Zelal Bilgin: Neden tutuklandık farkındayız, çabanız nafile! 2022-01-21 09:07:21   Şehriban Aslan   DİYARBAKIR - Hakkında açılan dava gerekçesiyle tutuklanan ve hapis cezası verilen TJA aktivisti Zelal Bilgin, ajansımız için kaleme aldığı mektubunda, “Biz kadın tutsaklar burada oluş nedenimizin farkındayız. Dışarıda mücadeleye devam eden kadınlar da bizim neden dışarıda olmadığımızın farkındalar. Kurumları karalamak terörize etmek kadın kurumlarını kapatmak, illegalleştirmek nafile bir çabadan öteye geçmez” ifadelerini kullandı.   Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında 5 Nisan 2021 tarihinde gözaltına alındıktan sonra tutuklanan Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Zelal Bilgin’in yargılandığı davanın karar duruşması 23 Eylül 2021’de Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme Zelal’e “örgüt üyesi olmak" iddiasıyla 9 yıl hapis cezası verirken, indirim hükümlerini uygulamadı.   Zelal’in avukatları verilen hapis cezasına ilişkin istinafa başvurdu. Bunun üzerine Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Dairesi yapılan başvuruyu reddederek Zelal’e verilen cezayı onadı.   Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan Zelal, kendisine, kadınlara verilen onlarca yıllık cezaya, kadına dönük politikalar ve sürece dair ajansımıza bir mektup gönderdi.   Zelal gönderdiği mektupta şu noktalara dikkat çekti:   “Egemenlik sınırlarını genişletmek isteyenler halkları köklerinden, değerlerinden kopararak uğruna mücadele edeceği hiçbir şeyi bırakmadan; benliksiz, kimliksiz, birer köle haline getirirler. Çünkü böylesi daha kolaydır. Köklerinden koparılmadığı sürece her zaman tehlike oluşturur, doğuştan sahip olduğu hakların haklılık mücadelesini yürütür, egemenliklerini sarsar. Bu nedenle tekçi, dinci, milliyetçi, cinsiyetçi, ideolojilerle durmadan savaş naraları atarak toplumun tamamını zapturapt altına almaya çalışır. Bunu yaparken kullandıkları argümanlar değişkenlik gösterse de devlet paradigması çerçevesinde şekillenir. Zaman zaman din, hukuk, toplumsal değerler ve hassasiyetler, milliyetçilik, bazen de hepsi aynı anda kansız bir savaş yürütür. Sadece silahlar değişir. Bugün dünya genelinde yaşanan hukuk, iklim, sağlık, eğitim, ekonomik krizleri görmezden gelen koca koca savaş bütçeleri ayıran toplumu değil sadece kendini koruyan gözeten iktidarlar toplumu kendisi için tehlike olarak görmektedir. Yasalar, uluslararası sözleşmeler, toplumsal sözleşmeler, hukuk bütünen ulus devletlerin varlığını korumak üzere tasarlanmıştır.   Saray görmemeyi tercih ediyor   Türkiye’de yakından tanıklık ettiğimiz ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı politikalar son 20 yılda (AKP-MHP bloğuyla beraber daha da artan) cinsiyetçilik, milliyetçilik ve dincilik üzerinden varlığını gösterip sürdürmektedir. Tekçi, dinci, milliyetçi ve cinsiyetçi bu politikalarla toplumun büyük bir çoğunluğu görmezden gelinmiş, kadınlar, gençler, halklar, farklı inanç ve kültürler bütünen yok sayılmıştır. Yandaşa peşkeş çekilen ihalelerle varlıklarına varlık kazandırılması, yoksulluğun, yoksunluğun inkârına varmış saraylar ve saraycıklarda yaşayanlar ‘ekonomik kriz yoktur’ cümlelerine zorunlu iletişim ve ulaşım araçları olan ‘cep telefonu ve araba her evde var’ cümlesini ekleyerek tabandan kopuk yürüttükleri siyaseti itiraf etmişlerdir. Kral çıplak ama şakşakçılarından görmüyor değil, görmemeyi ve duymamayı tercih ediyor. Çünkü neyi görmezsen o yoktur zihniyeti hakimdir.  