Cumartesi Anneleri Güçlükonak Katliamı için adalet istedi 2022-01-08 13:02:38   İSTANBUL- Cumartesi Anneleri, 876’ncı hafta eylemlerinde Güçlükonak Katliamı’nı hatırlatarak, itiraflara rağmen faillerin bugüne kadar yargı önüne çıkarılmadıklarını belirterek, “Devletin güvencesi altındayken yaşam hakları ihlal edilen 11 kişi için adaletin sağlanmasını talep etmekten vazgeçmeyeceğiz” dedi.   Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını istemek amacıyla her hafta Galatasaray Meydanı’nda buluşan Cumartesi Anneleri, 876’ncı hafta eylemlerini de pandemi koşulları nedeniyle online gerçekleştirdi. Bu haftaki açıklamada, 15 Ocak 1996 yılında Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde katledilen ve cenazeleri ailelerine verilmeyen 11 kişinin akıbeti soruldu.   ‘Katliamı yapanlar yıllardır yargılanmıyor’   Bu haftaki açıklamada ilk olarak katledilen Ahmet Kaya’nın kızı Emine Kaya konuştu. Emine, babası ve amcası ile beraber 11 kişinin infaz edildiğini hatırlatarak, “Ne zamana kadar ezileceğiz. Herkesin gözü önünde yaşandı bu katliam. Artık bu sona ermeli. Artık yeter dememiz korktuğumuzdan değil. Çünkü ölümler çözüm değil, bizler barış istiyoruz. Barış olursa dünya da güzelleşecek, eşitlik olur ve insanlar da öldürülmez, tutuklanmaz” dedi.   “Babam ve amcamın kime ne zararı olmuştu” diye soran Emine, barış taleplerinde ısrarcı olacaklarının altını çizdi. İnsan haklarının olmasını ve bunların uygulanmasını isteyen Emine, “Yıllardır bu insanları infaz edenler dışarıda serbestçe geziyor ve yargılanmıyor. Onların yargılanmasını istiyoruz. Ne zamana kadar bu durumda kalacağız?” ifadelerini kullandı.   ‘Yanan kişilerin yanmamış kimlikleri ailelere verildi’   Daha sonra katliam sonrası Güçlükonak’a giderek incelemelerde bulunan ve bir rapor hazırlayan dönemin Barış İçin Bir Araya Grubu’ndan Şanar Yurdatapan konuştu.  Şanar, 15 Ocak 1996 yılında gazete ve radyoların PKK’nin bir yolcu minibüsüne roketlerle saldırdığı ve katliam yapıldığının yazıldığını hatırlatarak, farklı kuruluşlardan oluşan bir heyetle olay yerine giderek inceleme yaptıklarını belirtti. Şanar, “Önce Diyarbakır’a ardından da Siirt’ten olay yerine gittik. OHAL Bölge Valisi bize resmi yalanları tekrarladı. Ama Siirt’e hayatını kaybedenlerin yakınları ile bir araya gelerek olayı bir de onlardan dinledik. Ertesi gün olay yerine vardığımızda otomatik silahlarla kevgire dönmüş ve sonra içindekiler ile birlikte yakılmış minibüsün yanına ulaştık. Daha sonra da ölen korucuların köylerine gittik. Her nedense bizlere yanmış olan kişilerin yanmamış kimlikleri verildi. Jandarma kimlikleri ailelere vermiş” sözleri ile gözlemlerini aktardı.   İtirafa rağmen soruşturma başlatılmadı   İstanbul’a döndüklerinde ise yaptıkları basın toplantısı sonrası olaya dair haberlerin yapılmadığını ve gazetecilerin tehdit edildiklerini belirten Şanar, dönemin devlet bakanı Adnan Erkmen’in 13 yıl sonra katliamı JİTEM’in yaptığını açıkladığını hatırlattı. Şanar, buna rağmen bile göstermelik de olsa bir soruşturmanın başlatılmadığının altını çizerek, “Ama katliam unutulmadı ve unutturulmadı. Bu direnci sürdüren Cumartesi Anneleri’ne selam olsun” dedi.   ‘Köylüler ağır işkenceler ile katledildi’    Ardından ise bu haftaki basın açıklamasını İHD Antalya Şube üyesi Semra Yeşilyurt okudu. Güçlükonak Katliamı’nın 26’ncı yılına girdiğini belirten Semra, devletin resmi kayıtlarına da geçen Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu’nun katliama dair raporundan kesitler paylaştı. Rapora göre, 1996 yılının 10 - 12 Ocak tarihleri arasında askerler, Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Çevrimli ve Yatağan köylerine baskın yaptı ve sonrasında da Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar Taşkonak Jandarma Taburu’na götürülürken, köylüler burada ağır işkence sonucunda katledildi.    