Züleyha Gülüm: Sayın Öcalan üzerindeki tecrit baskılardan bağımsız değil 2022-01-15 18:28:23   İSTANBUL - Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin düzenlenen panelde konuşan HDP’li Züleyha Gülüm, “Sayın Öcalan üzerindeki tecrit baskıların hiçbirinden bağımsız değil, bunları konuşursak mücadeleyi büyütebiliriz” dedi.   Demokratik Kurumlar Platformu, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin Halkların Demokratik Partisi (HDP) Avcılar İlçe binasında panel gerçekleştirdi. Panele, Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivistleri, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) üyeleri, HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, Marmara Tutuklu Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği (MATUHAY-DER) Eşbaşkanı Esin Çelik, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukat Rezan Gezer ile birlikte çok sayıda tutsak ailesi de katıldı. Etkinliğin yapıldığın salona, “Cezaevlerinde Tutsaklar Üzerinde Hak İhlallerine Son” başlıklı pankart asıldı.   ‘Koğuş değişikliği’ denilerek sürgün edildiler   Bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan panelde ilk olarak konuşan avukat Rezan Gezer, tutsakların cezaevlerinde yaşadıkları baskı ve hak ihlallerini anlattı. Silivri Cezaevi’nde yaşanan ihlalleri aktaran Rezan, tutsaklara koğuş değişikliği yapılacağı söylenerek baskı ve zor kullanılarak tüm tutsakların üç ayrı cezaevine sürgün edildiklerini ve hiçbir tutsağın da hangi cezaevine sürgün edildiğine dair bir bilgi edinemediklerini paylaştı. Rezan, durumu protesto etmek ve moral toplamak isteyen tutsakların avlu içerisinde halay çektikleri ve şarkı söyledikleri için haklarında disiplin soruşturması başlatıldığını ve bazı tutsakların da infazlarının tehlikeye girdiğini kaydetti. Rezan konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Silivri’deki bir diğer sıkıntı da kameradır, koğuş içerisinde kameralar bulunmakta, hem tuvalet kapısı hem mutfak hem de salonu direk görmektedir. Bu kameraların çıkartılması için yapılan başvuruların ardından tehditlerde bulunuluyor.”   Kimlik dayatması   Cezaevi idaresinin tutsakların hijyen ürünlerini almalarına engel olduğunu ifade eden Rezan, ayrıca fiyatların arttırıldığını da sözlerine ekledi. Tutsakların görüşe çıkmakta sorunlar yaşadığını dile getiren Rezan, pandemi koşulları nedeniyle açık görüşler yarım saate düşürüldüğünü ayrıca tutsakların cezaevi kimliklerini göstermemeleri nedeniyle görüş yasağı getirildiğini ve ailelerin cezaevinden yaka paça dışarı atıldığını söyledi. Silivri 5 Nolu Kapalı Cezaevi’nde ise Murat Güntürk isimli hasta tutsağın açlık grevi eylemi sırasında kafasının sol kısmında uyuşmalar olduğunu ve revire çıktığını dile getiren Rezan, “Revirdeki doktorun dalga geçer gibi sadece ağrı kesici verip göndermesi sonucunda beyninde ağır bir hasara sebep olmuştur. Eylül 2021’de hastaneye sevk edilmiş ve beyin tümörü teşhisi konulmuştur ama hastane doktoruna göre ameliyata alınmasında çok geç kalınmış. Murat Güntürk bu gecikme nedeniyle hem idareyi hem de revir doktorunu şikayet etmiş”  sözlerini kullandı.    ‘Terör kimlik kartı’ nedeniyle görüş yasağı   Aynı cezaevinde felç geçiren bir hasta tutsağın durumuna değinen Rezan, hastaneye sevkinin yapılmadığını, idarenin de hiçbir yanıt vermediğini aktardı. Cezaevinde görüşlere çıkmak için “terör kimlik taşıma kartı” şartının dayatıldığını ifade eden Rezan, “Terör kimlik taşıma kartında şöyle ibareler var, ‘terör örgütü üyesi’ ya da ‘propaganda’ suçları yazan ve onları damgalayan bir kimlikten bahsediyoruz. Bu kimlikleri taşımak istemeyen mahpuslar için de hem telefon hem görüş yasağı hatta de avukat görüş yasağına kadar da gidebilecek baskılar oluşturmuşlardır gardiyanlar tarafından. Bazı mahpuslara fiziksel şiddet de uygulanmıştır” diye konuştu.   Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutulan Eheddin Kanar’ın yürümekte zorlandığını belirten Rezan, 76 yaşındaki Ferzende Elgün isimli tutsağın da kalp damar tıkanıklığı yaşadığını, sinir hastalığı teşhisi konulduğunun bilgisini verdi. Aynı cezaevinde tutulan Abdullah Demir isimli tutsağın daha önce kaldığı cezaevinde işkence gördüğünü ve ağırlaştırılmış müebbet cezası olduğunu söyleyen Rezan, tutsağın böbreğinin olmadığını, kalp hastası olduğunu ve durumunun da oldukça kritik olduğunu sözlerine ekledi.   ‘Memurların hakaretvari söylemleri devam ediyor’   Gebze Cezaevi’nde yaşanan ihlalleri de paylaşan Rezan, “Vardiya ve sayımlar arttı, memurların hakaretvari söylemleri devam ediyor. Özge Özer’in beyin tümörü var, sık sık kriz geçiriyor, tahliye talebine ise hiçbir cevap yok. Hasta mahpuslara kelepçeli muayene dayatılıyor, kabul etmeyenlere soruşturma başlatılıyor, görüntülü arama hakkı konusunda da sıkıntılar yaşanıyor, adli mahpuslar için çok önceden sağlanan durum, politik mahkumlar için sağlanmıyor” dedi. Yine “eğitim birimi” adı altında manevi rehberlik birimi oluşturulduğunun bilgisini veren Rezan, tutsaklara hangi dine mensup olduklarına dair form doldurtulmak istendiğini, doldurmayan tutsaklar için de soruşturma başlatıldığını kaydetti.    ‘Hiçbir talep kabul edilmiyor’   Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne ilişkin konuşan Rezan, “İnsan hakları konusunda kötü bir cezaevi, yönetim değişmiş ve daha kötü, hiç iletişim yok. Müdürle görüşemiyorlar, hiçbir talep kabul edilmiyor. Birçok kısıtlama getiriliyor, kıyafet, battaniye bulundurma, 7 kişiye bir leğen düşecek duruma getirilmiş. En büyük problem Jiyan Erdinç’tir, ayağında platin olan mahpus, alaturka tuvalet kullanamıyor ve koğuşunu da değiştirmişlerdi” şeklinde konuştu. Ayağında platin olduğu için Jiyan’ın düz duramadığını söyleyen Rezan, yarım yatak kullanması gerektiğini, başvurularının da idare tarafından dikkate alınmadığını ifade etti.    ‘Tesadüf değil’   Ardından söz alan HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm de, Iğdır Cezaevi’nde çıplak aramayı kabul etmedikleri için tutsakların fiziki şiddete maruz bırakıldığını, üç gün yemek verilmediğini  dile getirdi.  Züleyha, “Zaten bu tecrit, pandemi bahanesiyle daha da derinleştirildi. Gerçek bir koruma değil, bahaneyle tecridi daha da derinleştirdiler. Mahpus arkadaşa, ‘Sen daha intihar etmedin’ mi diyor, birçok cezaevinde benzer vakaların yaşanıyor olması tesadüf değil” dedi. Cezaevinde intihara sürüklenen Garibe Gezer ve Vedat Çem Erkmen örneklerini veren Züleyha, “Diğer mahpusların da, ‘Başımıza bir şey gelirse intihar ettiğimizi düşünmeyin’ açıklamalarından biliyoruz bunları, Leyla Güven’e de ölümle tehdit eden cümleler kullanıldı” diye konuştu.   ‘Bir cinayettir’   Züleyha, tutsakların cezaevinde intihara sürüklenmesine ilişkin ise şunları aktardı: “Cinayet vakalarının bir yöntem olarak kullanıldığının bir göstergesi. Garibe için soruşturma açıldı, tanıklık yapmak isteyen Deniz Tepeli reddedilince açlık grevine başladı, savcılık ‘kendi başına intihar etmiştir’ diyerek soruşturmayı kapattı. Oysa ki işkenceye, cinsel saldırıya uğradığını biliyoruz, olay olmadan önce yaşadıklarını biliyorduk. Bütün bu işkenceye rağmen tek kişilik hücrede tutulması da zaten ‘intihar et’ demekti, üzerini de kapattılar. Vedat Erkmen’le birlikte olan ve olaya ilişkin diğer üç mahpus hakkında da avukatların ve görüşlerin dinlenmesi uygulamasını getirdiler. Bu dinleme kararının gerekçesi belli ki bir şeylerin aktarılması esnasında görüşmeyi sonlandırma uygulamasıdır. İntihar gibi gözüken bir cinayet, bir insanı sürekli işkence altında tutuyorsanız her türlü yöntemi uyguluyorsanız bunun kendisi de ceza yasası açısından bir cinayettir.”    ‘İnfazlar yakılıyor’   Bu duruma ilişkin hiçbir soruşturma açılmadığını söyleyen Züleyha, “Cezaevlerinde çok uzun süredir işlenen suçlara hiçbir soruşturma açılmıyor. Mahpusların yaptığı her şeye soruşturma açıyorlar, yırtık yatakları mahpuslar yırttı diye soruşturma açıyorlar. Her türlü bahaneden infaz yakıyorlar, bazen olmayanı da yazıyorlar, keyfi kararlar alıyorlar, ‘iyi halli değildir’ diyerek raporlar veriyorlar, şartlı ya da denetimli serbestlik hakları yakılıyor” sözlerini kullandı. Öte yandan tutsaklara yayınların verilmediğini paylaşan Züleyha, kitapların uzun süre teslim edilmediğini, denetimden geçmediğini, kitap sınırlamasının da çok yaygın bir uygulama olduğunun altını çizdi. “Cezaevinin keyfine kalmış durumda” diyen Züleyha, sürgünler ve sevklerin koğuşları dağıtmak üzerine kurulu olduğunu vurguladı.    ‘Cezaevleri çok yoğun bir saldırı altında’   Züleyha konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Uzun zaman aynı yerde kalanları dağıtıyorlar, Silivri’de araya IŞİD’li, Fetocü ya da adlileri yerleştiriyorlar, can güvenliğinin de olmadığı bir zemin oluşturuluyor. Cezaevleri çok yoğun bir saldırı altında, sebepleri ise iktidarlar ne zaman dışarıya saldırı dalgısı gerçekleştirmek istese, Kürt meselesinde saldırgan bir politika izlemek istese cezaevlerine saldırı gerçekleşiyor. Çünkü iktidarlar oranın ağır koşullarını bize göstererek cezaevlerindekilerin sesini kesmek, bir de cezaevleriyle toplumu korkutmak isterler. Cezaevleri hepimizin meselesi, hak talep eden, mücadele edenler kendini cezaevinde bulabiliyor. Eğer oraya dair söz söylemezsek, hepimiz bir duruş sergilemezsek kendi duruşumuza da sessiz kalmış oluyoruz.”   ‘İmralı’da Sayın Öcalan üzerinde uygulanan tecrit…’   İmralı Cezaevi’nde 23 yıldır ağır tecrit koşullarında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a da değinen Züleyha, “İmralı’da Sayın Öcalan üzerinde uygulanan tecrit, 19 Aralık operasyonuyla tecridin ilk başladığı süreçtir. F Tipine geçiş için cezaevleri yapıldı, bir gece operasyonuyla insanları katleden, gazlarla yakarak F Tipi sürecine geçtiler, tecrit sistemi başladı. Daha sonra da İmralı’da daha da derinleşen avukat, aile görüşünün de yapılmadığı, ortak havalandırmada dahi kimsenin olmadığı tecrit sürecine geçildi” ifadelerini kullandı. Kürt sorununda yeniden savaş politikalarına dönülmesiyle cezaevlerindeki tecrit koşullarının arttırıldığına dikkat çeken Züleyha, “Sayın Öcalan’la çok uzun zamandır avukat, aile başvurularına rağmen hiçbir şekilde görüşme de yapılmadı. Bu memlekette hukuk falan yok, işlerine geldiğinde görüşmeler yapılıyor, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve CPT kararlarına rağmen görüşmenin önü açılmıyor. Bunun nedeni Kürt sorunundaki savaş politikalarıdır, bu politikalar nedeniyle tecrit koşullarının süreceğinden eminiz” dedi.   ‘Sayın Öcalan üzerindeki tecrit hiçbirinden bağımsız değil’   Hukukun ötesinde bir mesele olduğunu ve tartışmak gerektiğinin altını çizen Züleyha, topluma da bunu anlatmak gerektiğini kaydetti. Züleyha, “Bugün yoksulsanız cezaevlerindeki baskıdan bağımsız olmadığını anlatabilmemiz gerekiyor. Sayın Öcalan üzerindeki tecrit baskıların ve bunların hiçbirinden bağımsız değil, Kürt sorununda demokratik çözüm olmadığı sürece sermayenin cebine gittiğini anlatabilmemiz gerekiyor, mücadeleyi büyütebiliriz bunları konuşursak”  sözlerine ye verdi.     ‘Tutsakların sesine ses olalım’   Daha sonra söz alan bir katılımcı ise 15 yıllık tutsaklığının ardından tahliye edildiğini, Tekirdağ Cezaevi’nde intihara sürüklenen Vedat Çem Erkmen’i tanıdığını, mücadele içerisinde yer almış hiçbir tutsağın intihar etmeyeceğini vurgulayarak, tutsaklarına sesini duyurmak için herkesin üzerine düşeni yapması gerektiği çağrısında bulundu.   Soru-cevap bölümünün ardından panel sona erdi.