65 yaşındaki kanser hastası Zekiye karantina odasında tutuluyor 2022-01-17 09:07:52   Şehriban Aslan   DİYARBAKIR - Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan Özlem Seyhan, İHD Diyarbakır Şubesi’ne gönderdiği mektupta, karantina odasında tutulan 65 yaşındaki tutsak Zekiye Tekin’in birçok hastalığı olduğunu, son süreçte ise karaciğer kanseri teşhisi konulduğunu aktararak duyarlılık çağrısında bulundu.    Cezaevlerinde bulunan siyasi tutsaklara ilişkin hak ihlalleri her geçen gün artıyor. Baskıların sürdüğü cezaevlerinden biri de Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi. Söz konusu cezaevinde tutsak bulunan gazeteci Özlem Seyhan yaşadıkları hak ihlallerine ilişkin İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi'ne mektup gönderdi.    Gazeteci Özlem Seyhan’ın kaleme aldığı mektup şu şekilde:   “Öncelikle yeni yılın bizleri özgür yarınlara yakınlaştıracağına olan inancımızı ve umudumuzu belirterek kutlamak istiyoruz. Geçirdiğimiz yılında bizler açısından sistemli bir baskı ve hak ihlallerinin zirve yaptığı bir zaman dilimi olduğunu sizler de yakından biliyorsunuz. Kürt sorununun çözümsüzlüğünün ülkenin demokratikleşme sorunlarıyla yakından ilgili olduğunu her fırsatta dile getirdik. Bugün gelinen noktada her açıdan uçurumun kenarına gelmiş ve her geçen gün ömrünü uzatmanın yolunu totaliter rejiminin uygulamalarıyla toplumun tüm kesimleri üzerinde hayata geçiren bir politik iktidarla karşı karşıyayız. Kendi krizinin çıkmazlarının, iç çatışmalarının tüm faturasını topluma kesen ve toplumsal sorunların derinleşmesine neden olan bu uygulamalar en fazla direnen kesimler üzerinden yürütülmektedir. Demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren, en temel insan haklarını talep eden herkes, ‘terörist’ ilan edilmekte ve temel talepler bu yolla manipüle edilmektedir.   Cezaevi personeli ve idaresi virüsü bulaştırıyor    Yaşatılan tüm bu atmosfer içerisinde zindanlar bu uygulamalardan sistematik olarak nasibini almaktadır. Bizler de son dönemlerde sistematik hale gelen, kimi maruz bırakıldığımız hak ihlallerini sizlerle paylaşmak istiyoruz. Öncelikle ortalama iki yıldır devam eden pandemi koşullarının biz tutsaklar açısından kalıcı kurallara dönüştürüldüğünü belirtmek istiyoruz. Dışarıda bir şekilde normalleşme koşulları oluşmuşken, bizler bu normalleşmenin koşullarından biri olan iki doz aşıyı olduğumuz halde koşullarımızda bir iyileştirme olmamıştır. Üstelik daha önce koronavirüs atlattık. Bize virüsü bulaştıran da bu koşullarda haftada iki kere odalarımıza aramaya gelen ve tüm özel eşyalarımızı karıştıran cezaevi personeli ve idaresidir. Dolayısıyla odalar arası spor, ortak sohbet hakkımızı, tekrardan kullanmak istediğimizi belirttiğimizde bize Adalet Bakanlığı’nın talimatı olduğunu ve pandemi tedbirleri kapsamında bu taleplerini yerine getiremeyeceklerini belirtiyorlar.    Baskında radyomuz alındı   İroni olan şey de pandemi gerekçesiyle iki yıl sonra ailelerimizle yaptığımız açık görüş hakkımızı yarım saatle ve belli bir mesafeyle yaptıran idare; aynı zamanda bir hafta içerisinde onlarca personeliyle odamıza baskın yapmış, tüm eşyalarımızı ölçüsüz bir şekilde ortalığa saçtı. Arkadaşımıza ait olan radyomuza el konuldu. Yine pandemiyi fırsata çevirerek, daha önce uygulanmayan açık görüşe çıkarken ayakkabılarımızı, iki sefer çıkartarak silmemizi dayatan bir yaklaşım söz konusudur. İdarenin denetiminden, aramasından geçmeyen hiçbir şeyi alma koşulumuz yokken, her arama yapıldığında kimi eşyalarımıza ‘yasaklı’ diyerek el konulmuştur. Bu keyfi uygulamalar son dönemlerde sistematik bir hale gelmiştir. Geçtiğimiz Ekim ayında beş arkadaşımızın farklı cezaevlerine sürgün edilmesiyle başlayan ve yan yana olan odalarımızı farklı maltalara ve çapraz olacak tarzda isteğimiz dışında taşımışlardır.    