Çiftçinin, emekçinin, işçinin, talepleri akılla oynanırcasına reddedilirken doğal felaketler karşısındaki tutum her şeyi kaybeden halka çay paketleri fırlatmak olan ciddiyetsizlik her alana kuruma nüfuz etmiş durumdadır. Mevcut sistem aşama aşama tek tipleşirken her kesimi kontrol altına almaya, alamadığını yok etmeye, zindanlara kapatmaya, parmak sallayarak tehdit edip korkutmaya, yıldırmaya, çalışmaktadır.   Nefret tohumları ekmeye devam ediyorlar   2013 Newroz deklarasyonuyla halklara başladığı ilan edilen ‘çözüm sürecini’ dondurucuya kaldıranlar o günlere tanıklık edenleri, tarafı olanları da zindanlara kapatarak hukuku da dondurucuya kaldırmış; intikam alma, kin, öfke, nefret tohumları ekmeye devam ediyorlar. Çözüm sürecini bitiren Ceylanpınar’da iki polisin evlerinde öldürüldüğü olayın süreci devam ederken yine aynı evde polislerden başka hiç kimsenin parmak izlerinin bulunmaması polislerin çelişkili ifadeleri olay saatinde orada oldukları tespit edilmiş. Buna rağmen çözüm sürecini bitirmeyi hedef alan Kürtler olarak tanımlanmış. Başta DTK ve hala Meclis’te grubu olan HDP olmak üzere bütün kadın kurumlarıyla beraber yine özelde Kürt kadınlar genelde bütün Kürtler hedef haline getirilmiş.   Kişilik haklarına saldırılıyor   ‘Terörist örgüt üyesi’ gibi yaftalamalarla seri hukuk cinayetleri işlenmiş çözüm sürecinin tarafı olan kurum yöneticileri zindanlarda esaret altına alınmıştır. Ardı arkası kesilmeyen operasyonlarla binlerce kişi gözaltına alınmış, tutuklanmış veya adli kontrol hükümlerinden en az ikisi uygulanarak serbest bırakılmış. Gözaltına alınanlardan bir kısmı; yandaş medya tarafından ‘tehlikeli terör örgütü üyesi’ gibi manşetlerle ana haber bültenlerinde servis edilerek kişilik haklarına saldırılmış. Kişiye karşı toplumsal kaygı ve korku duyulması ve toplum dışı bırakılmaya çalışılmıştır.   Yargı bir şahsın iki dudağı arasında   15 Temmuz darbe girişimi canlı yayınlarda ‘Allah’ın bir lütfu’ olarak tanımlanmış ve bu lütuf en iyi şekilde kullanılmıştır. Yüz binlerce ihraç bir o kadar da gözaltı ve tutuklamalarla toplumun geneli üzerinde yaratılan korku ile zorunlu bir biat oluşturulmaya çalışılmıştır. OHAL ve KHK’lerle beraber AKP-MHP kurumsallaşmış yasama, yürütme, yargı bir şahsın iki dudağı arasına ulaşılamayacak şekilde teslim edilmiştir. ‘Allah affetsin kandırıldık’ diyerek toplumun masum dini duygularını sömürerek sanki cemaatle hiç alakası yokmuş gibi yazdıkları, yönetip, oynadıkları gişede yerini alamayacak oyunlarıyla soluk alamayan bir toplum yarattılar.   SES üyesi olduğum için ihraç edildim   Ben SES üyesiyken 6 Ocak 2017’de çıkarılan bir KHK ile hukuksuz bir şekilde ihraç edildim. Sonrasında üyesi olduğum dernekler ve kurumlar birer birer KHK’larla kapatıldı. Hukuksuzluklarına kalıp arayanlar 9 Ekim 2018 yılında onlarca kişinin gözaltına alındığı operasyonlarda beni de gözaltına alarak tutukladılar. İki aylık bir süreci zindanda geçirmeme sebep oldular. Sonrasında ardı arkası kesilmeyen siyasi soykırım operasyonlarında defalarca gözaltına alındım. Son olarak 5 Nisan 2021 sabahı sadece kadınların hedef alınarak yapılan operasyonda gözaltına alındım ve 11 kadınla birlikte tutuklandım. 