir savunmaya imza atarak, “Kadın mücadelesi yürüttüğüm için sürekli gözaltına alınıp tutuklanıyorum. Bize talimat vermek hiçbir erkeğin haddi değildir” dedi. Buna karşı kadınlar alanlara çıkarak, Ayşe’nin ömrünü kadın özgürlük mücadelesine adamış bir öncü olduğunu söyleyerek, iradeleri olduğunu ve bir an önce serbest bırakılmasını istedi.    2021 aynı zamanda ilk ayından itibaren İmralı tecridine karşı kadınların seslerini daha gür bir sesle çıktığı yıl oldu. Kayseri Bünyan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan Garibe Gezer, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride ve cezaevindeki hak ihlallerine karşı tutulduğu hücreyi ateşe vererek protesto eylemi gerçekleştirdi.   Ocak ayında dikkat çeken başka bir olay ise Halkların Demokratik Partisi (HDP) Batman Milletvekili ve Dış İlişkiler Komisyonu Eşsözcüsü Feleknas Uca’nın Birleşik Sol Grubu adına, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Kadın ve Eşitlik Komisyonu'na üçüncü başkan yardımcısı olarak seçilmesi oldu.   Ocak ayı erkek iktidarın patronu kollayan emekçiyi ise sömüren politikalarına karşı kadın işçilerin eylemlerine tanıklık etti. Tüm Otomotiv ve Metal İşçileri Sendikası (TOMİS) üyesi Dilbent Türker, Kod-29 gerekçesiyle işten atılmasına karşın Haramidere’de bulunan Sinbo fabrikası önünde direniş çadırı kurdu. Dilbent’in direnişi tüm engellemelere rağmen halen sürüyor.   Şubat: Öğrenciler, akademisyenler, siyasetçiler hedefteydi   Şubat ayı ise iktidarın üniversite direnişlerine karşı ortaya koyduğu baskı politikalarının baş gösterdiği bir ay oldu. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyım rektör olarak atanan Melih Bulu, üniversite içinde faaliyet yürüten LGBTİ Çalışmaları Aday Kulübü’nü kapattı.   Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da Boğaziçi Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Dr. Ayşe Buğra’yı hedef alarak cinsiyetçi ve nefret söylemleri ile hedef gösterdi. Cumhurbaşkanı’na cevap da gecikmedi. Meslektaşları Ayşe’ye “Sizinle meslektaş olmaktan onur ve kıvanç duyuyoruz” sözleri ile desteklerini sundu.   HDP Kadın Meclisi de Şubat ayında polis engeline rağmen “Kadınlar için Adalet” kampanyasının startını verdi. Kampanya çerçevesinde yıl boyu birçok etkinlik gerçekleştirilerek erkek-devlet-yargı ortaklığına dikkat çekildi.   Şubat ayının ortalarına doğru gelindiğinde ise kadın örgütleri 8 Mart’ın startını verirken, sloganlarını da belirledi. İstanbul’da kadınlar 8 Mart Kadın Platformu öncülüğünde “Özgürlüğümüzü Kazanacağız” sloganıyla 8 Mart’ta gideceklerini duyurdu. Tevgera Jinên Azad (TJA) ise 8 Mart’a “Kadın Kırımına Karşı Yaşamı, Tecride Karşı Özgürlüğü Savunuyoruz” şiarıyla gideceğini Siirt’te verdiği start ile duyurdu.   Şubat ayında Barış Anneleri İnisiyatifi, bir kez daha barıştaki rollerine denk bir adım attı. Anneler İmralı tecridine karşı diplomasi görüşmelerine başladı.   Şubat ayının önemli gündemlerinden biri de cezaevleri ve gözaltındaki çıplak arama işkencesi oldu. Aydın’da gözaltına alınan kadınlar ve Boğaziçi direnişinde gözaltına alınan öğrenciler çıplak arama maruz kaldıklarını duyurdu. Fakat çıplak işkenceyi anlatan kadınları hedef alan AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, gözaltında çıplak aramanın olmadığını iddia etti. Özlem’in bu iddiası daha sonrasında çıplak aramaya maruz kalanların anlatımları ile çürütüldü.   