HDP Kapatma davasında: ‘İmralı Görüşme Notları’ da delil olarak yer aldı 2022-01-22 12:56:38   Dilan Babat   ANKARA - HDP’nin Kapatma Davasına ilişkin AYM’ye sunduğu ön savunmasında, eski Yargıtay üyesi ve mevcut AYM üyesi İrfan Fidan’ın 14 HDP’li siyasetçi hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyasında imzası olduğu için davadan çekilmesi gerektiği belirtildi. Ayrıca PKK Lideri Abdullah Öcalan ile devlet dahilinde gerçekleşen, görüşmelerin notlarının da delil olarak sunulmasının hukuki aykırılığına dikkat çekildi.   Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hukuk Komisyonu, parti hakkında açılan kapatma davasına ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) ön savunma yaptı. Savunmada, hukuki tartışmaların yanı sıra HDP’nin kuruluş amacı, tüzüğü, siyasi partilerin karşı karşıya kaldığı baskılar, daha önce kapatılan siyasi partiler ve kapatmalara karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen ihlal kararları karşılaştırmalı olarak örneklendirildi.    Yargıtay’ın uyarı yükümlülüğünde zaman aşımı   Savunmanın giriş kısmında “HDP’nin neden kapatılmaması gerektiği”ne dikkat çekildi. Yine giriş kısmında, “Ön meseleler ve usule ilişkin itirazlar” başlığı altında hazırlanan iddianameye ilişkin itirazlar yer aldı. Usule uygun biçimde gerçekleşmiş herhangi bir uyarı yapılmaksızın doğrudan kapatma davası açılmasının siyasi partiler yasasının 102’nci maddesine aykırı olduğu belirtilen savunmada, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın söz konusu organ, merci veya kurulun “işten el çektirilmesini” yazı ile partiden istediği kaydedildi. Savunmada, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bugüne değin hapis cezası kesinleşen HDP’li üye veya yöneticilerin üyelikten çıkarılması, parti görevlerine son verilmesinin istendiğine dikkat çekilerek tüm bunların parti tarafından yerine getirildiği belirtildi. Bu hususlara ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP’nin herhangi bir organı, merci veya kurulunun işten el çektirmesi nedeniyle talepte bulunmadığı ifade edildi.   HDP kurulmadan önceki eylemler kapatma konusu   Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 2820 sayılı Yasanın 102’nci maddesi uyarınca yerine getirmesi gereken pozitif yükümlülüğünü (uyarı yükümlülüğü) yerine getirmediği belirtilen savunmada, buna rağmen HDP hakkında kapatma davası açtığı ifade edildi. Savunmada, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın herhangi bir uyarı yapmadan, HDP hakkındaki suçlamaları biriktirerek kapatma davası açmasının HDP’ye dönük “tuzak kurulması” anlamına geldiği vurgulandı. HDP’ye yönelik suçlamaların iddialardan ibaret olduğuna dikkat çekilen savunmada, “Yasanın anılan hükmünün mefhumu muhalifinden, Anayasanın 68. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan hükümlere aykırı olarak işlendiği iddia edilen fiilin gerçekleştiği tarihten başlayarak iki yıldan daha uzun bir süre geçmiş ise partiden söz konusu organ, mercii veya kurulun işten el çektirilmesinin istenemeyeceği anlaşılmaktadır. Yasanın anılan hükmü ile iki yıllık sürenin zamanaşımı olarak düzenlendiğinin kabulü gerekir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı HDP’ye tuzak kurmakla yetinmemiş, iki yıllık zamanaşımı süresi geçtiği için esasen kapatma davasına konu olamayacak iddia/suçlamaları da HDP hakkındaki kapatma davasının gerekçeleri arasında saymıştır. Hatta Başsavcılık bırakınız iki yıllık zamanaşımı süresini, HDP kurulmadan önce işlendiği iddia edilen fiillere dayalı suçlamaları dahi kapatma davasının gerekçeleri olarak göstermiştir” denildi.    