Cumartesi Anneleri: Zaman aşımı bizler için hükümsüzdür 2022-01-15 12:51:27   İSTANBUL- Cumartesi Anneleri, 877’nci hafta eylemlerinde AİHM’in Türkiye’yi mahkum ettiği iş insanı Abdullah Canan’ın dosyasına dikkat çekti.   Kayıplarının akıbetini sormak ve sorumluların açığa çıkarılması için her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, 877’nci hafta açıklamalarını da pandemi koşulları nedeniyle online gerçekleştirdi. Bu haftaki açıklamada Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde 17 Ocak 1996 yılında gözaltına alındıktan sonra işkence edilmiş şekilde cenazesine ulaşılan Abdullah Canan’ın failleri soruldu.   Zaman aşımı eleştirisi   Açıklamada ilk olarak Abdullah Canan’ın oğlu Tayyüp Canan söz aldı. Babasının 17 Ocak 1996 yılında Hakkari’den Yüksekova’ya giderken yolda gözaltına alındığını söyleyen Tayyüp, gözaltına alanların Yüksekova Dağ Komando Taburu Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul ve komutasında olan kişiler olduğunu belirtti. Tayyüp, babasının 45 gün sonra işkence edilerek kaybedildiğinin altını çizerek, babasının cenazesine bayram günü ulaştıklarını aktardı. “Zaman aşımına son adalet istiyoruz” diyen Tayyüp, devamında “Zorla kaybetme devlet gücünün en hesap vermez, en vahşi uygulamalarından biridir. Devlet gözaltına aldığı kişiye ne olduğunu gizler ve varlığını reddeder. Suçu görünmez kılmayı hedefleyen bu inkar aynı zamanda suçun cezasız kalmasını da amaçlar. Kayıpların akıbetinin açıklanması, faillerin yargılanması sistem tarafından engellenir. Gözaltında kaybetme dahi ağır insan hakları ihlaline neden olan suçlarda etkin soruşturma yürüttürmeyerek zaman aşımı devreye sokularak süreç cezasızlıkla sonuçlanmaktadır. Aynen babam Abdullah Canan’ın dosyasında olduğu gibi” şeklinde konuştu.   ‘Görevinizi yerine getirin’   Devletin “zaman doldu kayıplarınızı unutun” demesine inat kayıplarını unutmayacaklarını vurgulayan Tayyüp, adalet ve hakikat peşinden koşacaklarını ifade etti. Devleti yönetenlere seslenen Tayyüp, “İnsanlığa karşı suçların cezalandırılması devlet için uluslararası alanda uygulanan evrensel bir hukuktur. Bu yükümlülüğünüzü yerine getirin. Savcılara sesleniyoruz. İnsanlık suçları için zaman aşımı uluslararası hukukun ihlalidir. Uluslararası tahammürlere uyarak AİHM iştirahatlarını referans alarak zaman aşımını insanlığa karşı suçlara uygulanmayacağı kuralını uygulayın. Görevinizi yerine getirin. Etkin soruşturma yaparak cezasızlığa son verin. Hakikati açığa çıkarın” dedi.   ‘İktidar adaleti yargı yolu ile aşındırıyor’   Ardından 877’nci hafta basın açıklamasını İHD Hakkari Şube üyesi Sibel Çapraz okudu. Haftalardır iktidarların hukuku, adaleti yargı yoluyla aşındırdıklarını haykırdıklarını belirten Sibel, “Yargı sistemi, rejimin hak ve özgürlük karşıtı eylemlerine meşruluk sağlama işlevi görüyor. Bu yüzden kaybedilen insanlarımıza ulaşılamadığımız gibi onları kaybedenlerden hesap sormamız da mümkün olmuyor” ifadelerini kullandı.   ‘Tehdit edildi’   Daha sonra kaybedilen Abdullah Canan’a dikkat çeken Sibel, Abdullah Canan’ın iş insanı olduğunu ve bölgede yaygın bir biçimde işlenen ve kendi ailesini de hedef alan ağır hak ihlalleri yaşandığını kaydetti. Abdullah Canan’ın akrabaları ile birlikte Yüksekova Dağ Komando Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul hakkında yapılan ihlallerden dolayı suç duyurusunda bulunduğunu söyleyen Sibel, bu yüzden de Mehmet Emin Yurdakul tarafından tanıklar önünde tehdit edildiğine işaret etti.   Katledilmiş halde bulundu   Abdullah Canan’ın 17 Ocak 1996 sabahı Hakkâri’ye gitmek üzere Yüksekova’daki evinden ayrıldığını ve tanık beyanlarına göre de Van karayolunda askerler tarafından otomobili durdurularak gözaltına alındığını paylaşan Sibel, “Askeri bir araçla Yüksekova Dağ Komando Taburu'na götürüldü. Ailesi yerel ve ulusal tüm makamlara başvurarak Canan’ın bulunmasını istedi. Ancak onun gözaltına alındığı inkâr edildi. 21 Şubat 1996 günü Abdullah Canan’ın ağır işkence görmüş cansız bedeni köylüler tarafından bulundu. Canan, yakın mesafeden atılan 7 kurşunla öldürülmüş, elleri, ayakları ve ağzı bağlı olarak Yüksekova-Esendere Karayolundaki bir menfeze bırakılmıştı” bilgisini verdi.   ‘Yüksekova Çetesi tarafından öldürüldü’   Ailenin Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurarak, Abdullah Canan’ın öldürülmesinden sorumlu oldukları gerekçesiyle Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul liderliğindeki Yüksekova çetesi hakkında suç duyurusunda bulunduğunu belirten Sibel, devamında şu bilgileri paylaştı: “Yüksekova taburunda görev yapan itirafçı Kahraman Bilgiç savcıya verdiği ifadede; Abdullah Canan'ın taburda işkence ile sorgulandığını, Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un talimatı ile öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı. Ayrıca Albay Kamber Oğur, Yüksekova Savcılığına başvurarak gözaltına alındığı inkar edilen Abdullah Canan’ı Şubat 1996'da tabur karargahındaki revirde, yaralı vaziyette gördüğünü söyledi. Canan’ın aralarında yüksek rütbeli subayların da bulunduğu Yüksekova Çetesi tarafından öldürüldüğü TBMM Susurluk Komisyonu raporunda da yer aldı.”   AİHM Türkiye’yi mahkum etti    Sibel, Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada, ailenin ve tanıkların iddiaları yeterli ve inandırıcı bulunmadığını ve 12 Kasım 1999 tarihinde sanıklar hakkında beraat kararı verildiğini hatırlatarak, 2 Nisan 2001 tarihinde de Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin de beraat kararını onadığını dile getirdi. Ailenin AİHM’a başvuru yaptığını kaydeden Sibel, “AİHM ise ‘Aralarında askeri personelin de yer aldığı tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere Abdullah Canan'ın gözaltında öldürüldüğü mahkememizce saptanmıştır. Canan öldürülmeden önce ağır işkence görmüştür’ tespitinde bulundu. Türkiye'nin iç hukuktaki yaklaşımını şaşkınlık verici olarak değerlendirip oy birliği ile mahkumiyet kararı verdi” bilgisine dikkat çekti.   ‘Hüküm bizim için geçersizdir’   Abdullah Canan’ın kaybedilişinin 26’ncı yılında faillerin belli olduğunu söyleyen Sibel, “Abdullah Canan davasında tanık beyanları, olay ve deliller dikkate alınmadan, değerlendirilmeden kurulan hüküm bizim için geçersizdir. Kaç yıl geçerse geçsin Abdullah Canan için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 178 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” şeklinde konuştu.