Şubat ayında hükümetin Federe Kürdistan Bölgesi’nde gerçekleştirdiği ve sonuç alamadığı Garê Operasyon’u sonrasında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu başarısızlığın üstünü örtmek için HDP’li Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir’i hedef aldı. Bunun sonucunda Dilan Dirayet hakkında soruşturma başlatıldı.   Şubat ayında CHP Aydın Kadın Kolları Başkanı Ayşe Özdemir'e yaptığı “Las Tesis” eylemi sonrası hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla açılan davada 11 ay 20 gün hapis cezası verildi. CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, “Bütün dünya kadınlarının şiddete karşı dans etmesi yargılanıyor. Bizi değil, katilleri yargılayın” diyerek karara tepki gösterdi.   Diyarbakır Tabip Odası (DTO), 14 Mart Tıp Haftası etkinlikleri kapsamında 1995 yılından bu yana her yıl geleneksel olarak verdiği “Barış, Dostluk ve Demokrasi Ödülü”ne bu yıl İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı avukat Eren Keskin’i değer gördü.   Mart: Kadın özgürlük zamanı   Mart ayı kadınlar için oldukça hareketli geçen bir ay oldu. Kadınlar eylemlerinde erkek-devlet-yargı saldırısına karşı “Kadın özgürlük zamanı” dedi.   8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinlikleri her yerde büyük bir coşku ile geçti. İstanbul’da binlerce kadın ve LGBTİ+, Kadıköy Rıhtım’da buluştu. Erkek iktidara karşı kadınların mesajı netti: “Özgürlüğümüzü kazanacağız.” Binlerce kadının katıldığı Feminist Gece Yürüyüşü'lerinde ise sokaklar mor isyana büründü.  Kadınlar eril zihniyete karşı her yerde direnişte olacaklarını haykırırken, “Feminist isyan her yerde” dedi.   Kürt illerinde 8 Mart etkinlikleri ise “Kadın kırımına karşı yaşamı, tecride karşı özgürlüğü savunuyoruz” şiarı ile gerçekleşti. Diyarbakır’da İstasyon Meydanı’nı, Van’da da Musa Anter Barış Parkı’nı dolduran binlerce kadın, İmralı tecridini kırana dek mücadele sözü verdi. TJA Dönem Sözcüsü Ayşe Gökkan’ın alanlarda okunan mesajı ise Kürt kadın mücadelesinin özeti idi: “Hesekê, Silopi, Kobanê, Paris, Şengal’de ihanet sonucu katledilen kadınların akıbetini sorana kadar mücadele edeceğiz. Bizler toprağın ve suyun, yıldız ve güneşin, yer ve gökyüzünün yoldaşları tecridi hiçbir zaman kabul etmeyecek. İmralı’da uygulanan tecrit tüm ulus devletlerin alnında kara bir lekedir. Biz zindanlarda haykırıyoruz: Bimre tecrîd bijî azadî.”   Mart ayı aynı zamanda ülkedeki adaletsizliğe karşı adaletin sokaklarda arandığı bir ay oldu. Urfa’nın Suruç ilçesinde 24 Haziran 2018 genel seçim sürecinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın korumaları ve yakınlarının işyeri ve hastane saldırıları sonucu eşini ve iki oğlunu yitiren Emine Şenyaşar ile oğlu Ferit Şenyaşar, “adalet” talebiyle Urfa Adliyesi önünde 9 Mart günü oturma eylemi başlattı. Emine’nin “Adalet Nöbeti” hala devam ediyor.   Kadınların 8 Mart’taki direnişini hazmedemeyen erkek-devlet-yargı önce İstanbul’da Feminist Gece Yürüyüşü’ne katılan kadınları pandemi önlemleri dolayısıyla maske takmalarına rağmen atılan sloganlardan “Cumhurbaşkanına hakaret” ettiklerini iddia ederek ev baskınıyla gözaltına aldı. Kadınlar adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.   