Eğitim Sen: MEB kapılarını dini vakıflara açmaktan vazgeçmeli 2022-01-21 16:20:11     ANKARA - Eğitim Sen’in, eğitim-öğretimin ilk yarıyılına ilişkin raporunu açıklayan Genel Başkan Nejla Kurul, özel okulların sayısında yüzde 20 oranında artış olduğuna dikkat çekerek, “MEB kimi zaman çeşitli protokoller, kimi zaman da fiili olarak okul kapılarını hem özel sektöre, hem de dini vakıf ve derneklere açmaktan derhal vazgeçmelidir” çağrısı yaptı.   Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) “2021-2022 Eğitim Öğretim Yılı 1’inci Yarıyılında Eğitimin Durumu” raporunu, sendika genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında açıkladı. Basın toplantısında konuşan Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, eğitim sisteminin toplumsal cinsiyet eşitliğinden uzak olduğunu kaydederken, giderek dinsel içerik kazanan egemen ideolojinin yoğun baskısı ve denetimi altında olduğunu belirtti.   ‘Cinsiyet rolleri çocuklara aktarılmaya çalışılmakta’   Toplumsal yaşamdaki cinsiyetçi uygulamaların en yoğun görüldüğü alanın başında eğitim ve okulların olduğunu hatırlatan Nejla, “Geleneksel cinsiyet rolleri aile, okul, hukuk, ahlak, din ve medya tarafından sistemli bir şekilde çocuklara ve topluma aktarılmaya çalışılmaktadır. Ülkedeki etnik, dilsel, kültürel çeşitlilik ve inanç çeşitliliği, eğitim programlarında ve ders kitaplarında neredeyse hiç yansıtılmamaktadır. Eğitim sisteminde ve toplumsal yaşamda benimsenen tekçi anlayış, farklı inanç, kimlik ve mezhepleri yok saymayı, onları ve taleplerini görmezden gelmeyi ısrarla sürdürmektedir” şeklinde konuştu.   ‘Güvenceli istihdam sağlanmalı’   Öğrencilerin kalabalık sınıflarda öğrenim gördüğünü vurgulayan Nejla, öğrenci ve veliler tarafından ders sürelerinin 30 dakikaya indirilmesi talepleri olduğunu ancak Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) bu talepleri görmezden geldiğini ifade etti. MEB’in yıllardır kadrolu yardımcı personel alımı yapmadığını kaydeden Nejla, “Kamu hizmetlerinin sürekliliği, düzenliliği ve halka daha nitelikli olarak sunulması için eğitimde her türlü güvencesiz istihdam uygulamasından derhal vazgeçilmeli, herkese kadrolu ve güvenceli istihdam sağlanmalıdır” dedi. Öğrencilerin en doğal talepleri olan sağlıklı ve güvenilir ortamda eğitim almaları gerektiğine dikkat çeken Nejla, “Eğitim emekçilerinin sağlıklı koşullarda çalışması için gerekli olan tüm tedbirlerin eksiksiz alınması talebimiz, 2021-2022 eğitim öğretim yılının ikinci yarısı açısından da geçerliliğini sürdürmektedir” dedi.   ‘Çocuk hakları kağıt üzerinde kaldı’   Türkiye'de eğitim ve sağlık sisteminden kadın politikalarına kadar hiçbir alanda çocukların yararının görülmediğinin altını çizen Nejla, kreşleri kapatan, kadınları ev içine hapseden ekonomik ve sosyal adımların çocukları etkilediğini, çocuklara yönelik şiddet ve istismarın önünün açıldığını belirtti. Eğitim sisteminde çocuklara yönelik etnik köken, dil ve inanç ayrımcılığı uygulamaları olduğunu kaydeden Nejla, “Farklı kimliklere sahip çocuklara, özellikle Suriyeli çocuklara yönelik ayrımcı uygulamaların artmış olması düşündürücüdür. Türkiye'de çocuk haklarına yönelik olarak ortaya çıkan karanlık tablo, çocuk haklarının ülkemizde sadece kâğıt üzerinde kaldığını göstermektedir. Eğitim ve yaşam hakkı başta olmak üzere, Türkiye'de çocukların en temel haklarının tehdit altında olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir” uyarısında bulundu.   ‘MEB bütçesi 0,73’e geriledi’   2022 MEB bütçesinin 189 milyar 11 milyon TL, yükseköğretim bütçesinin ise 57 milyar 740 milyon TL olarak belirlenmesine işaret eden Nejla, şöyle devam etti: "Eğitim bütçesinin her yıl oransal olarak arttığı söylense de MEB bütçesinin milli gelire oranı yüzde 2,6’dan yüzde 2,4’e, yükseköğretim bütçesinin milli gelire oranı ise yüzde 0,8’den, yüzde 0,73’e gerilemiştir. Eğitim bütçesine ilişkin sayısal veriler, her yıl bütçe döneminde en çok payı eğitime ayırdıklarını iddia edenleri açıkça yalanlamaktadır. 2002-2022 yılları itibariyle MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan payın gelişim seyri, her fırsatta ‘Bütçeden aslan payını eğitime ayırdık’ diyenlerin halkı nasıl yanılttıklarını açıkça göstermektedir.”    Öğretmen ihtiyacı   MEB verilerine göre öğrenci sayısı 30’dan fazla olan şube oranının 2021 itibariyle ilkokullarda yüzde 25,4, ortaokullarda ise yüzde 25,4 olduğunu söyleyen Nejla, “Din Öğretimi Genel Müdürlüğü bünyesindeki imam hatip ortaokullarında 30'dan fazla öğrenci olan şube oranı sadece 14,8’dir. Bu veriler, eğitim yatırımlarının eşitsiz ve ayrımcılık yaratacak şekilde imam hatip okulları lehine kullanıldığını ortaya koymaktadır. MEB verilerine göre, genel ortaöğretimde öğrenci sayısı 30’dan fazla olan şube oranı yüzde 62,8 gibi yüksek bir oranda iken, imam hatip liselerinde öğrenci sayısı 30’dan fazla olan şube oranının yüzde 14,5 olması, okul türleri arasında devlet eliyle ayrımcılık yapıldığını göstermektedir. Özellikle salgın koşullarında genel ortaöğretimde ciddi biçimde derslik ve öğretmen ihtiyacı bulunmaktadır ve bunun için yeterli bütçe ayrılmamıştır” vurgusu yaptı.   ‘İşverenlerin yükü ülke hazinesinin sırtına yıkıldı’   Dönemin başında Türkiye'nin çeşitli illerindeki öğrenciler ve ailelerinin afiş ve ilanlarla mesleki eğitim merkezlerine yönlendirilmeye başlandığını dile getiren Nejla, devamla “Bu programa göre öğrenciler ‘staj’ adı altında 4 gün işyerlerinde çalıştırılırken, sadece 1 gün okulda ders görecektir. Öğrencilerin sigorta primleri çalıştırıldıkları işletmeler tarafından değil, devlet tarafından ödenecek. Ayrıca yürürlüğe girecek olan yeni yasaya göre, staj ücretinin tamamı da devlet tarafından ödenirken, işverenlerin yükümlülükleri bir kez daha ülke hazinesinin sırtına yıkılacaktır” dedi.   Devletin zorunlu eğitim kapsamındaki çocukları “beceri eğitimi” adı altında işverene ucuz işgücü olarak sunmasını kabul etmediklerinin altını çizen Nejla, “çocuk işçiliğinin devlet eliyle meşrulaştırılması anlamı taşıyan bu uygulamadan derhal vazgeçilmesi” çağrısında bulundu.   ‘Özel okullar yüzde 20’yi aştı’   Nejla, eğitimde 4+4+4 uygulamasının başlamasından bu yana devlete ait ilkokul sayısının 5 bin 650 azalmasına işaret ederken, aynı dönemde devlet okullarına giden öğrenci sayısındaki azalışın ilkokulda 367 bin 450, ortaokulda ise 189 bin 723 olduğuna değindi. Türkiye'de 2021-2022 eğitim öğretim yılı sonu itibariyle 14 bin özel öğretim kurumu (okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lise) bulunduğunu belirten Nejla, “2002-2003 eğitim öğretim yılında özel öğretimin oranı yüzde 1,9 iken, bu oran 2021-2022 eğitim öğretim yılı itibariyle dört kattan fazla artarak yüzde 8 olmuştur. Özel okulların devlet okullarına oranı ise günümüz itibariyle yüzde 20’yi aşmış durumdadır” dedi.   