AİHM ve AİHS kararları   Savunmada, AİHM’in Halkın Emek Partisi’nin (HEP) “Kürt halkının kendi haklarını tayin etme kararı var” şeklindeki söyleminin “demokrasinin temel ilkelerine aykırı olmadığı” yönündeki kararı hatırlatıldı. Kürt sorununa barışçıl bir çözüm için federatif devlet sistemi önerisinin parti kapatılmasına gerekçe yapılmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) tarafından “ihlal” olduğuna hükmedildiği belirtilen savunmada, “Mahkemenin, HEP’in demokratik prensiplere dayanan bu taleplerinin devlet politikalarının ana hatları veya halkın çoğunluğunun görüşlerine ters olsa dahi demokrasinin uygun bir şekilde işlemesi için siyasi partilerin bu tür talepleri savunabilmeleri gerektiğini belirtmiştir” denildi. Savunmada ayrıca AİHM’in Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR) kararına da yer verildi.   ‘Terör’ kavramının belirsizliği    Savunmada, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede yer verilen soruşturma ve kovuşturmalara dayanak yapılan suçlamalara da yer verildi. Buna göre, 451 kişiye 28 ayrı suç tipinden bin 121 suçlama yöneltildiği, bu suçlamalardan 508’inin 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 6 ve 7. maddelerinin ikinci fıkraları, 254’ünün 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 314. maddesinin ikinci fıkrası, 40’ının 220. maddesinin altı ve yedinci fıkraları, 12’sinin 314. maddesinin birinci fıkrası kapsamında olduğu belirtildi. Toplam bin 121 suçlamadan 813’ünün dayandığı yasa maddelerinin anlatıldığı savunmada, AİHM’in “terör” kavramına yönelik kararlarına yer verildi. “Terör” kavramının geniş olduğu ve iddianamede belirsiz olduğu kaydedilen savunmada, “Örgüt üyeliği” davalarından yargılananların  verileri de paylaşıldı.   ‘Örgüt üyeliği’ iddiasıyla hakkında soruşturma açılanlar   Savunmada, HDP’nin kuruluşundan bu yana üye veya yöneticileri hakkında başlatılan soruşturmalara yer verildi. Bu kapsamda Adalet Bakanlığı’nın verilerine yer verilen savunmada, bu rakamın 2013 yılında 8 bin 110’dan, 2017 yılında 136 bin 795’e yükseldiği ifade edildi. savunmada, 2018 yılında ise ayrıştırılmış veri yayınlanmadığı, bunun yerine TCK 309-316. maddelerini kapsayan “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar”ın toplu olarak paylaşıldığı vurgulandı. Buna göre 456 bin 275 kişi hakkında soruşturma başlatıldığı, bu kişilerden 90 bin 197’sine kamu davası açıldığı, 149 bin 680 kişi hakkında da kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği bilgisi yer aldı. 2019 yılında ise 316 bin 161 kişi hakkında soruşturma başlatıldığı, bu kişilerden 57 bin 196 kişiye dava açıldığı kaydedildi.   HDP’nin şiddetle bağı bulunamadı   Madde içerisinde boşluk ve belirsizlik olduğu ve her gün çok fazla sayıda yurttaşın şiddetten uzak politik eylem ve beyanları gerekçe gösterilerek “örgüt üyeliği” iddiasıyla suçlandığına dikkat çekilen savunmada, AİHM’in Selahattin Demirtaş kararı örnek gösterildi. HDP’nin şiddetle bağını ortaya koyan tek bir olayın bulunmadığı ifade edilen savunmada, pek çok HDP üyesinin örgüt üyesi olmakla suçlandığı ve HDP’ye karşı kapatma davasının bu sebeple açıldığı ifade edildi.   