8 Mart coşkusuna tahammülsüzlük bunla kalmadı 20 Mart gecesi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kararı ile kadınların kazanımı olan İstanbul Sözleşmesi feshedildi. Kadınların buna cevabı da gecikmedi. Kadınlar fesih kararından sonra Türkiye’nin dört bir yanında sokaklara çıktı. İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılması kadınların öfkesini biledi, alanlar “Tek adamın kararını tanımıyoruz” sloganı ile yankılandı.  “İstanbul Sözleşmesi bizim. Vazgeçmiyoruz” diyen kadınlar aylarca eylemler ile alanlarda “tek adamın” kararına karşı tepkilerini dile getirdi.   Kararı tanımayan kadınlar Danıştay’a da kararın iptali için başvurdu. Muhalefet partileri de Meclis’te harekete geçerek kararın iptalini istedi. Fakat, HDP’nin İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesinin yaratacağı sorunların ve olumsuzlukların araştırılması istemiyle verdiği önerge AKP-MHP oylarıyla reddedildi.   Mart ayının diğer bir dikkat çeken olayı da yıllardır kayıplarının akıbetini soran ve faillerin yargılanmasını isteyen Cumartesi Anneleri’nin yargılanması oldu. Galatasaray Meydanı’nda 2018 yılında gerçekleştirdikleri eylemin 700’üncü haftasının Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklanması üzerine gözaltına alınan 46 Cumartesi Annesi ve hak savunucusu hakim karşısına çıktı. Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi 21’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen dava öncesi adliye önünde yapılan açıklamada, “Bu davada yargılanan bizim hakikat ve adalet arayışımızdır. Adliyeler adalet dağıtmak için vardır, adalet isteyenleri susturmak için değil” denildi.   Mart ayında TJA Dönem Sözcüsü Ayşe Gökkan, hakkında açılan davanın 20’nci duruşması görüldü. Ayşe, anadilinde savunma yapma talebini reddeden mahkeme heyetini, savunma yapmayarak protesto etti.   Nisan: Direniş her yerde   Nisan ayı da kadınlar açısından hareketli bir ay oldu. İstanbul Sözleşmesi’nin feshine karşı kadınlar biran olsun alanları terk etmedi. Kent kent, sokak sokak örgütlenerek alanlara çıkan kadınlar sözleşmede ısrarcı olduklarının altını çizdi. EŞİK, “Meclis göreve, izliyoruz” adlı kampanyasına Nisan ayında yeni bir boyut kazandırarak her milletvekilini yakın kadraja aldı ve kadın hakları konusunda neler yaptığını raporlamaya başladı.     Kadınların bu girişimlerine tahammül edemeyen erk akıl, kadınların sokaklara, siyasi partilerin binalarına astığı İstanbul Sözleşmesi pankartlarına tahammül etmeyerek indirmeye çalıştı. Kadınlar buna inat pankartlarını bulundukları her yere astı.   Nisan ayı emekçilerin 1 Mayıs’a hazırlandığı ay oldu. Bu kapsamda HDP Kadın Meclisi, “Kadın Yoksulluğuna Hayır” kampanyasının startını İzmir’de verdi. Kampanya çerçevesinde ülkenin dört bir yanında emekçi kadınlar ile bir araya gelinerek sorunlar raporlaştırıldı.   Nisan ayı erkek yargının tahammülsüzlüğünün devam ettiği aylardan biri oldu. HDP Diyarbakır İl Eşbaşkanı Hülya Alökmen Uyanık’a, "örgüt üyesi olmak" iddiasıyla 7 yıl 6 ay olan cezanın alt sınırından uzaklaşarak 10 yıl 6 ay hapis cezası veren erkek yargı tutuklanmasına hükmetti.   Nisan ayında ayrıca kamuoyunun yakından takip ettiği ve aralarında 17 siyasetçi kadının da yer aldığı Kobanê Davası görülmeye başlandı. Dava henüz bir sonuca varmış değil.     Erkek yargı ayrıca Nisan ayında, Manisa’da kendisini sistematik tecavüze maruz bırakan eniştesi Suat Vural’a karşı özsavunmasını kullanarak öldüren Melek Hıdır’a da 13 yıl 8 ay hapis cezası verdi.   