TÜİK verilerine göre, devletin eğitim harcamalarının milli gelir içindeki payının 2019 yılında yüzde 4,4 iken, 2020’de yüzde 4’e gerilediğini kaydeden Nejla, 2011 yılında hane halkının yaptığı eğitim harcamaları toplamının 13 milyar 782 milyon TL, 2020 sonu itibariyle ise bu rakamın yaklaşık dört kat artışla 54 milyar 754 milyon TL olduğunu vurguladı.   ‘Öğrenicilerin dini içerikli dersleri seçmeleri yönünde zorlanıyor’   Çeşitli cemaatlere bağlı okullar, yurtlar, kreşler ve Kuran kurslarının açılması, okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocukların toplu olarak camiye götürülmesi gibi uygulamaların bu dönemde de devam ettiğini kaydeden Nejla, çok sayıda okulda yöneticilerin öğrencileri dini içerikli dersleri seçmeleri yönünde zorlamaya çalıştıklarını aktardı. “MEB kimi zaman çeşitli protokoller, kimi zaman da fiili olarak okul kapılarını hem özel sektöre, hem de dini vakıf ve derneklere açmaktan derhal vazgeçmelidir” diyen Nejla, eğitim alanının dini vakıf ve derneklerin temel faaliyet alanı haline getirilmesine son verilmesi, eğitimin laik, bilimsel ve kamusal niteliğinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.   Öğretmen meslek kanunu   Raporda öğretmenlik meslek kanununa da değinen Nejla, “Mevcut teklifte sözleşmeli kadrolu ayrımı kalkmadığı gibi, sözleşmeli öğretmenlere sadece ‘sağlık ve can güvenliği’ durumunda tayin hakkı tanınmış, eşi özel sektörde çalışan sözleşmeli öğretmenlere tayin hakkı verilmemiştir. Siyasi iktidar eğer bir meslek kanunu yapmakta samimi ise yapması gereken tek şey, öğretmenlik mesleği açısından uluslararası düzeyde kabul gören en önemli belge olan ‘Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı’na uygun bir düzenleme yapmaktır” ifadelerini kullandı.   ‘104 bin 643 ret’   60’ı aşkın KHK’linin yaşadıkları hak ihlalleri sonucu intihar ettiğini hatırlatan Nejla, “685 sayılı KHK ile 23 Ocak 2017 tarihinde kurulan OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu, 30 Aralık 2021 tarihinde yaptığı son açıklamaya göre, 126 bin 783 başvurunun 16 bin 60’ına ‘kabul’, 104 bin 643’üne ise ‘ret’ kararı vermiştir. Komisyonun sonucunu açıklamadığı toplam 6 bin 80 başvuru bulunmaktadır. Kuşkusuz OHAL Komisyonu’nun kendisini mahkemelerin yerine koyarak karar vermesi hukuksuzdur ve bu şekilde verilen kararların kabul edilmesi mümkün değildir” dedi.   ‘Mücadelemizi kesintisiz sürdüreceğiz’   Nejla, raporun sonucunda şunları aktardı: “Eğitim sisteminde yaşanan sorunların ülkedeki ekonomik, toplumsal ve siyasal alanda yaşanan gelişmelerden ayrı ve bağımsız olmadığı açıktır. Eğitim Sen, her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, okul öncesinden üniversiteye kadar bilimin ve laikliğin değil milliyetçiliğin, ayrımcılığın ve inanç sömürüsünün referans alındığı bir eğitim sistemine karşı kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı için mücadelesini kesintisiz sürdürmeye kararlıdır.”