10 arkadaşımız ilk mahkemelerinde adli kontrol şartıyla (sürekli takipte olacaklar) tahliye edildi.   Kadın özgürlük mücadelem daha da güçlendi ve güçleniyor   Ayrıca çok geçmiş yıllara dayanan arayışlarım, ulusal kimliğimle başlayan mücadelem bilincim geliştikçe kadın özgürlük mücadelem ile daha çok güçlenerek devam etti ve ediyor. Sayısız hukuksuzluğa, haksızlığa inkâr ve imha politikalarına, soykırımlara ve asimilasyon politikalarına tanıklığım ve maruz bırakılışlarıma itirazlarım bu zindanda olmama gerekçe ediliyor. Birleşen 5 dosya ile ilgili yargılama süreci bir yasa dışılığın olmadığını sorunun yasa dışılaştırılmak, kriminalize etmek olduğunu ortaya koydu.   Yasal olan şeyler yargılanmama gerekçe oldu   Yan yana oturup izlediğimiz haber başlıklarını anımsıyorum. Çözüm sürecinde yeni Anayasa çalışması için bizzat dönemin Meclis Başkanı Cemil Çiçek tarafından Meclis’e önerilerini aktarmak üzere DTK Meclis’e davet edildi. Yine İmralı heyetinde DTK kurumsal olarak muhatap alınmış şimdi ise kriminalize ediliyor ve Diyarbakır Delegeler Eşsözcülüğü yapmış olmam ‘örgüt üyesi’ olarak yargılanmama gerekçe yapılıyor. Yine resmi dernek kaydı bulunan KJA kurumsal olarak tanınıyor üyesi İmralı heyetinde yer alıyor. Bugün KJA üyesi olmam yargılanmama gerekçe yapılıyor.  HDK, ROSA, TJA üyeliklerim de aynı kapsamda değerlendiriliyor.   Yargılayan yargılananın ismiyle hitap etmiyor   Siyasi vesayet altında olan yargı, dönemin koşullarına göre tutum belirliyor, kurumları siyasi aklın talimatına göre ya illegalleştiriyor ya da legalleştiriyor. Yargılandığım ağır ceza mahkemesinde adil, tarafsız bir yargılamanın söz konusu olmadığı hukuk diploması almış birinin suçlu olsun/olmasın yargılananın ismi ile hitap etmemesi ‘vatandaş’ diye hitap ederek yargılanan üzerinde tahakküm kurmaya çalışması, savunmasız bırakmaya çalışması veya milliyetçi duygularla yapılan ‘vatandaş’ vurgusu kanıtlamaktadır.   Mevzu Kürt kadınları olunca kriminalize ediliyor   Kadın kimliğine duyulan kin, öfke, nefret söz konusu Kürt kadınlar olunca korkunç bir seviyeye ulaşıyor. Toplumsal, siyasal, sosyal, ekonomik yaşam hakkı elinden alınıyor. Uluslararası sözleşmelerde, anayasalar ve toplumsal sözleşmelerle güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin talebi siyasi kılıfa bürünmüş. Dinci, tekçi, cinsiyetçi zihniyete çarparak karşılığında düşmanca bir politika uygulanıyor. Anayasalarda güvence altına alınan örgütlenme, ifade özgürlüğü gibi haklar mevzu Kürt kadınlar olunca kriminalize ediliyor. Örgütlenme kapsamında yürütülen faaliyetler ifade özgürlüğü kapsamında görsel ve yazılı basın araçlarını kullanmak ‘örgüt propagandası’ ve faaliyeti olarak değerlendiriliyor. Yargılandığım eylem ve etkinliklerden bazıları dünya kamuoyu ve hukuku açısından yargılanmaya konu edildiği için Türkiye hukuku açısından utanç verici olarak tanımlanacak faaliyetlerdir.   