Aynı yargı, ajansımızın internet sitesini bir ayda 4 kez erişime engelleyerek, hakikatin üstünü örtmeye çalıştı.   Nisan ayında oyuncu Hazal Kaya’nın Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Türkiye'nin yeni İyi Niyet Elçisi seçildiği açıklandı.   Nisan ayında başlayan ve daha sonra büyüyen direnişlerden biri de kadınların ekoloji için İkizdere’de başlattığı direniş oldu. Rize’nin İkizdere ilçesinde bulunan İşkencedere Vadisi'ne Cengiz İnşaat tarafından yapılmak istenen taş ocağına karşı yöre halkı kadınlar öncülüğünde direnişe geçti. Halkın direnişi halen devam ederken, iş makinalarının bir süre bölgeye girmesi durduruldu.   Mayıs: Kadınlar Sözleşme’den vazgeçmiyor   Mayıs ayı da kadın mücadelesinin ön plana çıktığı bir ay oldu. Bu ay da erkek yargı kararları ile kadınları hedef alıp erkekleri ak’larken, kadınlar İstanbul Sözleşmesi için alanları terk etmedi.   1 Mayıs Dünya İşçi ve Emekçi Bayramı’nda kadın emekçiler, patron ve iktidara karşı engellemelere rağmen alanlara çıktı. Bu kapsamda Koro Mor 1 Mayıs Marşı’nı dört dilde söyleyerek klip çekti.   Alanlarda kadınlar İstanbul Sözleşmesi’nin önemine dikkat çekerken, İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Aylık Basın Bilgilendirme Toplantısı’nda Nisan ayında 17 kadının katledildiğini açıklamak zorunda kaldı. Bu rakam kadınların haklılığını da ortaya koydu.   İstanbul Sözleşmesi’nin 10’uncu yaşına girdiği ayda kadınlar, sözleşmeden vazgeçmediklerini, alanlarda ve dijital medyada yaptıkları eylemler ile dile getirdi.   Kadınlar erkek yargı kararlarına Mayıs ayında da direndi. Feminist avukatlar, kendisine cinsel saldırıda bulunan Nurettin Gider’i öldürmekten hakkında müebbet hapis cezası verilen Nevin Yıldırım için AYM’ye başvurdu.   Kadınlar açısından uzun soluklu bir yürüyüşün ilk durağı olarak kabul edilen “Dayağa Karşı Kadın Yürüyüşü”nün 34’üncü yılında kadınlar yine Yoğurtçu Parkı’nda oldu.   Mayıs ayında Kobanê Davası görülmeye devam etti. Davada söz alan Gültan Kışanak, "Kürdüm, bir Kürt kadınıyım. Bana yeni sıfatlar bulmayın. İşine gelen komünist, işine gelen bölücü, terörist ilan ediyor. Bu sıfatları bize yakıştıranlara iade ediyorum. Ben sadece ve sadece insanım, kadınım ve Kürdüm" diyerek mahkeme heyetine tepkisini gösterdi.   Yıllardır kayıpları için mücadele yürüten Cumartesi Anneleri’nin eylemi 26’ncı yılına girdi. Bu kapsamda bir dizi etkinlik düzenlendi. Cumartesi Anneleri, kendilerine kapatılan Galatasaray Meydanı’na tüm engellemelere rağmen karanfil bıraktı.   Erkek yargı bu ay da kadınların aleyhine adımlar attı. Yargı, tutuklu DTK Eşbaşkanı Leyla Güven hakkında “Sayın Öcalan” dediği gerekçesiyle Şırnak ve Hakkari’de iki ayrı iddianame hazırladı.   Bu yılki  “Clara Zetkin 2021 Onur Ödülü” tutuklu Kürt siyasetçi Gültan Kışanak’a verildi.   HDP Kadın Meclisi’nin “Kadın Yoksulluğuna Hayır” kampanyası Mayıs ayında da devam etti.   Haziran: Zilan’dan Deniz’e kadınların öfkesi her yerde   Haziran ayı kadınların öfkesinin ve isyanının büyüdüğü ay oldu. Erkek-devlet-yargı üçgeninde saldırıların hedefi olan kadınlar, öfkeleri ile saldırılara yanıt oldu.   