Ülkenin birlik ve bütünlüğü   Yine hazırlanan iddianame kapsamında HDP’nin “ülkenin bölünmez bütünlüğü” maddesini nasıl ihlal ettiğine dair ya da hangi faaliyet ve söylemlerinin bu ihlallerine yol açtığına ilişkin bir açıklama bulunmadığı kaydedilen savunmada, “Başsavcılık muhtemelen HDP’nin tüzük ve programında yer alan ifadeler ile parti yönetici ve üyelerinin Kürtlerin varlığına, hak taleplerine ilişkin açıklamalarının madde 81’deki yasağı ihlali ettiğini düşünmektedir. Buna göre, ‘gelinen noktada farklılıkları öne çıkartarak ayrıştırma, azınlık yaratma vb. yöntemlerle bölme, yönetme görevini her daim üstlenen’ örgütler var olmuştur ve bunlardan biri de PKK/KCK’dir, denilmektedir. Görüldüğü üzere iddianın muhatabı HDP değil PKK/KCK’dir. Başsavcılıkça kastedilen HDP yönetici ve üyelerinin Kürtlerin varlığı ve haklarına ilişkin açıklamaları ise hemen belirtmeliyiz ki HDP, uluslararası hukukta kabul görmüş tüm azınlık haklarına saygılı yaklaşma ve eksiksiz uygulanmasından yana olmakla birlikte Kürtleri ‘azınlık statüsünde’ bir topluluk olarak değil, Türkiye’nin kurucu unsuru halklardan biri olarak değerlendirmektedir” diye belirtildi.    Savcı İrfan Fidan’ın davadan çekilmesi   Eski Yargıtay üyesi ve mevcut AYM üyesi Savcı İrfan Fidan’a da yer verilen savunmada, İrfan Fidan’ın savcı ve başsavcı olduğu dönemlerde yürüttüğü soruşturmalarda aynı zamanda kapatma davasının gerekçeleri arasında yer aldığından, Savcı İrfan Fidan’ın, tarafsızlık ilkesi gereği hakimlikten çıkarılması gerektiğine dikkat çekildi. İrfan Fidan’ın HDP’lilere dönük (isim isim verilerek) baktığı soruşturma ve kovuşturma dosyaları da savunmada yer edindi. İrfan Fidan’ın kapatma davası görevinden çıkarılmasına karşı ise, “Mahkemeniz üyesi İrfan Fidan’ın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve vekilliği görevlerini yürüttüğü dönemde, iddianamede adı geçen ve aşağıda belirttiğimiz, HDP üye ve yöneticilerinin soruşturma ve kovuşturmaları devam ederken görev yapmış olması sebebiyle, görülmekte olan davada yargıç olarak görev alması uluslararası sözleşmelere, ulusal mevzuata ve yüksek mahkeme kararlarına aykırılık teşkil etmektedir” denildi.   Masumiyet Karinesi   Siyasi yasak istenen 451 siyasetçiye de yer verilen savunmada, birçok milletvekilinin fezleke sayıları da belirtildi. Siyasi yasak istenenlerin devam eden soruşturmalara karşı AYM’nin gelecekte “hak ihlali” kararı ile birlikte ihlalin ortadan kaldırılması için dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesi kararlarının verilmesinin de mümkün olacağına işaret edildi. Savunmada, “Dolayısıyla kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı olmadan 451 siyasetçi hakkında siyaset yasağı ve Türkiye’nin üçüncü büyük partisinin kapatılmasının istenmesi bir bütün olarak hem hakkında siyasi yasak kararı verilmesi istenen kişiler açısından hem de kapatılması istenen parti açısından ‘masumiyet karinesi’ ilkesinin de ihlali anlamına gelecektir” ifadelerine yer verilerek, Yargıtay önünde yargılanması devam eden dosyalar ve soruşturmalar üzerinde de bir etkisi oluşabileceği kaydedildi.   