Tabura giden korucular da öldürüldü   Yine rapora göre 15 Ocak 1996 tarihinde de Koçyurdu köy muhtarı ve aynı zamanda korucu olan Mehmet Öner'i arayan jandarma, gözaltındakileri serbest bırakacaklarını, onları almak için tabura bir minibüs göndermelerini istedi. Durumdan şüphelenen Mehmet Öner, sürücüyü yalnız göndermek istemedi. Korucular Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz ve Lokman Özdemir’i de yanına alarak Ramazan Nas’ın kullandığı 56 AH 320 plakalı minibüsle Taşkonak Jandarma Taburu’na gitti. Taburdakiler korucuların gelmesini beklemiyordu. Gelen korucular da öldürüldü ve daha önce katledilen 6 köylü ile birlikte, 10 kişinin cenazeleri minibüsün koltuklarına bağlandı, başlarına da çuval geçirildi. Ramazan Nas'ın kullandığı minibüs jandarmanın kontrolünde yola çıktı. Yol askerler tarafından trafiğe kapatıldı.   Cenazeler toplu halde gömüldü   Ve yine rapora göre minibüs bir noktaya gelince aracın içindeki jandarmalar inerek uzaklaştı. Ardından minibüs önce silahla tarandı. Atılan roketler sonucu minibüsün içindeki 10 kişinin bedeni kömür haline geldi. Kaçmaya çalışan sürücü de taranarak öldürüldü. Adeta kül olmuş bedenler, ailelere teslim edilmedi. Üzerinde kimliklendirme çalışması yapılmadan, dini vecibeler yerine getirilmeden güvenlik güçlerince toplu halde gömüldü.   Heyetin ulaştığı bilgi ve tanıklar resmi açıklamalar ile çelişti   Semra, devamında da Genelkurmay Başkanlığı’nın 16 Ocak 1996 günü Ankara’dan yerli ve yabancı gazetecileri helikopterle Güçlükonak’a götürdüğünü ve gazetecilere açıklama yapan Albay Oğuz Kalelioğlu’nun “Katliamı PKK’nin gerçekleştirdiği”ni açıkladığını ifade etti. Olay yerinde yalnızca 20 dakika tutulan ve köylülerle konuşmalarına izin verilmeyen gazetecilerden bazılarının resmi açıklamaları kuşku verici bularak bu kuşkularını İHD ve Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu ile paylaştığını dile getiren Semra, olaya ve dosyaya dair şu bilgileri hatırlattı: “Bu paylaşım üzerine Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu bir heyetle olay yerine gitti. Heyetin ulaştığı bilgi ve tanıklıklar resmi açıklamalar ile tümüyle çelişiyordu. Heyet ulaştığı bütün bilgi, bulgu ve belgeler ışığında kamuoyuna: ‘Bu katliamı devlet güçleri yapmıştır” açıklamasında bulundu ve raporlarıyla birlikte Diyarbakır DGM, Olağanüstü Hâl Bölge Valiliği ve Genelkurmay'a başvurdu. Defalarca savcılıklara suç duyurusunda bulundu. Ancak bir sonuç alınamadı. Yapılan tüm girişimler sonuçsuz kaldı. AİHM’e taşınan davada ise Türkiye, etkin soruşturma yükümlülüğünü ve ailelerin ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma haklarını ihlal ettiği için mahkûm oldu.”   ‘Katliam ordu tarafından koruculara yap​tırıldı’   Semra, katliamdan 13 yıl sonra, 2009 yılında dönemin bakanlarından Adnan Ekmen’in “Olayı araştırınca arkasından devlet çıktı. JİTEM’in işiydi, söyleyemedik” dediğini kaydederek, 2012 yılında da dönemin Şırnak İl Jandarma Merkez Bölük Komutanı Yüzbaşı Özcan Tozlu’nun da Ergenekon yargılamaları sırasında mahkemede tanık olarak verdiği ifadesinde ve basına yaptığı açıklamalarda “Bölgede askerden habersiz kuş bile uçamazdı” dediğini ve katliamın ordu tarafından koruculara yaptırıldığını söylediğini anımsattı.   ’11 kişi için adalet sağlansın’   Bu gelişmeler sonrasında, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığının yürüttüğü soruşturmada o dönemde bölgede görev yapan pek çok kişinin ifadesinin alındığı, savcının önemli tanıklara ulaştığı ve Güçlükonak katliamında şüphelilerin JİTEM'le bağlantılı görevliler olduğu şeklinde haberlerin basına yansıdığını söyleyen Semra, “Ancak bugüne kadar suçun failleri yargı önüne çıkarılmadı. 876’ncı haftamızda bir kez daha Güçlükonak’ta gözaltına alınan, devletin güvencesi altındayken yaşam hakları ihlal edilen 11 kişi için adaletin sağlanmasını talep ediyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin; Güçlükonak Katliamı  için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 177  haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” sözleri ile açıklamasını sonlandırdı.