Haziran ayının başında oyuncu Ezgi Mola hakkında, geçen yıl Batman'da yaşayan İpek Er'e tecavüz edip intihara sürüklenmesine neden olan ve tutuksuz yargılanan uzman çavuş Musa Orhan'a hakaret ettiği gerekçesiyle Ankara 31'inci Asliye Ceza Mahkemesi'nde 2 yıl 4 aya kadar hapis istemiyle dava açıldı. Ezgi’ye destekler çığ gibi büyürken, yargının kararlarına bir kez daha ses yükseltildi.   Yargı kadınlara dönük saldırılarına Ezgi’ye açılan dava ile yetinmedi. İstinaf Mahkemesi de DTK Eşbaşkanı Leyla Güven'e verilen 22 yıl 3 ay hapis cezasını onadı.   Haziran ayının en fazla tepki çeken ve toplumsal öfkeye neden olan olayı ise HDP İzmir İl Örgütü’ne dönük faşist Onur Gencer tarafından gerçekleşen saldırıda Deniz Poyraz’ın katledilmesi oldu. Deniz’in göz göre göre katledilmesi, katliamın organize bir şekilde yapıldığının da kanıtı oldu. Fakat yargı sadece faşist Onur Gencer’i yakalamak ile olayın üstünü örtmeye çalıştı.   Deniz’in annesi Fehime Poyraz’ın İl Binası önüne gelerek, “Bir Deniz ölür bin Deniz oluruz” sözü ise kadın mücadelesinin sembol sloganı oldu. Deniz binlerin omzunda sonsuzluğa uğurlanırken, annesi Fehime Poyraz ise mücadelesine Barış Anneleri’nde devam etme kararı aldı.   Deniz’in katledilmesi sonrası binlerce kadın alanlara döküldü, iktidarın ayrıştırıcı politikalarını protesto etti. Deniz’in adı yeni doğan çocuklara verilirken, mücadelesini ise yoldaşları devraldı.   Öte yandan Ölüye Saygı ve Adalet Paneli’nde konuşan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Deniz Poyraz’ın katledildikten sonra işkenceye maruz bırakıldığı bilgisine ulaştıkları bilgisini paylaştı.     Kadınlar İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasına dair eylemleri de Haziran ayı boyunca devam etti. Kadınlar, Sözleşme’nin resmi olarak yürürlükten kaldırılacağı 1 Temmuz için alanlara çıkma kararı alırken, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’ın şiddetin “tolere” edilebileceğine dair söylemine ise ‘tolere edilecek hayatlarının olmadığı’ yanıtı verildi.  Kadınlar 19 Haziran’da İstanbul’da gerçekleştirdikleri “Büyük Kadın Mitingi”nde Deniz Poyraz’ın katledilmesine öfkesini dile getirdi ve Deniz’in anısını yaşatacaklarını ve barışı getireceklerini kaydetti.   Haziran ayında demokratik kitle örgütleri de “Demokrasi Konferansı” gerçekleştirdi. Konferansın “Kadın Bildirgesi”nde eşit yurttaşlık haklarının garanti altına alınması için hayatın her alanında somut adımlar atılması talep edilirken, “Katledilen Deniz Poyraz şahsında savaş politikalarının aramızdan aldığı tüm kadınlara barış borcumuz var” denildi.   Kadın Zamanı Derneği de “Bu yüzyıl kadın yüzyılı" şiarıyla gerçekleştirdiği 1. Olağan Genel Kurulu’nu Deniz Poyraz’a ithaf etti.   Kadınların Deniz Poyraz’ı sahiplenmesi yargıyı rahatsız etti ve Mardin’deki eyleme katılan kadınlar ifadeye çağrıldı.   Deniz Poyraz’ın katledilmesine ilişkin HDP Çanakkale İl Örgütü’ne asılan pankart nedeniyle 2 parti yöneticisi hakkında da soruşturma açıldı.   Haziran ayının sonuna doğru ise Van Kadın Platformu tarafından kentin farklı noktalarında bulunan billboardlara asılan, "İstanbul Sözleşmesi Yaşatır" afişleri Valilik tarafından söküldü. Valilik afişlerin "milli güvenliği, ahlak ve adaba aykırı" olduğunu iddia ederek söktü.   Danıştay da İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılmasına 2 gün kala, “fesih kararının durdurulması” talebini reddetti.   