HDP’nin rolü   Demokrasilerde siyasi partilerin ve HDP’nin rolüne de dikkat çekilen savunmada, Cumhuriyet tarihinden bu yana kapatılan parti örnekleri ve ihlal kararları da savunmada yerini aldı. HDP’nin tüzüğü, amaç, ilke ve programının evrensel hukuka uygun olduğu belirtilen savunmada, HDP’nin  iç tüzüğünün içeriği de belirtildi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının da HDP’nin tüzüğünü ve programını Anayasa ve Siyasi partiler yasağına aykırı bulmadığını, buna ilişkin bir beyan bulunmadığı, yine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının HDP’nin yetkili karar organları Genel Kurul, MYK, PM’de alınan kararları aykırı bulmadığı kaydedilirken, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, HDP’nin Eş Genel Başkanları ile milletvekilleri veya parti yöneticilerinin bazı açıklamalarının Anayasa ve Siyasi Partiler Yasasına aykırı olduğunu, çok sayıda soruşturma ve kovuşturma olduğu ve bu gerekçeyle partinin kapatılmasına karar verilmesi gerektiği yönünde iddia ve taleplerinin olduğu belirtildi. Savunmada bu iddiaların her birine yeri geldikçe yanıt verileceği ifade edildi.   PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Kürt sorununa dönük arayışları   HDP’nin hangi ihtiyaçlar temelinde doğduğu ve Kürt sorununa dönük yaklaşımlarına da yer verilen savunmada,  HDP’nin kapatılması HDP’ye destek veren milyonlarca seçmen iradesinin de yok sayılacağı anlamına geldiği belirtildi. Savunmada, HDP’nin kurulduğu 12 Ekim 2012 tarihinden bu yana aldığı oy oranlarına da yer verildi. Yine HDP’nin uluslararası demokratik hareketlerdeki yeri ve rolü de savunmada belirtildi. Türkiye’de Kürt sorunu, tarihsel boyutu ve rolüne de ayrıntılı bir şekilde yer verilen savunmada, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 1993’ten 2013 tarihine kadar “Kürt sorununda barışçıl çözüm” arayışları da anlatıldı. Türkiye’nin tarafı olduğu ilgili tüm uluslararası sözleşmeler ve Venedik Komisyon raporları ile AİHM’in Türkiye’de siyasi partilerinin kapatılmasıyla ilgili kararların da yer aldığı savunmada, “HDP’nin Kürt sorunu gibi son derecede önemli bir siyasal sorunun çözümündeki özel rolü de görülmeli, Türkiye’nin demokrasi standartlarını oldukça geriye çekecek olan parti kapatma uygulamaları artık geride bırakılmalıdır” denildi.   Kapatma davasının arka planı   Kapatma davasının siyasi arka planı ve iddianamenin hazırlık sürecinin de ayrıntılı şekilde anlatıldığı savunmada, HDP’nin iktidar bloğu tarafından düşmanlaştırıcı söylemlerinden kaynaklı uğradığı saldırılara da yer verildi. Tarih tarih yaşanılan saldırıların yer aldığı savunmada, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının söylemleri, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin tehditlerinin HDP’ye dönük saldırıların artmasının nedeni olduğu belirtildi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığın HDP’ye dönük açıklamaları ve Devlet Bahçeli’nin talimatlarının ayrıntılı bir şekilde verildiği savunmada, “Dolayısıyla bugüne kadar HDP listelerinden seçilerek TBMM’de görev almış neredeyse bütün milletvekilleri (123 milletvekili) ile MYK üyeleri için siyasi yasak isteyen bu iddianame, kanımızca bir hukuksal gereklilik olarak değil siyasi saiklerle hazırlanmıştır” diye belirtildi.   