Öğünler yetişkin insanı doyuramayan tarzda   Sürgünlerde başlayan bu sistematik süreç, en temel hak olan iaşe bedeliyle her öğünde verilen yemeklere kadar yansımıştır. Neredeyse iaşe bedelinin yarısı kadar yemek verilmekte, günlerce üst üste aynı yemek, ya da hijyenik olmayan bir tarzda içinde kıl, taş vb. maddelerin karıştığı şekilde gelen yemekler bizlere verilmektedir. İaşe bedelimiz olan kahvaltı öğünün aylardır yetişkin bir insanı doyuramayacak ya da hiç verilmeyecek uygulamaya dönüştürdüler. Yine neredeyse hiç meyve ve sebze olmayan bir öğün çok uzun bir süredir bize dayatılmaktadır. Yine temel sorunlarımızdan biri de son dönemlerde odalarımıza yerleştirilen telefon kabinleridir. Daha önce görüntülü konuşma için kabinlerin koridora yerleştirileceğini ve sadece iyi halli olan siyasi tutsaklar dışında tutukluların kullanacağı idare tarafından belirtilmişti. Bu bilgilendirmeye rağmen yaklaşık üç-dört hafta önce odalarımızın mutfak bölümüne tüm ısrarlarımıza rağmen bu epey büyükçe telefon kabinleri yerleştirildi.   Kantin oldukça pahalı    Televizyon izleme ve yemek masalarımızı koyduğumuz yaklaşık 30 metrekare alana bu büyüklükte bir kabinin yaşam alanımızın ne kadar daralttığını tahmin edersiniz. İtirazlarımıza karşı yerleştirilen bu kabinlerin sadece görüntülü konuşma için değil sesli arama, sayım alma, dilekçe, ihtiyaçlar ve uygulamalar için kullanacağı belirtildi. Yaşam alanımızda yarattığı daraltma yanında daha önce yaptığımız kantin alışverişinden aldığımız telefon kartlarında da daha külliyetli bir kesintinin bireysel hesaplarımızdan yapıldığını öğrendik. 6 TL’ye aldığımız telefon kartlarıyla haftada 20 dakika için kullanıyorken bu uygulamayla 5 buçuk TL’ye yalnızca haftada 10 dakika konuşabileceğimiz söylendi. Hiçbir geliri olmayan ailelerimizin çeşitli zorluklarla bize yatırılan paranın alışveriş yaptığımız kantinin oldukça pahalı olmasından kaynaklı zorluk yaşamaktayız. Bu yeni uygulamayla birlikte hem hesabında para olmayan arkadaşımız telefon hakkını kullanamayacak hem de oldukça külliyetli bir kullanım olacak.    İrade kırma yaklaşımlarıyla karşı karşıyayız   Bunun yanında ailelerimizin sınırsız sayıda gösterdiği telefon numaralarıyla konuşmaktayız. Örneğin aile üyeleri farklı illerde olan arkadaşlarımız iki veya üç numarayı belirli aralıklarla aramaktalar. Kaldı ki bu bizim yasal hakkımız fakat çok keyfi bir şekilde bu kabinle beraber sadece bir numara tanımlanabileceğini sistemin böyle izlediği gerekçesiyle bu hakkımızda engellenmektedir.  Ayrıntılandırabileceğimiz çok daha fazla hak ihlali ve sistematik kimi irade kırma yaklaşımlarıyla karşı karşıyayız. Bu belirttiklerimiz en temel sorunlarımızdır. Tüm bu sorunların çözümü noktasında kurum müdürüyle görüşmeler merkezi talimat aldıkları gerekçesiyle çözülememektedir. Bir diğer çözüm muhatabımız olan cezaevi savcısıyla dilekçe yoluyla oda temsilcisi arkadaşlarımız görüşme talebinde bulundular. Yeni bir uygulama olarak iki kişiyle birlikte görüşemeyeceğini tek kişinin gelmesi durumunda görüşeceğini belirtti. Savcı bey ısrarlarımız sonucu arkadaşlarımızı çağırmış fakat sorun çözecek olan bir muhatap olarak oldukça uygunsuz bir üslupla arkadaşımızı azarlayan bundan böyle oda temsilciliğini kabul etmediğini, herkesin tek tek gelip sorunlarını anlatabileceğini belirterek sorunlarımızı çözümsüz bırakmıştır.   Bu uygulamaları kabul etmeyeceğiz   Kimliğimizi, haklarımızı ve diyaloga bağlı yaklaşımımızı ve irademizi tanımayarak biz tutsaklara bu uygulamalar karşısında direnmekten başka çare bırakmamıştır. Bizler biliyoruz ki dışarıdaki korku atmosferine paralel olarak, zindanlarda da irademizi teslim almak istiyorlar. Bizler de en meşru hakkımız olan direnme hakkımızı kullanarak bu uygulamaları kabul etmeyeceğiz. Sizler gibi hak ve özgürlüklerden olan kurumumuzu da sesimize ses olmaya ve ilerde daha farklı boyutlara varacak sorunlara ve durumlara karşı duyarlı olmaya çağırıyoruz.    65 yaşındaki hasta tutsağın durumu    Bizler açısından önemli bir diğer konu; şu anda karantina odasında bulunan hüküm giymiş Zekiye Tekin 65 yaşında ve çok fazla hastalığı mevcut. Son dönemlerde kendisini görme imkânımız olmamakla birlikte karaciğer kanseri olduğunu öğrendik. Kurumunuzdan kendisi ile görüşerek sorunları öğrenmek ve tahliye edilmesi noktasında destek olmanızı bekliyoruz. Tekrardan sizlerin yeni yılınızı kutluyor, özgürlük ve dayanışmadan yana olan herkesin kazanacağına olan belirtiyoruz.”   İHD Diyarbakır Şubesi tutsakların yaşadığı hak ihlallerine ilişkin Cezaevi Savcılığı’na ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu’na başvuruda bulundu.