Dersim’de 30 Haziran 1996’da gerçekleştirdiği eylemle kadın özgürlük mücadelesinin sembol isimlerinden olan Zeynep Kınacı (Zilan) birçok kentte anıldı. Kadınlar Zilan’ın cesaretini, Deniz’in de yarım kalan mücadelesini öfke ve inatları ile sürdürme sözü verdi.   Temmuz: Barikatlar kadın direnişine çarptı   Temmuz ayı kadınların erkek devletin barikatlarını aştığı ay oldu. 1 Temmuz’da İstanbul başta olmak üzere kadınlar dört bir yanda alanlara çıkarak İstanbul Sözleşmesi’nin feshini protesto etti. Kadınların alana çıktığı her kentte polis barikatları ile eylemlere engel olmaya çalıştı. Fakat kadınların inadı ve öfkesi kendilerine örülen bütün barikatları yıktı. Kadınların alanlarda verdiği mesaj netti: “Biz bitti demeden bitmez.”   1 Temmuz sonrası kadınlar, sokaklara da “Bizim için bitmedi” yazılamaları yaparak tek adam kararına itaat etmeyeceklerini bir kez daha gösterdi.   Temmuz ayında kadın direnişine karşı erkek yargı bir kez daha faillerin yanında yer aldı. Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde Sürmi İnce'nin katledilmesine ilişkin uzman çavuş Ali Dalgıran hakkında açılan davanın karar duruşmasında sanık hakkında mahkeme heyeti “iyi hal” indirimi uygulayarak, 3 yıl 10 ay 20 gün ceza verdi.   Deniz Poyraz’ın katledilmesine olan öfke Temmuz ayına da taştı. İzmir’de Emek ve Demokrasi Güçleri’nin düzenlediği “Demokrasi için bir nefes” mitinginde “Güneş’in sofrasında Deniz’in yolundayız” mesajı çok net bir şekilde verildi.   TJA öncülüğünde Şırnak’ta bulunan Mêrgên Sotî Yaylası’na çıkan kadınlar, berivanlarla buluştu ve PKK Lideri Abdullah Öcalan’a dönük ağırlaştırılmış tecride dikkat çekilerek, “Kadınlar olarak Öcalan özgürleşene kadar mücadelemize devam edeceğiz” denildi.    Ağustos: Kadınlar barışı savunuyor   Ağustos ayı da artan kadın katliamlarına karşı eylemlere sahne oldu. Özellikle Ağustos ayı başından itibaren üst üste kadın katliamlarının yaşanması kadınları sokaklara döktü. Kadınlar birçok kentte alanlara çıkarak, iktidarın politikalarına karşı direnişe geçti. Kadınlar, “İktidarın meşrulaştırdığı kadın kırımlarına karşı sebebi ne olursa olsun sessiz kalmayacağız ve mücadelemizi her koşulda sürdüreceğiz” diyerek isyanda olduklarını belirtti. Kadınlar bu eylemleri çoğu kez polis engeli ile karşılaştı.   Yine Ağustos ayı Şengal’de DAİŞ’in gerçekleştirdiği katliamın ayı. Bu ay dolayısıyla kadınlar birçok kentte alanlara çıkarak Êzidî kadınlara desteklerini sunarak, katledilenleri andı.   Ağustos ayında Kampüs Cadıları da iktidarın kadın düşmanı politikalarına karşı, “Damızlık Kızın Öyküsü”nde yer alan kıyafetlerle Kadıköy’de eylem gerçekleştirdi. Eylemde, “Yakamadığınız cadıların torunları olduğumuzu sizlere her gün hatırlatarak sahip olduğumuz özgürlüğü kuşanıyoruz. Yaşamlarımızı, haklarımızı, hiçbir zaman sizlere bırakmayacağız” denildi.   Kadınlar Ağustos ayının sonlarına doğru da 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü hazırlıklarına başladı. Bu kapsamda birçok kentte miting planlanırken, HDP Kadın Meclisi de “Savaşa, talana, tecride, ırkçılığa karşı kadınlar barışı savunuyor” şiarıyla buluşmalar gerçekleştirdi.   Eylül: Kadın özgürlük zamanı   Eylül ayı erkek-devlet-yargının kadınlara saldırdığı ay oldu. Kadınlar buna karşı “Kadın özgürlük zamanı” dedi.   