25 Kasım ve 8 Mart için yargılanıyorum   Bu faaliyetler arasında; 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kadın cinayetlerini kınamak, caydırıcı yasalar uygulanarak kadın katliamlarının önlenmesine yönelik faaliyetlerdir. Toplumsal olaylar karşısında tutum belirlemek, cinsiyetinize yönelik saldırılar karşısında yaşam hakkınızın elinizden alınmaması için kadın örgütleri içinde örgütlenmek, başta kendiniz olmak üzere katledilmemek, şiddete maruz bırakılmamak, temel hak ve özgürlükleri talep etmek, uğruna mücadele etmek, geleceğinizle ilgili karar verme iradesine sahip olmanız bu ülkede hedef haline gelmenize yetiyor, öyle olmuyor mu?   9 yıl hapis cezası veren bir kadın hakimdi   ‘Örgüt üyeliğinden’ aldığım 9 yıl cezaya bir kadın hâkim dosyadaki kurumların fazla olması nedeniyle 3 defa örgüt üyeliğinden ceza almam yönünde karara şerh koydu. Hakkımızda tutuklama kararı veren savcı da bir kadın... Tutuklama kararının altındaki imzanın kadın hakimde ve yargılamanın karar aşamasında şerhin kadın bir hakime ait olması AKP ve MHP bloğunun ortaya koymuş olduğu politikalarla kadınlar, kadın özgürlük mücadelesi yürüten kadınları yargılıyor ve cezalandırıyor. Cübbesiyle oturan bir kadından ‘neden 25 Kasım’a katıldın?’ gibi bir soru duymak kadar içler acıtan başka ne olabilir ki? Bu görevlendirmeler asla rastlantı değildir. İktidarın eliyle eril zihniyetin öğretileriyle şekillenmiş şeklen kadın toplumsal cinsiyet eşitliğinden bihaber kadınların elleriyle kadınlar cezalandırılmaya çalışılıyor.   Saldırılar gün geçtikçe artıyor   Kadınların maruz bırakıldıkları şiddete ‘dur’ demesi, yaşamlarının önündeki engelleri kaldırma çabası erkeklerin mevcut iktidarlarını temelden sarsacağı bu durum; feodallerin, devletlerin ve diktatörlerin işine gelmediği için imhalarına gerekçe yapılıyor. Yapılmaya da devam edeceklerdir. Geçmişin bugüne bıraktıklarının izinde, erkeklerin kadınlardan çaldıkları yaratımlar, ürettikleri değerleri toplumun ihtiyacının tamamının karşılandığı bilgiler söz konusudur. Saldırılar bu bilincin ve gerçekliğin ortaya çıkmaması için de gün geçtikçe artış gösteriyor.   Yargı bağımsız ve tarafsız değil   Kürt ve Kürt kadını olmak, potansiyel suçlu ‘terörist’ olarak ilan edilmene yetiyor. Bunun için kanıta ispata veya herhangi bir delile gerek bile yok. Zira herhangi bir delil aranıyor olsaydı avukatlarımın bütün celselerde talep ettikleri gizli tanığın dinlenmesi ve görüntülerin yeniden incelenmesi kabul edilir ve yalanlarla dolu gizli tanık ifadelerinin çürütülmesine görüntü analizlerinde, katıldığımız eylemlerde bir yasadışlılığın söz konusu olmadığının ispatına gidilirdi. Ve bugün zindanda olmazdım. Tabii ki yargı bağımsız ve tarafsız olsaydı…   Hayatta kalmak suç…   Her gün en az üç kadının katledildiği, yüzlerce kadının cinsel, psikolojik, ekonomik, fiziksel ve sosyal şiddete maruz bırakıldığı, tecavüze uğradığı kadın aktivist olmak yasak… Hayatta kalmak da suç oluyor. Öyle olmasaydı, biz kadınlara reva görülen mezar, zindan, kölelik, şiddet uygulayan faillerimize iyi hal ve tahrik indirimi verilmezdi.   