HDP’den önce işlenen filler kapatılmaya gerekçe   İddianamede HDP’li olmayanların söylemlerine de yer verilmesine karşı savunmada şu cevap verildi: “İddianamede, siyasi yasak istenen kişiler ile siyasi yasak istenmemekle birlikte eylemleriyle partinin odak olmasında rolü olduğu iddia edilen kişilerin, bırakınız HDP üyesi veya yöneticisi olmayı, HDP’nin kurulduğu 12 Ekim 2012 tarihinden önce işledikleri iddia edilen filler dahi partinin kapatılma gerekçesi olarak Yüksek Mahkeme’nin takdirine sunulmuştur. İddianamede siyasi yasak istenen 451 kişi dışında, ayrıca siyasi yasak istenmeyen ancak eylemlerinin Anayasanın 68. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında olduğu belirtilen 69 kişi hakkındaki suçlamalara da (soruşturmalara, kovuşturmalara ve kovuşturma sonucunda kurulmuş mahkûmiyet kararlarına) genişçe ve ayrıntılı bir biçimde yer verilmiştir. Bu suçlamaların tamamı HDP’nin kurulmasından öncesine veya bu kişilerin HDP üyesi olmasından öncesine aittir.”   İmralı ‘Görüşme Notları’ delil olarak gösterildi   Devlet dahilinde İmralı’da PKK Lideri Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerin kapatma gerekçesi yapılmasının evrensel hukuk ilkelerine aykırılık teşkil edildiği ifade edilen savunmada, İmralı adasında yapılan görüşmelere ait olduğu iddia edilen belgelerin delil niteliği olmadığı kaydedildi. “Görüşme Notlarının” delil olarak gösterildiği iddianamede, hangilerinin Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla hangilerinin HDP’nin İmralı heyetiyle yaptığı konusunda da ciddi bir karışıklık olduğu kaydedilen savunmada, “ 2013-2015 yılları arasında Çözüm Süreci kapsamında İmralı’da Öcalan ile HDP milletvekili heyeti devlet yetkililerinin de katılımıyla bir dizi görüşme gerçekleştirdiler. Bu görüşmelerin resmi tutanakları da iddianamede yer almamakta, bu süreç üzerine yayımlanan bir kitaba atıf yapılmakla yetinilmektedir. Asıl önemli olan ise devlet yetkililerinin de dahil olduğu, konuşmalar yaptığı ve Kürt sorununun çözümüne dönük kapsamlı değerlendirmelerin yapıldığı görüşmelerin Başsavcılık iddianamesinde HDP’ye karşı suçlama konusuna dönüştürülmesinin etik ve hukuk dışı olduğu gerçeğidir” ifadelerine yer verildi.   Davanın reddi   Savunmada, AİHM’in DTP dönemindeki çözüm sürecine ilişkin verdiği ihlal kararları, itirafçıların söylemlerinin delil sayılıp sayılmayacağı da ayrıntılı bir şekilde yer aldı. Savunmanın son değerlendirme kısmında ise HDP’nin tüzük ve programında demokratik olmayan yöntemleri esas alan veya öven tek bir ibare olmadığı belirtildi. HDP’nin bütün sorunların diyalogla çözülmesini savunduğu, tersine şiddet ve nefret söylemlerinden en fazla etkilenen parti olduğu ifade edilen savunmada, “Başsavcılığın iddianamesinde HDP aleyhine kurumsal olarak somut hiçbir delil gösterilmemekte, Anayasa ve 2820 sayılı Yasanın ilgili maddelerinin HDP tarafından nasıl ihlal edildiğine ilişkin olarak neden sonuç ilişkisi içinde gerekçeli bir açıklama yapılmamaktadır. HDP’nin kapatılması ya da farklı bir yaptırıma maruz bırakılması acil bir sosyal ihtiyaca dayanmadığı gibi demokratik bir toplumda gerekli, zorunlu ve orantılı bir tedbir olmayacaktır. Eğer Yüksek mahkeme bu iddianameye dayanarak HDP’yi kapatmaya karar verirse bunun, Türkiye’nin AİHM’den ve uluslararası hukuktan doğan sorumluluklarına aykırı olacağı, aynı zamanda ön savunma metnimizin tamamında anlattığımız gerekçelerle Sözleşmenin 6, 10, 11, 14, 18 ile Ek 3 Nolu Protokolünün 1. maddelerinin ve sayılan hakları Anayasada koruma altına alan tüm Anayasal hükümlerin ihlalini oluşturacağı aşikârdır. Tüm bu nedenlerle davanın derhal ret edilmesi gerekmektedir” ifadelerine yer verildi.