Erkek yargının TJA Dönem Sözcüsü Ayşe Gökkan tahammülsüzlüğü, annesi Lütfiye Gökkan’ın cenazesinde de devam etti. Annesini kaybeden Ayşe, taziyeye önce güvenlik gerekçe gösterilerek götürülmek istenmedi, ardından annesinin mezarı yerine bir akrabasının evine götürüldü. Ayşe buna karşı “Annemin mezarı köyde ancak ‘güvenlik’ gerekçesiyle toprağına dokunamıyorum. Bütün bu hukuksuzluklar için suç duyurusunda bulunacağım” dedi. Ayşe’ye dönük tahammülsüzlük bunla da kalmadı Eylül ayında görülen duruşmasında izleyici ve avukatlara saldırı gerçekleşti.   Siyasetçi kadınlara dönük tahammülsüzlük, Ayşe ile sınırlı kalmadı. ATK, ağır hasta tutsak olan siyasetçi Aysel Tuğluk’un cezaevinde kalabileceğine kanaat getirirken, DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’e ise getirilen elbise cezaevi yönetimi tarafından “bölücü renkler” denilerek verilmedi.   Kadınlar bu saldırılara karşı İstanbul Sultangazi’de “Kadın kırımına, ırkçılığa, savaşa ve tecride karşı özgürlüğe yürüyoruz” şiarıyla eylem gerçekleştirdi. Yine kadınlar Eylül ayı içerisinde “Kadın özgürlük zamanı” diyerek bir dizi etkinlikler gerçekleştirerek iktidarın saldırılarına karşı ayaklanma ve direniş mesajı verdi.   Ekim: Dört bir taraftan saldırı   Ekim ayı adeta erkek devletin tüm argümanları ile kadınlara saldırdığı bir ay oldu. Ekim ayının başında yapılan Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü alan Nihal Yalçın İstanbul Sözleşmesi’ne dikkat çekerken, Tamer Karadağlı'nın tavırları ve konuşmayı bölerek ödülü uzatması tepkilere neden oldu. Tamer Karadağlı, daha sonra kendisine tepki gösteren Pervin Buldan ve Canan Kaftancıoğlu’nu da hedef gösterdi.   TJA ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Kadın Meclisi tarafından "Irkçılığa ve cinsiyetçiliğe êdî bese, şimdi kadın özgürlük zamanı" şiarıyla Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda gerçekleşecek olan miting öncesi erkek devlet devreye girdi ve mitingde çalınacak şarkılar listesinde sanatçı Devrim Demir’in “Tu kî yî” adlı şarkısını yasakladı. Bunla yetinilmedi, mitinge gelen kadınlara cinsel tacizde bulunuldu, kadınların ellerinde taşıdığı renkler alındı, şiddet gördü ve her türlü engelleme yapılmak istendi. Kadınlar buna rağmen İstasyon  Meydanı’nı doldurdu. Mitinge katılan Deniz Poyraz’ın annesi Fehime Poyraz, “Deniz sadece benim değil hepinizin Deniz’idir” derken, kadınlar sorunların çözüm adresi olarak Abdullah Öcalan’a işaret etti.   Erkek devletin en vahşi yüzünü gösterdiği yerler arasında kuşkusuz cezaevleri yer alıyor. Öyle ki Kandıra 1 Nol’u F Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda tutsak bulunan Garibe Gezer, gardiyanlar tarafından işkence, cinsel şiddet ve tecavüze maruz kaldı. Garibe avukatı aracılığıyla gönderdiği mesajda, “Yaşadıklarım duyulsun” dedi. HDP’li 22 kadın milletvekili de Garibe Gezer’e yönelik cinsel işkenceyi Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e sordu. TJA Garibe Gezer’e ilişkin yayınladığı açıklamada, “Garibe Gezer şahsında Kürt kadınlara, tutsak kadınlara verilen bu gözdağını, bu sindirme politikasını kabul etmedik, bundan sonra da etmeyeceğiz” dedi.   Erkek yargı kadınlara dönük saldırılarına bir yenisini ekleyerek TJA Dönem Sözcüsü Ayşe Gökkan hakkında “örgüt yöneticisi” ve “örgüt üyesi” iddialarıyla 30 yıl hapis cezası verdi. Yargının bu kararı sonrası kadınlar alanlara çıkarak, kararı tanımadıklarını belirtti. Kadınlar, "Birbirimizden güç buluyoruz. Çok iyi biliyoruz ki, bu kararı verenler gidecek, Ayşe Gökkan ve tüm yol arkadaşlarımız serbest kalacak" dedi.    Kasım: İsyanımız bitmedi büyüyor   Kasım ayı kadınların direnişleri ile bir kez daha sahnede olduğu ay oldu. Kadınlar Kasım ayına Adana’da kendisine sistematik şiddet uygulayan ve fuhşa sürüklemek isteyen evli olduğu Hasan Karabulut’u 8 Temmuz 2015’te özsavunmasını kullanarak öldüren Çilem Doğan’a, yerel mahkemenin verdiği 15 yıllık hapis cezasının Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi tarafından onanması ile girdi. Çilem verilen bu cezaya, “Direnişimiz ve mücadelemiz devam edecek. İçeride veya dışarıda mücadelemiz daha çok güçlenecek” sözleri ile lk yorumda bulundu. Kadınlar ise bu cezaya alanlara çıkarak cevap verdi.   Karar sonrası sokaklara çıkan kadınlar, “Erkek adalet değil, kadınlar kazanacak” tepkisinde bulundu.   Erkek-devlet-yargı ortaklığı ile çıkan bu karar sonrası kadınlar 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne isyanlarını daha da büyüterek giriş yaptı. 25 Kasım etkinlikleri için günler öncesinden hazırlık yapan kadınlar, kent kent eylemler gerçekleştirdi.   TJA öncülüğünde alanlara çıkan kadınlar cezaevinde yaşanan baskılara dikkat çekerek, “Kadın tutsaklara adalet ve özgürlük zamanı” dedi. Mor Zincir eylemi yapan TJA aktivistleri, tutsak kadınların yaşadığı sorunlara, baskılara, infaz yakmalara, taciz ve tecavüzlere karşı kadın özgürlük zamanı olduğunun altını çizdi.    25 Kasım Gece Yürüyüşleri de oldukça görkemli geçti. Diyarbakır, İstanbul, İzmir ve Ankara başta olmak üzere 25 Kasım günü yapılan eylemlerde polis barikatlarına yüklenildi. Özellikle İstanbul’da “Erkek- devlet şiddetine karşı isyanımız bitmedi, büyüyor. Hayatlarımız için mücadeleye” şiarıyla Taksim Tünel’de buluşan kadınlar İstiklal Cadesi’nde yürüyüş gerçekleştirdi. Polisin biber gazı ve plastik mermi ile barikatlarına direnen kadınlar, hükümeti istifaya çağırdı. On binlerce kadının katıldığı yürüyüşte, “İsyanımız bitmedi, büyüyor, sürecek” denildi. Yine Diyarbakır’da da kadınlar polis engeline rağmen “Zaman, kadın özgürlük zamanı” şiarıyla Kayapınar ilçesinde Dünya Kavşağı’ndan Rojava Parkı’na kadar yapılmak istenen yürüyüş engellemelere rağmen Medya Kavşağı’na kadar sürdürüldü.   Aralık: Garibe Gezer isyanımızdır   Kadınlar Aralık ayını da tecavüz faili uzman çavuş Musa Orhan’a verilen 10 yıllık hapis cezası ve tutuksuz yargılanma kararı ile karşıladı. Tüm taleplere rağmen mahkeme heyeti fail Musa Orhan’ı tutuklamadı.   Aralık ayında tutsak Garibe Gezer’in hücrede yaşamını yitirmiş halde bulunması ve göz göre göre katledilmesi kadınların ana gündemi oldu. Garibe’nin cenazesinin ailesine verilene kadar yapılan işkence ise öfkeyi daha da büyüttü.   HDP milletvekilleri, Meclis Genel Kurulu’nda Garibe Gezer ve hasta tutsak Aysel Tuğluk’un fotoğraflarını taşıdı ve ölümlerden iktidarın sorumlu olduğunun altını çizdi. Kadınlar Garibe için alana çıktı, “Garibe Gezer isyanımızdır” diyerek cezaevlerindeki tecride dikkat çekti.   Yine bu ay 68 kadın örgütü de Kürt siyasetçi Aysel Tuğluk’un sağlık sorunlarına dikkat çekip, dayanışma çağrısı yaparak “Ona yaşatılan bu hukuksuz süreçte imzası olan tüm yetkilileri bir kez daha hukuka, bilime ve vicdana uygun davranmaya çağırıyoruz” dedi.