Bizi suçlu ilan edenler Gülistan Doku’yu bulmadı   ‘Kürdüm’ demek yasak... Öyle olmasaydı öldürülmez, zindanlara atılmaz, her gün TV’lerde, alanlarda, hakarete uğramazdık. Bir panzerin altında kalmaz, bir savaş uçağının ateşi sonucu katır sırtında taşıdıklarımızla katledilmezdik. Anadilimizi konuştuğumuz için inşaatlarda okullarda vb. yerlerde linçe maruz bırakılmaz, imha ve inkâr edilmezdik. Kemiklerimiz mezarlardan çıkarılmaz, yüzlerce hak ihlaline uğramaz, soluğumuz Kürtçe diye cezalandırılmazdık. ‘Çoluk, çocuk, kadın, yaşlı’ talimatlarıyla ana babalara hasret evlatlar, evlatlara hasret ana babaların, acılarına acı eklenmezdi. Öyle olmasaydı şayet Dicle özgür, Fırat asi, Murat coşkuyla akmaya devam eder, yüzlerce barajla esaret altına alınmazlardı. Öyle olmasaydı şayet dağlardan duman yerine sis, ateş yerine ağaçların ritmik melodisi yayılırdı. Çocuklarımız panzerlerin altında kalmaz, masumiyetleri sokaklarda oyunlarda bulaşıcı hale gelirdi. Belki de masumlaşır, özüne dönerdi insanlık… Üniformalıların tecavüzü sonucu kadınlar ölüme sürüklenmez, yaşama dair umutları olurdu. Öyle olmasaydı bu saydıklarımızın en azından bir tanesinin faili bulunurdu. Biz aktivistleri saniyeler içinde suçlu ilan edenler Gülistan Doku’nun kaybedilişinin üzerinden geçen bir buçuk yıla rağmen izini bulurdu.   Hukuksuzluk ve ahlaksızlıkta sınır tanınmıyor   Öte yandan Ayşe Gökkan’ın mahkemesinde yargılananın kimliğinden kaynaklı savunma makamına karşı gösterilen tutum, mahkeme salonuna kolluğun çağrılması, bir baro başkanının ve avukatların darp edilmesi sadece Türkiye gerçekliğinde söz konusu olabilir. Malum her şeyde olduğu gibi hak ihlallerinde hukuksuzluk ve ahlaksızlıkta da sınır tanımayan bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Yaşamının 35 yılını kadın mücadelesine adamış, onlarca gözaltı, dosya, tehdit, takip vs. rağmen amacından bir an olsun sapmamış, mücadelesinden taviz vermemiş bir kadının yarattığı korkuyu, yargılama sürecinden karara kadar görebiliyoruz. Ayşe Gökkan’ın ortaya koyduğu mücadele duruş ‘terörist’ olmasına yetmiş 30 yıl gibi bir ceza karşılığı olmuş. Yani diyeceğim o ki zindanda olmanın bir anlamı yok, dışarısı da bizim için zindandır.   Çabaları nafile…   Biz kadın tutsaklar burada oluş nedenimizin farkındayız. Dışarıda mücadeleye devam eden kadınlar da bizim neden dışarıda olmadığımızın farkındalar. Kurumları karalamak terörize etmek kadın kurumlarını kapatmak, illegalleştirmek nafile bir çabadan öteye geçmez. Zira bugün hedef haline getirilen kurumlar dernekler, partiler ile aynı masada oturduklarına yakından tanıklık ettik. Menfaatler ve çıkarlar doğrultusunda belirlenen politikalar, çıkarılan yasalar kadına, gençliğe, topluma halklara inançlara, LGBT-İ’lere bireylere farklı kültürlere hitap etmemekte ve maruz kaldıkları haksızlıklara son verememektedir.   Örgütlenmek toplantı gösteri yapmak suç değildir   Bütün bu haksızlık ve hukuksuzluklara karşı etkin ve etkili bir mücadele yürütmek sadece Kürtler ve Kürt kadınları için değil Türkiye’de yaşayan bütün halkların ve kadınların demokratik eşit adil ve özgür bir yaşam sürmesi gelecekleriyle ilgili karar verme iradesine sahip olması için elzemdir. Bu sistemin içinde biat etmeyen herkesin ‘örgüt üyesi’ ilan edilebilir ve onurlu yaşam hakkı ansızın elinden alınabilir. Örgütlenmek toplantı gösteri yapmak suç değildir. Demokratik yollarla haklarını talep etmek suç değildir.”   Sevgi ve saygılarla…   Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi