Eren Keskin: Yöntemler değişse de devlet aklı aynı 2022-02-06 16:11:48     URFA - Urfa’da sempozyumda konuşan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, “İşkenceciler yargılanmıyor bu coğrafyada. Biz bu konuda 90'larda da çok sorunlar yaşadık. Devlet aklı hep aynı kalıyor ama yöntemler değişiyor” dedi.    Urfa Emek ve Demokrasi Platformu’nun “İnsan Hakları” başlığıyla düzenlendiği sempozyum ikinci gününde devam etti. Urfa Barosu Tahir Elçi Konferans Salonu’ndaki sempozyuma, Platform bileşenlerinin yanı sıra Urfa Adliyesi önünde adalet mücadelesini sürdüren Ferit Şenyaşar ve Emine Şenyaşar ile çok sayıda kişi de katıldı. "İşkence ve kötü muamele, cezasızlık, özgürlük ve güvenlik hakkı" başlıklı 5'inci ve son oturumun moderatörlüğünü avukat Serdil İzol yaptı. Urfa'da yaşanan Halfeti işkencesi ve Suruç Katliamı dosyasına değinen Serdil, mevcut dosyalarda kamu görevlileri hakkında herhangi bir işlem yapılmadığını aktardı.   Deniz Poyraz Davası   "İşkence ve kötü muamele" başlıklı oturuma konuşmacı olarak katılan İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı avukat Eren Keskin, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Örgütü’ne 17 Haziran 2021’de Onur Gencer tarafından gerçekleştirilen saldırıda katledilen Deniz Poyraz davasına dikkat çekti. Failin duruşmalardaki rahat tavrı ve ırkçı söylemlerini hatırlatan Eren, "Bu örgütlü bir cinayet, dosyada bu durum çok açık. Bizler nerelerden kaynaklandığını çok iyi biliyoruz. Ama bu katili sadece bir gün gözaltında tutan devlet, yani arkasındaki örgütsel bağlantıyı araştırmayan devletin yargısı, bizim insan hakları savunucusu arkadaşımızı (Ferhat Berkpınar) günlerdir gözaltında tutuyor" diyerek Diyarbakır'da İHD binasına yapılan baskına işaret etti.   ‘Cinsel işkence bir savaş suçu olarak kullanılmaya devam ediyor’   İşkence ve kötü muamelenin sadece bugünün konusu olmadığını belirten Eren, bölgede gerçekleşen 1915 ve 1938 soykırımlarının konuşulmasının hala yasak olduğunu dile getirdi. Eren, 90’larda cinsel işkence dışında tüm işkence yöntemlerinin konuşulduğunu söylerken, “Cinsel işkence, 90'ların sonlarında özellikle Kürt kadınların konuşmasından sonra duyuldu. Kürdistan'da bir çatışma süreci vardı ve tüm savaşlarda olduğu gibi bölgede yaşanan savaşta da cinsel işkence bir savaş aracı olarak kullanıldı ve bence halen de kullanılmaya devam ediyor" dedi.    ‘Sadece ATK raporları delil kabul ediliyor’   Cinsel işkencenin belgelenmesi sorunu olduğunu kaydeden Eren, yasal olarak bir zorunluluğun olmamasına rağmen belgelemede savcılık ve mahkemelerin sadece Adli Tıp raporlarını delil olarak kabul ettiğinin altını çizdi. Adli Tıp’ın ise tamamen siyasal iradeye bağımlı bir kuruluş olduğunu vurgulayan Eren, “Oysaki AİHM'in çok önemli bir kararı var. Mardin'de gözaltında tecavüze maruz kalan Şükran Aydın davasında Türkiye mahkum edilirken, mahkumiyet gerekçelerinden biri de bağımsız bir hekimden rapor almamış olmaktı. Bağımsız hekim raporlarının ne kadar önemli olduğu AİHM kararı ile belgelendi. Buna rağmen Türk yargısı yan delil ya da ana delil olarak sunsanız da bunu kabul etmiyor. Bu konuda Adli Tıp, çok kötü raporlar veriyor. Bu konuda büyük sorunlar yaşıyoruz" ifadelerini kullandı.   ‘Uygulamada eskisinden fark yok’   Kadın hareketinin büyük emekleriyle Türk Ceza Kanunu'nda 2005 yılında önemli değişikliklerin yapıldığını belirten Eren, “Cinsel saldırı suçu yasada düzenlendi. Cinsel taciz suç oldu. Bekaret kontrolü kurallara bağlandı. Bunlar hep kadın mücadelesinin önemli kazanımları ama uygulamada ne oluyor derseniz; uygulamada eski ile arasında bir fark görünmüyor" dedi.    Garibe Gezer   Eren, Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi'nde 9 Aralık 2021’de şüpheli şekilde yaşamını yitiren Garibe Gezer'in yaşadıklarına dikkat çekerken, Kayseri Bünyan Cezaevi’nden Kandıra Cezaevi’ne sevk edilirken yaşadıkları nedeniyle Garibe’yi ziyaret ettiklerini söyledi. Bu ziyarette kendisine yönelik cinsel işkenceden haberdar olduklarını ifade eden Eren, Garibe'nin ölümünden sonra görüntülerin ortaya çıktığını ve yerlerde sürüklendiği fotoğrafların olduğunu belirtti.   ‘Garibe izolasyon içinde izolasyon yaşadı’   Garibe’nin izolasyon içinde izolasyon yaşadığını dile getiren Eren, Garibe’ye dair şunları anlattı: "Süngerli oda adı verilen bir odaya götürülüp kadın gardiyanlar tarafından cinsel saldırıya uğradı.  90'larda da kadın gardiyanların cinsel saldırılarına uğrayanlar oldu. Orada vajinal bölgeye parmak sokulması neticesinde cinsel saldırıya maruz kaldı Garibe. 'Lütfen sesimi duyurun. Cezaevlerinde böyle şeyler yapılıyor, bu tür işkenceler var’  dedi. İnsan hakları savunucuları olarak bizde bunu gündem yaptık. 'Bana ruhsal bir sıkıntın mı var diye sormayın. Ben bunu bir eylem olarak yaptım. Başka yol yoktu' dedi. Garibe yaşadıklarını böyle anlattı. Çünkü insanları cezaevinde o noktaya getiriyorlar. Suç duyurusunda bulunduk. Maalesef ki 10 Aralık günü Gezer'in ölüm haberini aldık. Şüpheli bir ölüm. Garibe'nin o gün hala şiddete uğradığı, olaydan sonra seslerin geldiğini yan koğuştaki arkadaşları söyledi. Hayattayken yaşadığı işkenceyle ilgili ifadesini aylarca almaya tenezzül etmeyen savcı, ölümünden 15 gün sonra takipsizlik kararı verdi.  Devlet politikası bu. Yapan da suçlu, sorgulamayan da suçlu. Dava açılsa bile beraat kararı veren de suçlu. İşkenceciler yargılanmıyor bu coğrafyada. Biz bu konuda 90'larda da çok sorunlar yaşadık. Devlet aklı hep aynı kalıyor ama yöntemler değişiyor. Kendiniz bir olayla suç duyurusu yapmaya gittiğinizde siz suçlanıyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi iç hukukunu bırakın uluslararası hukuku da ihlal ediyor."   ‘İşkence talimatı veriliyor’   İçişleri Bakanı’nın söylemlerine de değinen Eren, “işkence emirlerine” işaret etti. Eren, "Biz neyi konuşuyoruz ki İçişleri Bakanı ‘Yakalarsanız lime lime edin talimatı verdim’ diyor.  Bütün kamuoyu önünde, televizyonlarda işkence yapın emri veriyor. İçişleri Bakanı, siz yapın hukuk arkadan geliyor diyor. Yani biz neyi konuşuyoruz. İç hukukun da, uluslararası hukukun da yok sayıldığı, AİHM kararlarını yok sayan bir anlayışı konuşuyoruz ama ben bu coğrafyada yüzde 15 biat etmeyen bir kitlenin varlığına inanıyorum. İşte o biat etmeyen kitle bugüne kadar her türlü baskıya rağmen ayakta kaldı. Ne arkadaşlarımızı kaybettik, hepimiz cezaevlerine gittik ama mücadelemiz devam ediyor. İşte bu yüzde 15 sayesinde umudumuzu korumak zorundayız. Kendi adıma koruyorum" dedi.    ‘Talimatla dava açıldı, biz suçlandık’   Ardından söz alan Ferit Şenyaşar, "Hayatımı anlatsam roman olur" sözünün bugün gerçekleştiğini belirtti. 14 Haziran 2018 tarihinde işyerlerinde saldırı, devlet hastanesinde ise katliama maruz kaldıklarını anımsatan Ferit, hastane katliamından birçok kesimin haberinin olmadığını söyledi. Ferit, "Dava hukuka aykırı bir şekilde iki ayrı dosya olarak açıldı. Siyasi talimatlarla açılan işyerindeki davada biz suçlu gösterildik. İşyerinde yaptığımız bütün eylemler kamera kayıtlarındadır. Bizim işyerinde yaptığımız meşru müdafaadır. 5 yıla yakın tüm görüntülere rağmen kardeşim cezaevinde tutuluyor. Biz aynı talebi hastane davası için de istiyoruz. Açın o davayı yine bizi suçlu gösterin" şeklinde konuştu.    'Adalet sağlanıncaya kadar nöbetten vazgeçmeyeceğiz’   "Hastanede gerçekleştirilen katliamla ilgili bir tutuklu bulunmamaktadır" diyen Ferit, resmi kurumların tüm kapılarının kendilerine kapatılmasından sonra Adalet Nöbeti’ne başladıklarını dile getirdi. Ferit, "Adil bir yargılama olsaydı tutuklu kardeşim aramızda olurdu. Bu nöbete annemle beraber yemin ederek başladık, adalet sağlanıncaya kadar da ayrılmayacağız. Bu olay başımıza gelmeden önce hayatımızda adliyeye yolumuz düşmedi. Adliye şuanda evimiz olmuştur. Adalet sağlanıncaya kadar da nöbetten vazgeçmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.    ‘Cezasızlık zihniyet meselesidir’   Diyarbakır Barosu eski Başkanı avukat Mehmet Emin Aktar ise, cezasızlığa değindi. Cezasızlığın nedeninin yasaların uygulanmaması olduğunu kaydeden Mehmet, “Cezasızlık sadece kanun ve yasa meselesi değildir. Zihniyet meselesidir. Siz birine işkence yapmasını söylerseniz, ona güvence verirsiniz. Türkiye'deki cezasızlığın nedeni budur. Öyle olunca da mağdurlar suçlanıyor. Hakkında 13 dava açılan Emine Şenyaşar gibi. Tahir Elçi cinayetinde ulusal ve uluslararası mücadele sonucunda dava açıldı. Benzer şey burada da olacak. Urfa'da bunu büyütmediğimiz sürece Şenyaşar ailesinin başına gelenlerde de bir yargılama olmayacak. Güçlü bir tepki olmadığı müddetçe bir yargılama açılmayacak. Ülkedeki cezasızlık birçok uluslararası kurum tarafından dile getirilmeye başlandı. Türkiye'de cinayet suçtur. İşkence de yasada suçtur. İstenirse hepsi aydınlatılır, cezalandırma sağlanır. Sivil kontrol mekanizmalarını oluşturmak gerekiyor.  Bu mekanizmalar olmadığı sürece eksik kalınır."    Özgürlük ve güvenlik hakkı   Son olarak konuşan avukat Günal Kurşun ise, "Özgürlük ve güvenlik" hakkına dikkat çekti. Anayasada yer alan bu hakkın içeriğine değinen Günal, AİHM'in kararlarını örnek gösterdi. Gözaltına alınmalara ilişkin de avukatları bilgilendiren Günal, gözaltı merkezlerindeki kayıt defterine kişinin gözaltına alınıp alınmadığına bakılmasının önemine değindi.   Sempozyum, katılımcılara plaketlerin verilmesinin ardından son buldu.